Günümüz dünyasında zenginlik çoğunlukla tüketimle ölçülüyor.
Ne kadar çok şeye sahipsen, o kadar başarılı ve mutlu olduğun varsayılıyor.
Oysa insanlık tarihine biraz yakından baktığımızda, asıl huzurun sadelikte, asıl zenginliğin kanaatte saklı olduğunu görürüz.
Zenginliği fakir gibi yaşamak…
İlk bakışta çelişkili gibi duran bu ifade, aslında hayatın özüne dair önemli bir gerçeği fısıldar bize.
Sahip olmakla yetinmek arasında derin bir fark vardır.
İnsan çok şeye sahip olabilir ama eğer yetinmeyi bilmiyorsa, kalbi hep yoksuldur.
Tam tersine, kişi azla yetinmeyi öğrenmişse; sade bir sofrada, küçük bir evde, gösterişsiz bir yaşamda büyük bir huzur bulabilir.
Gerçek zenginlik, daha fazlasını almakta değil, daha azla mutlu olabilmektedir.
Tüketimin teşvik edildiği, gösterişin yüceltildiği çağımızda bu düşünce neredeyse bir direniş biçimi haline gelmiştir.
Lüks içinde yaşarken sade kalabilmek, insanın sadece malı değil, nefsini de yönettiğini gösterir.
Zengin biri eğer fakir gibi yaşamayı seçiyorsa, bu bir mahrumiyet değil, bir bilinç tercihidir.
Gösteriş yerine tevazu, israf yerine sadelik, bencillik yerine paylaşım… Böyle bir hayat tarzı hem insanın iç huzurunu besler hem de toplumun dengesine katkı sağlar.
İslam geleneğinde de "İsraf etmeyin" uyarısı, "Kanaatkâr olun" tavsiyesi sıkça geçer.
Hz. Muhammed’in yaşam tarzı, bu düşüncenin en sade ve güçlü örneğidir.
O elinin altındakileri kullanabilir, rahat yaşayabilirdi. Ama o, sade yaşadı. Gösterişi değil, tevazuyu tercih etti. Hem de bulunduğu topluma birisi göz attığında, toplumdan hiç fark edilmeyecek kadar. Günümüzün tam tersi.
Bugün dünyada kaynaklar giderek tükeniyor.
Açlık, adaletsizlik, çevresel krizler artık hepimizin sorunu.
İşte tam bu noktada zenginliğin hakkını vermek,
Onu adaletle paylaşmak ve gösterişten uzak yaşamak artık ahlaki değil, aynı zamanda yaşamsal bir sorumluluk haline gelmiştir.
Zenginliği fakir gibi yaşamak, sadece bir yaşam tarzı değil, insan kalmanın, vicdanlı olmanın, dünyaya yük değil katkı vermenin bir yoludur.
Böyle yaşayanlar, mutluluğu ve huzuru hissederler.
Yalnızca kendilerini değil, dünyayı da hafifletirler.
Gerçek huzuru yaşarlar.
Tavsiye ederim.