Profesör Dr. Ö. TÜRECİ ve Uğur ŞAHİN Türkiye’de olsaydı Covid-19 aşısını geliştirip insanlığa sunabilir miydi? Mümkün değil. Ülkemizde idealist mesleğini çok iyi yapan bilim insanları yok mu? Elbette var ancak hiç birisi yaptığı çalışmaları, sırtını güce dayamış ve bilimsel çalışma yerine haber programlarında siyaset yapan meslektaşlarını geçip ilgili yerlere ulaştıramaz. Özel veya Devlet 200’ün üzerinde üniversitemiz var birçok üniversitede bilimsel araştırmalar için ayrılan yasa ile güvence altına alınmış kaynak mevcut. Bu kaynak bünyesinde hastane olan Devlet üniversitelerinde Sosyal Güvenlik Kurumuna sunulan sağlık hizmetleri karşılığı elde edilen ve diğer döner sermaye gelirlerinin % 5’inden oluşmakta, yılda 10-30 Milyon lira üzerinde ve Bilimsel Araştırma Payı adıylaanılır. Bu paraların bilimsel araştırmalar için harcanması gerekiyor, hadi öyle de oluyor diyelim. Peki bugüne kadar hiçbir üniversite bilim adamınınülkenin kaderini değiştirecek herhangi bir buluşa veya yeniliğe imza attığını duydunuz mu, gördünüz mü? Ben görmedim ve duymadım. Her ne kadar daha az su ile yetişen çim, organ nakli vs. gibi çalışmalar ve uygulamalar var ise de devede kulak misali ülke kaderini değiştirebilecek nitelikte değil. Her yıl, hazineye intikal etmesi gerekirken kayıt dışına çıkarılan veya yurt dışına kaçırılan, yılda yaklaşık 70 milyar liranın olduğuna ilişkin, ayrıca kayıt dışılık ile sahte faturacılığı sona erdirecek uluslararası sempozyumda kabul görmüş çalışmamı, bütün gayretlerime rağmen uygulayıcı makamlara iletememiş olmam idealist bilim adamlarının suskun kalmasına da örnek teşkil ediyor ve mevcut kaynaklar; Daha az su ihtiyacı olan çim örneğinde olduğu gibi bilimsel çalışmalar. Organ nakli ve benzeri uygulamalar. Görevleri gereği bütçeden tahsis edilmiş özel ödenekleri olan ve bilimsel araştırma projesi kapsamında gösterilen Kalite Yönetim Sistemi benzeri her yönü ile zaten mevzuatı mevcut İç Kontrol Sistemine yönelik çalışmalar. En basit kazılar. Proje ile ilgisi olmayan başka malzeme alımlarına ve benzer alım ve yapım işleri için kolay harcama yöntemleri olduğundan israf ediliyor. Desteklenecek projelerin seçimi etkililik ve verimlilik dikkate alınmadan tamamen yasal olmayan saiklere dayandırıldığından genelde hiçbir sonuç alınamıyor. Peki on yıllar öncesinde Zatürre veya Grip aşısı üretebilen ülkemizde üniversiteler neden böyle. Birçok rektör ve öğretim üyesi, akademisyen, sanki kendi görevleri yokmuşçasına neredeyse 24 saat televizyonlarda hiçbir anlamı olmayan, bir siyasinin söylediği bir cümlenin ne anlama geldiğini tartışıyor. Bir kısım öğretim elemanı kamu kaynağından pay almanın yasal yollarını araştırıyor. Birçoğu ise günlerini, daha çocuklukta beyinlerine bulaştırılan cahiliye dönemi virüslerinin etkisiyle hem bilime hem yüce dinimize kötülük yapmakla geçiriyor. İdealist, bilgili ve liyakatli diyebileceğimiz bilim adamı niteliğindeki akademisyenler sindirildiğinden üretme ortamı oluşturamıyor. Alım ve yükselmelerde liyakat ve niteliğe önem verilmiyor. Alımlarda yazılı olmayan yeni kriterler oluşmuş ve bu kriterlerin başında siyasetçi yakını olma, eş dost akraba olma geliyor. Bir kısım Rektör her yıl verilen kadroları eşine, damadına, siyasetçi yakınlarına, çocuklarına kullanma derdinde. Bizler de; Oluşan liyakat uzağı kadrolardan aşı üretmesini, iktisadi reformlar yapmalarını, para politikaları oluşturmalarını bekliyoruz. Biraz zor. Yani;Prf. Dr. Ö. TÜRECİ ve Uğur ŞAHİN ülkemizde olsaydı, Covit 19 Aşısını geliştirmek bir yana GÖZ AŞISI veya KALEM aşısı dahi yapamazdı. Profesör olabilirlermiydi? O da şüpheli. Ayrıca;Ortak aşı üretimi için arayışta olan bu kişiler ile ülkemiz görüşme yapıyor mu? Gerçekten merak ediyorum. Profesör olmak insana değer katmaz, insana değer katan yaptıklarıdır. Ö.TÜRECİ ve Uğur ŞAHİN’e değer katan da profesör olmaları değil yaptıklarıdır.
