Suriye’de Devlet Geri Döndü, PKK Artık Fazlalık
Suriye’de bugün yaşanan şey bir barış süreci değil; açık bir hesap kapatma sürecidir. Şam yönetimi, on dört yıl sonra ilk kez haritaya bakıp “bu ülke benim” diyebilecek bir noktaya gelmiştir. Kuzeydoğuda SDG ile imzalanan entegrasyon anlaşması, sahada bir uzlaşıdan çok silahlı özerkliğin tasfiyesi anlamına geliyor. Devlet geri döndü, evet. Ama devletin geri dönmesi, herkesin bu dönüşü alkışladığı anlamına gelmiyor. Suriye bugün sessizliğin içine gömülmüş durumda; fakat bu sessizlik bir huzur değil, daha çok fırtına öncesi ağır bir hava gibi.
Bugüne kadar bilinçli ya da bilinçsiz şekilde aynı cümle içinde anılan üç yapı var: SDG, YPG ve PKK. Oysa sahadaki gerçeklik çok daha keskin. SDG, ABD şemsiyesi altında büyümüş, ama o şemsiye kapanınca yere çakılmamak için Şam’a yaslanmış bir askerî-idarî organizasyon. YPG, tüm ideolojik söylemine rağmen büyük ölçüde yerel; ailesi Kamışlı’da, mezarı Haseke’de olan kadrolardan oluşuyor. Onlar için entegrasyon bir ihanet değil, hayatta kalmanın başka bir adı. Üniforma değiştiriyorlar, sahneyi terk etmiyorlar.
Ama PKK öyle değil. PKK bu coğrafyanın parçası değil; misafiri. Hatta artık açıkça söylemek gerekiyor: yükü. Kandil’den gelen kadrolar için Suriye bir “devrim alanıydı”; bugün ise kapısı kapanan bir sahne. Şam’la yapılan entegrasyon anlaşması, PKK açısından bir siyasi yenilgi değil; tarihsel bir dışlanma. Çünkü bu süreç PKK’ya silah bırakmayı değil, sahneyi terk etmeyi dayatıyor. Ve hiçbir örgüt, özellikle ideolojik olarak donmuş yapılar, sahneden sessizce inmeyi sevmez.
Asıl kırılganlık tam da burada başlıyor. Çünkü PKK, bu sürecin doğal bir parçası değil; artık bu sürecin problemi. Şam’la anlaşan SDG’yi “satılmış”, YPG’yi “çözülmüş” ilan etmesi kimseyi şaşırtmamalı. Önümüzdeki dönemde suikastlar, sabotajlar, küçük ama ses getiren saldırılar görürsek bu bir sürpriz olmayacak. Bu, klasik bir kontrol kaybı refleksi. Alan daraldıkça şiddet artar. Kandil’den yönetilen bir aklın, Şam merkezli bir devlet restorasyonuna sessizce boyun eğmesini beklemek, Ortadoğu’yu hiç tanımamak demektir. PKK’nın önünde net bir gerçek var: Ya Suriye’den çekilecek ya da Suriye’de tamamen yalnızlaşacak. Üçüncü bir yol yok.
PKK’nın hesap edemediği asıl mesele ise şu: Bu kez yalnız. ABD yok. Rusya’nın umurunda değil. Şam düşman. Ankara kararlı. SDG bile artık aynı safta durmuyor. Bu kadar cephede aynı anda tutunmaya çalışan bir yapı, ideolojik sertliğiyle değil, jeopolitik yalnızlığıyla tanımlanır. PKK için Suriye sahası artık bir “direniş alanı” değil, hızla daralan bir tahliye koridorudur.
Türkiye açısından tablo nettir. Ankara bu süreci bir “normalleşme” değil, açıkça bir güvenlik temizliği olarak okumaktadır. Şam’la kurulan açık ya da örtük her temasın merkezinde tek bir dosya vardır: PKK’nın Suriye’den tamamen çıkarılması. Bu geçici bir mutabakat değil, nadir görülen bir stratejik kesişimdir. PKK’nın Suriye’de kalıcı bir silahlı varlık sürdürme ihtimali artık askeri değil, sadece teorik bir ihtimaldir. Silah çok olabilir, motivasyon yüksek olabilir; ama jeopolitik zemin yoksa silah da yalnız kalır.
Elbette Suriye’de devletin geri dönmesi her sorunu çözmüyor. Bu devlet demokratik mi, kapsayıcı mı, adil mi — bunlar ayrı ve meşru tartışmalar. Ama şu tartışmasız: Bu devlet, silahlı ideolojik yapılara alan açmayacak. SDG uyum sağlayacak. YPG eriyecek. PKK ya çekilecek ya da ezilecek. Ortası yok. Geçiş dönemleri kanlı olur, evet. Ama yön değiştiyse, direnenler sadece daha sert bir sona yürür.
Suriye bugün bir devleti yeniden inşa ediyor. Bu, romantik bir devrim hikâyesi değil; sert, pazarlıklı, kirli dosyalarla dolu bir restorasyon süreci. Önümüzdeki aylar daha sakin olmayacak. Tam tersine, en tehlikeli dönem şimdi başlıyor. Ama büyük resim net: Silahlı özerklik dönemi kapanıyor, ideolojik milisler tasfiye ediliyor, devlet aklı sahaya geri dönüyor.
Ortadoğu’da bazen en tehlikeli cümle şudur:
“Artık size ihtiyaç yok.”
PKK bugün tam olarak bu cümleyle karşı karşıyadır.
Ve Ortadoğu’da yön belli olduysa, gerisi sadece zamandır.

