Namaz, yalnızca belirli vakitlerde yerine getirilen bir ritüel değildir.
Namaz, hayatın tamamına nüfuz etmesi gereken bir bilinçtir.
Secdeyle yere kapanan alın, eğer günlük hayatta doğruluktan uzaklaşıyorsa, o secde eksik kalmıştır.
Çünkü ibadet, sadece eda edildiği anla sınırlı değildir.
Asıl anlamını, o andan, sonra hayatın içinde gösterdiği etkide bulur.
Namazdan sonra hâlâ Allah’tan başkaları üzerine yemin ediyorsan.
Kaderi cinlere, nazara ya da büyüye teslim ediyorsan, harama el uzatıyorsan, ahlak dışı davranışlar sergiliyorsan, şeyhten, gavstan medet umuyorsan… O zaman her rekâtta söylediğin “yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz” sözünün ağırlığını taşımıyorsun hatta şirke bulaşıyorsun demektir.
İbadet, dilin tekrarı değil, kalbin ve davranışın tasdikidir.
Asıl soru şudur:
Namazdan sonra elini temiz tutabiliyor musun?
Ana-babana iyilik yapıyor musun?
Komşun senden razı mı?
Yolda gördüğün bir engeli kaldıracak kadar sorumluluk hissediyor musun?
İşte bu sorulara verilen cevaplar, neye ve kime şahitlik ettiğini ortaya koyar.
İnanç, insanı daraltan değil, genişleten bir ufuk olmalıdır.
Kendi inancından farklı olanları yok sayacak kadar daraldığında, aslında varlığın zenginliğini kaybedersin.
Kudreti ve bilgisi sınırsız olan Allah, hiçbir zihnin sınırlarına hapsedilemez.
“Nereye dönerseniz, Allah oradadır” hakikati, bu genişliğin en açık ifadesidir.
Bu, Kuranı Kerimde geçiyor.?
İnsan, çoğu zaman kendi zihninde bir Tanrı tasavvuru kurar ve onu mutlak gerçek sanır.
Bu yüzden farklı düşünenleri küçümsemek yerine, bunun çoğu zaman bir bilgi eksikliğinden değil, alışkanlık ve konfor alanından kaynaklandığını görmek gerekir.
Cehalet, sadece bilmemek değildir, bazen bilmemeyi tercih etmektir.
Düşünün;
Bir domuza ne kadar banyo yaptırırsanız yaptırın, ilk fırsatta çamura koşar çünkü, doğası budur.
Kurbağa, akrebi sırtında nehrin karşısına taşır ama akrep yine de onu sokar çünkü, o da doğasından vazgeçemez.
İnsan için de benzer bir durum söz konusudur.
Zihnini vasatlık üzerine kurmuş, gerçeğe sırtını dönmüş birine hakikati anlatmak çoğu zaman sonuç vermez.
Gerçeği maddi olarak gösterseniz bile “görmedim” der. Çünkü görmek istemez.
Bu noktada insanın kendine sorması gereken soru var.
Ben hakikati gerçekten arıyor muyum, yoksa bildiklerimin konforunda kalmayı mı seçiyorum? Eğer ikincisi ise, ibadetler de bir süre sonra sadece alışkanlığa dönüşür, ruhunu kaybeder.
Özetle;
Namazın değeri, secdeden sonra başlar.
Eğer ibadet, insanı daha adil, daha merhametli, daha dürüst birine dönüştürmüyorsa, o ibadet, amacına ulaşmamış demektir.
Hakiki kulluk, sadece kıyamda, rükûda ve secdede değil.
Hayatın her anında kendini göstermelidir.
Namaz, kılındıktan sonra bir hafta günah işleme özgürlüğü sağlamaz, hayatın her alanına yayıldığında, günah işlemeye engel olan güzelliktir.
