Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin raflarında şu an 804 fezleke bekliyor. Evet, yanlış duymadınız: Sekiz yüzü aşkın dosya, milletvekillerinin dokunulmazlık zırhının arkasına gizlenmiş durumda. Vatandaşın en küçük adli meselesi bile anında mahkeme kapısına taşınırken, vekillerin dosyaları yıllardır işleme alınmıyor. İşte asıl adaletsizlik budur.
Anayasa’nın 10. maddesi açık: “Herkes kanun önünde eşittir.” Peki o zaman şu soruyu sormak hakkımız değil mi? Milletvekilleri neden eşitlikten muaf? Eğer milletvekilliği, suç işlemeyi erteleme ya da cezasız kalma hakkı veriyorsa, bu ülkenin hukuk düzeni kağıt üzerinde kalmış demektir.
Kürsü dokunulmazlığına evet! Çünkü fikir özgürlüğü Meclis’in kalbidir. Ama bunun ötesinde, yolsuzluk, rüşvet, terör bağlantısı, görevi kötüye kullanma gibi suçlarda dokunulmazlık zırhı kabul edilemez. 804 fezlekenin raflarda çürümesi, millet iradesinin de itibarsızlaşmasıdır.
Bugün iktidar da muhalefet de fezlekeleri bir tür siyasi koz olarak kullanıyor. Gündeme almak istediklerinde raftan indiriyorlar, işlerine gelmediğinde unutturuyorlar. Bu tutum, Meclis’i milletin güven duyduğu bir kurum olmaktan çıkarıyor, siyasi hesapların pazarlık masasına çeviriyor.
Bugün 804 fezlekenin bekletilmesi sadece bir rakam değil, bu ülkenin hukuk sistemine sıkılmış bir kurşundur. Her dosya, Meclis’in raflarında değil, aslında milletin vicdanında yargılanıyor. Adalet geciktikçe toplumda “bu ülkede hukuk güçlüye var, zayıfa yok” algısı kökleşiyor. Bu da demokrasinin altını oyan en büyük tehlikedir.
Unutulmasın: Dokunulmazlık zırhı ile suçların üstü örtülemez. Tarih, hangi vekilin hangi fezlekeyle anıldığını kaydediyor. Bugün kurtarıldığını sananlar, yarın milletin hafızasında mahkûm olacaklar. Gerçek çözüm, dokunulmazlığın yalnızca kürsüyle sınırlanması ve herkesin yargı önünde eşitlenmesidir. Çünkü bu milletin istediği şey lüks değil, sadece adalettir.
