Yeryüzünün dengesini bozanlara, adaleti çürütenlere, insanların hayatlarını karartanlara karşı, insanın içinden yükselen isyan duygusu çok derindir.
Mesela, hiçbir suçu olmadığı kesin olan bir insanın 10 yıl hapis yatmasına ve bunun sebebi kişisel ihtiraslar ise….
Devletin ihale ile sattığı tarım arazisinin 50 yıl sonra orman oluşması nedeniyle yargı kararı ile hazineye yeniden kaydedilmesi yasal düzenlemeye dayanmaktaysa da taşınmazların yerine rayiç bedeline uygun taşınmaz verileceği hükmü içeren yeni bir yasal düzenleme yürürlüğe girmesine rağmen, idarenin bilgisizliği ve buna göre oluşan yanlış yargı kararı ile kişinin bu hakkı gasp edilebiliyorsa….
Şu anda 4200 ek göstergeden emekli maaşı alan bir kişinin birçok emsali gibi 3600 ek göstergeye göre maaş almış iken 10 yıl boyunca aldığı farklar tamamen yanlış farklı bir yargı kararı ile geri alınmışsa, diğer emsaller için bu uygulama yapılmamışsa…
Küçücük çocukları, tecavüz edip öldürenlerin yaşam hakkı hala devam ediyorsa….
Her gün iki üç kadının yaşam hakkına son verenlerin kendi yaşam hakları devam ediyorsa….
Çok başarılı oldukları belli olan birçok gencin başarıları, ilave engelleyici yöntemlerle engellenebiliyorsa….
Mazlumlarının beddua etmeye hakkı var mıdır yok mudur?
Buna cevap verirken Peygamber Ölçüsüne bakmakta fayda var.
Hz. Muhammed’in hayatına baktığımızda, onun öfkesinin kişisel değil ilkesel olduğunu görürüz.
Kendisine yapılan zulümlerde affı tercih etmiş ancak, toplumsal adaleti çürüten sistematik kötülüklere karşı sert uyarılarda bulunmuştur.
Onun dili şöyleydi. [Kuran meallerinden öğrendiğimiz şekliyle]
“Allah’ım onları ıslah et.”
Ama, zulüm ısrarla sürüyorsa ilâhî adalete havale etmekten de geri durmadığını anlıyoruz. [Özellikle, yeryüzü dengelerini bozanlar, insanların işlerini zora sürenler, paraya altına mala tapanlar] için lanet olsun dediği söylenmektedir.
Buradan çıkan ölçü şudur.
İntikam duygusu ile değil, adalet duygusu ile konuşmak.
Anlıyoruz ki Mazlumun Feryadı Meşrudur.
Kur’an’ın ortaya koyduğu temel ilke açıktır.
Zulme uğrayanın sesini yükseltmesi haksızlık değildir.
Mazlumun duası ile Allah arasında perde olmadığına dair güçlü bir inanç vardır.
Çünkü mazlumun duası çoğu zaman bir kin değil, bir adalet çağrısıdır.
Ancak burada başka bir ağır sorun ortaya çıkıyor.
Zulmü Haykıranın Susturulması.
Bir toplumda zulüm kadar tehlikeli olan şey, zulmü dile getirmenin engellenmesidir.
Eğer bir insan haksızlığa uğramış, hakkını aramış, adalet talep etmiş ve haksızlığa uğramışsa ve buna rağmen susturuluyorsa, işte orada sadece bir birey değil, vicdan susturulmuş olur.
Zulüm iki aşamalıdır.
Haksızlığı yapmak.
Haksızlığı konuşanı bastırmak. [Bir komşu ülkede olduğu gibi.!] aşamalarına bakarsak.
İkinci aşama, birincisinden daha yıkıcıdır.
Çünkü artık mesele tek bir mağdur değil, hakikatin kendisi de mağdurdur.
Tarih boyunca adaletsizlikler çoğu zaman güçle korunmuştur.
Hakikat mağdur olmuş ama hiçbir zaman baskıyla yok edilememiştir.
Burada insanın beddua isteği ile ilgili ince bir çizgi olduğu ortaya çıkıyor ve bu çizgiyi kaybetmemek gerekir.
“Allah’ım adaletini göster.” demek başka.
“Onlar mahvolsun, çocuklarından bulsun sürünsün.” demek başkadır.
İlki adalet talebidir.
İkincisi yaralı bir kalbin çığlığıdır.
Mazlumun çığlığı da her zaman anlaşılırdır.
Fakat ahlâkî üstünlük, çığlığın içinde bile adaleti koruyabilmektir.
Yargı kararları kesinleşmiş olabilir.
Ama vicdanlarda kapanmayan dosyalar vardır….
Bir insanın 10 yılı elinden alınmışsa telafisi hiç mümkün değildir.
Bir çocuğun bir kadının hayatı geri gelmiyorsa, bunlar için uygulanan ceza muadili olmalıdır.
Bir ailenin emeği yok edilmiş, mülkü elinden alınmışsa, bunun karşılığı Rabbimin inisiyatifindedir, haklı ise başka bir yerden verecektir, hiç farkına bile varılmayacaktır.
Bunlar sadece hukukî bir mesele değil, insanlık meselesidir.
Ve bu noktada beddua bir hak gibi görünür.
Ama belki daha güçlü olan şudur:
“Allah’ım zulmü ortaya çıkar. Gerçeği görünür kıl. Susturulanların sesini yeniden dirilt.” Diyebilirsek daha gerçekçi ve Hz. Muhammed’in yaklaşımına daha yakın bir uygulama içinde olabiliriz.
Özetle;
Zulüm, sadece haksız kararlarla değil, susturulan seslerle büyür.
Ama tarih göstermiştir ki hakikat bastırılsa da kaybolmaz.
Mazlumun duası gecikebilir fakat, Allah’ın adaleti er ya da geç yerini bulur.
Asıl mesele, o gün geldiğinde kalbimizin hangi tarafta durduğudur.
Dilerim tüm dünyada hiçbir insan beddua etme ihtiyacı duymasın. Yoğruldukları su adalet olsun.
**Ya Rabbim, bir bomba ile parça parça edilen 85 öğrencinin sorumluları olan melun şeytanlara sen cezalarını ver….

Teşekkür ederim üstad harika olmuş selamlar