Ülkemizde asgari ücretin 1 Ocak itibarıyla 22.104 TL’ye yükseltilmesi, pek çok kişiyi sevindirirken aynı ölçüde endişeleri de beraberinde getirdi. Kimi bu artışın enflasyonu tetikleyeceğini düşünüyor, kimi ise alım gücünde gerçek bir artış olup olmayacağını sorguluyor. Peki, bu seviyedeki bir artış ekonomide hangi kapıları açacak ve ne gibi zorlukları karşımıza çıkaracak?
Öncelikle, asgari ücrete yapılan böylesi yüksek bir zammın, alım gücü üzerinde olumlu bir etkisi olacağı muhakkak. Gelir seviyesi düşük olan kesimlerin cebine giren para artınca, doğal olarak harcanabilir gelir de yükselecek. Bu da özellikle temel gıda, giyim ve konut gibi zorunlu ihtiyaçların karşılanmasında rahatlama getirebilir. Aynı zamanda, iç talep odaklı sektörlerde — perakende, hızlı tüketim ürünleri, hatta beyaz eşya veya elektronik gibi dayanaklı tüketim mallarında — belirgin bir canlanma yaşanması da mümkün.
Fakat işin enflasyon boyutuna bakıldığında, “yüksek asgari ücret, yüksek fiyatlar” döngüsüne girme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz. İşverenlerin artan işçilik maliyetlerini fiyatlara yansıtması kaçınılmaz. Üstelik enflasyonist bir ortam, sadece mal ve hizmet fiyatlarının yükselmesiyle sınırlı kalmıyor; bir de beklentileri şekillendiriyor. İşverenler, “nasıl olsa fiyatlar daha da artacak” diye düşünerek etiketleri yukarı çekmeye meyilli olurken, tüketiciler de “yarın daha pahalı olacak” endişesiyle bugün harcamayı tercih ediyor. Bu psikolojik etkileşim, talep yönlü enflasyonu iyice körükleyebiliyor.

Döviz kuruna gelince, asgari ücret artışı doğrudan bir etki yapmasa bile, dolaylı etkiler önem taşıyor. Yükselen ücretler, özellikle katma değeri düşük üretim alanlarındaki firmalar için maliyetleri artırıyor. Üretilen ürünler dış pazarlarda rakiplerine göre daha pahalı hale gelebilir. Bu da ihracat gelirlerini baskılama potansiyeline sahip. İhracat gelirlerinin azalması döviz dengesini sarsarken, yabancı yatırımcıların “yüksek enflasyon, yüksek risk” algısı yüzünden TL’den uzaklaşması kurda yukarı yönlü bir baskı yaratabiliyor.
Bütün bu tablo, aslında bize tek bir gerçeği işaret ediyor: Asgari ücreti artırmak, halkın refahını artırmaya yetmez. Eğer para politikasında ve maliye politikalarında gerekli önlemler alınmaz; enflasyonu dizginleyecek, üretimi ve ihracatı destekleyecek, işverenin de işçinin de üzerindeki mali yükü makul seviyede tutacak düzenlemeler yapılmazsa, bugün artan asgari ücretin yarın aynı alım gücünü koruması mümkün olmayabilir.
Özetle, 22.104 TL’lik asgari ücret başlangıçta yüzleri güldürecek olsa da enflasyon, döviz kuru ve işveren maliyetleri açısından dikkatli yönetilmesi gereken bir sürece girdiğimizi unutmamalıyız. Ücret politikaları, para politikaları ve yapısal reformlar arasında uyumlu bir iş birliği sağlanmadıkça, “yüksek ücret-yüksek fiyat” kısır döngüsünden çıkmak pek kolay olmayacak. Yani, ülkeyi yönetenlerin sorumluluğu büyük: Asgari ücreti artırmak tek başına yeterli değil; istikrarı sağlayacak sürdürülebilir bir çerçeve oluşturmak esas mesele.
