İnsan tokken dünyayı değiştirmeyi düşler, açken yalnızca bir sonraki lokmayı düşünür.
Bazı toplumlar için özgürlük, hayallerin rafında tozlanan birkitap gibidir, varlığı bilinir ama aç karınla sayfaları açılamaz.
Öncelik hep aynıdır.
Karın doyacak.
Peki neden?
İşte bu sorunun cevabı, sadece ekonomide değil, yüzyılların hafızasında ve kültürün derinlerinde saklı.
Güvenlik ve hayatta kalma önceliğidir bu.
İnsan doğası önce hayatta kalmayı ister.
Açlık, barınma ve güvenlik, beynin en ilkel bölümünde kodludur ve en eskisidir.
Karın tokluğu, bu güvenliğin ilk adımıdır.
Aç bir insan için özgürlük, uzak bir kıyıda parlayan ama yüzülemeyen bir adadır.
YOKSULLUK KÜLTÜRÜ
Kıtlık, savaş ve krizlerle yoğrulmuş toplumlarda “önce karnımız doysun” anlayışı bir gelenek gibi aktarılır.
Geçmişin açlık korkusu, bugünün özgürlük arzusunu bastırır.
EĞİTİMSİZLİK
Özgürlüğün anlamı, ancak bilinçle kavranır. Eğitimsiz toplumlar için bu kavram, soyut bir lüks olarak kalır. Açlık hemen, özgürlük ise geç hissedilir.
OTORİTEYE BAĞIMLILIK.
Bazı halklar, güçlü liderin ya da devletin “baba” gibi bakmasına alışır.
Bu alışkanlık, bireyin kendi ayakları üzerinde durma isteğini zayıflatır. “Yeter ki devlet baksın, karnımız doysun” düşüncesi, özgürlüğün önünde görünmez bir duvar örer.
KISA VADELİ DÜŞÜNME
Ekonomik sıkıntı içinde yaşayan insan, geleceğin haklarından çok bugünün ekmeğini önemser. “Önce bu akşamı atlatalım, yarın bakarız” anlayışı, özgürlüğün yolunu erteler.
Kısaca;
Tokluk bugünü kurtarır.
Özgürlük yarını inşa eder.
Sadece karnı tok olan toplum, günü geldiğinde ekmeğini de kaybedebilir.
Gerçek refah, ekmek ve özgürlüğü aynı sofrada buluşturabilen toplumların eseridir.
Aksi hâlde, sıcak ekmeğin buharı geçer, soğuyan sofrada sessizlik kalır.
Fakirlik.
Eğitimsizlik.
Hurafe düşünceleri yayanlar,sessizliği kalıcı kılar.
