Türkiye bugün yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik olarak da tarihinin en kritik eşiklerinden birinden geçiyor. Dünyanın adeta büyük bir satranç tahtasına döndüğü bu dönemde, dış politikada verilen mücadele kadar içerideki koordinasyon da hayati önem taşıyor.
Ancak görünen o ki; Ankara’daki bazı siyasi ve bürokratik çevrelerle sokaktaki vatandaş arasındaki mesafe giderek açılıyor.
Bir tarafta, ilerleyen yaşına rağmen günde birkaç saat uyuyarak uluslararası krizleri Türkiye’den uzak tutmaya çalışan bir lider profili var… Diğer tarafta ise bu mücadeleyi aynı ciddiyetle taşıyamadığı yönünde eleştirilen bazı teşkilat yapıları ve siyasetçiler…
Asıl soru şu:
Siyasi iradenin mutfağında gerçekten neler oluyor?
Cumhurbaşkanı Erdoğan dış politikada yoğun bir diplomasi trafiği yürütürken, içeride bazı alanlarda oluşan koordinasyon eksikliği artık tabanda daha görünür şekilde hissediliyor. Özellikle toplumun hassasiyet gösterdiği sokak güvenliği, aile yapısı, nafaka sistemi ve ekonomik düzenlemeler gibi konularda bazı siyasi aktörlerin ortaya koyduğu tutumlar, vatandaş nezdinde soru işaretlerine neden oluyor.
Hal yasası gibi doğrudan vatandaşın mutfağını ilgilendiren düzenlemelerde yaşanan ağır ilerleyiş ya da bazı sosyal meselelerde toplumun beklentilerinden uzak kalan açıklamalar, “Ankara sahayı yeterince okuyabiliyor mu?” sorusunu gündeme taşıyor.
Ekonomik cephede ise tablo daha da dikkat çekici…
Serbest piyasa düzeninin denetim ayağında oluşan zafiyet algısı, vatandaşın en temel şikâyetlerinden biri haline gelmiş durumda. “Serbest piyasa” kavramının bazı fırsatçı yapılar eliyle kontrolsüz fiyat düzenine dönüşmesi, özellikle dar gelirli vatandaşın yaşamını doğrudan etkiliyor.
Bugün büyükşehirlerde yaşayan milyonlarca emekli, asgari ücretli ve küçük esnaf; kira, gıda ve temel ihtiyaç fiyatları arasında sıkışmış durumda.
Bir başka dikkat çeken konu ise reel sektördeki kırılganlık…
Finansmana erişimde yaşanan sorunlar, yüksek faiz baskısı, konkordato haberlerindeki artış ve piyasadaki daralma sinyalleri; ekonominin bazı alanlarında alarm zillerinin çaldığı yönündeki yorumları güçlendiriyor.
Fakat belki de en kritik mesele şu:
Sahadaki gerçekler Ankara’ya olduğu gibi ulaşıyor mu?
Çünkü siyasi tarih göstermiştir ki; liderlerin en büyük riski çoğu zaman muhalefet değil, çevresinde oluşan “her şey yolunda” atmosferidir. Sokaktan yükselen rahatsızlıkları filtreleyen, toplumsal tepkiyi küçümseyen veya pembe raporlarla süreci olduğundan daha iyi gösteren anlayışlar, uzun vadede siyasete en büyük zararı verir.
Bugün rakip siyasi oluşumlarda yaşanan tüm tartışmalara rağmen ortaya çıkan durağan tabloyu yalnızca dış etkenlerle açıklamak eksik olur. Vatandaş artık slogan değil, doğrudan hayatına dokunan sonuç görmek istiyor.
Çünkü insanlar artık süslü sunumlara değil;
pazardaki etikete,
mutfaktaki yangına,
kiraya,
çocuğunun geleceğine bakıyor.
Halkın ferasetiyle büyüyen siyasi hareketlerin en büyük gücü, sahayla bağını koparmamasıdır. Bu nedenle Ankara’daki bazı yapıların rehavet psikolojisinden çıkıp toplumsal gerçeklikle yeniden yüzleşmesi gerekiyor.
Zira dış politikada verilen tarihi mücadelelerin içerideki liyakat sorunları, iletişim kopuklukları veya ekonomik uygulama hatalarıyla gölgelenmesi; yalnızca siyasete değil, ülkeye de zarar verir.
Millet artık “toz pembe raporlar” değil;
somut iyileşme görmek istiyor.
Ve Ankara’nın bazı koridorları bunu artık duymalıdır.
#SiyasiAnaliz #ToplumsalEleştiri
