İNSAN NEDEN KÖTÜLÜK YAPAR?
Düşündüm…
İnsan neden kötülük yapar?
Neden hırsızlık, dolandırıcılık yapar, şiddete bulaşır?
Neden masum çocukları katleder, kadınlar ve insanlar zarar görür?
Gündeme baktığımızda;
Çocuklara yönelik suçlar, kadınlara yönelik şiddet, bireysel saldırılar, yolsuzluk ve benzeri birçok üzücü olayla karşılaşıyoruz.
Her biri toplumda derin izler bırakıyor.
Ama zaman geçtikçe çoğunu unutuyoruz. Çünkü daha ağırları ile karşılaşıyoruz.
Sanki hiç yaşanmamış geçmişte kalan tahribat.
Bazen de insanların kazançları, yaşam tarzları ve davranışları sorgulanır hale geliyor.
O zaman şu soru kaçınılmaz oluyor.
Doğru ile yanlış arasındaki çizgi neden bu kadar bulanıklaştı?
Oysa insan;
Doğası gereği kötüden vazgeçip iyiyi, güzeli yapabilecek bir varlık.
Bu yüzden nasıl yetiştirildiği, ne öğrendiği ve hangi değerlerle büyüdüğü belirleyici oluyor.
Özellikle eğitim sisteminde;
Eğer sorgulama yoksa, eğer eleştirel düşünce gelişmemişse, yanlış bilgi çok kolay “doğru” gibi kabul edilebiliyorsa.
Ağır sonuçlar doğurabiliyor.
Din, edep ve ahlak ise bu noktada çok önemli ve en güçlü rehberlerden biri olmalı. İnsanı iyiliğe yönlendiren, kötülükten uzak tutan bir pusula gibi.
Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkıyor:
Bu değerler gerçekten doğru mu anlatılıyor?
Örneğin; Ankebut Suresi 45. ayette namazın “insanı kötülükten ve hayasızlıktan alıkoyduğu” açıkça ifade edilir.
Yani ibadetin amacı, insanı dönüştürmek, yanlışlardan uzaklaştırmaktır.
Buna karşılık, bazı dini anlatımlarda ve hutbelerde hem de, Hz. Muhammed’e atfedilerek
“C… namazını eda eden kişinin, o C… ile bir sonraki C… arasında işlediği günahların affedileceği” yönünde ifadelerin yer alabildiği görülebiliyor.
Bu tür ifadelerin nasıl anlaşılması gerektiği çok önemli, özellikle Yüce Peygambere atfedildiğinde karşılık buluyor.
Ama bu söylem doğru değil ise ki değil, o zaman önemli bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor.
Çünkü bu söylem, bağlamından koparılıyor ve kötü niyetli kesim tarafından güzel dinimize karşı iştahlı bir şekilde kullanılıyor.
Böyle bir söylem yayıldıkça, “suya atılan bir taşın oluşturduğu çemberin nasıl yayılarak büyüdüğü” gibi;
Bir çok kişi ve yapıda “yanlış yapılır, sonra telafi edilir” gibi bir düşünce oluşturuyor, dinimizde asla olmayan, günah çıkarma gibi bir ritüele dönüşüyor.
İşte burada ciddi bir risk ortaya çıkıyor.
Eğer bir insan,
“Yanlış yaparım ama sonra affedilirim” düşüncesine kapılırsa ibadet, insanı kötülükten uzaklaştıran bir bilinç olmaktan çıkıyor.
Yanlış davranışları affettiren, hafifleten bir araç gibi algılanmaya başlıyor.
Bu ise; İnsanı asıl durduran, kötülükten alıkoyan şey olan akıl ve sorumluluk bilincini zayıflatıp, içindeki hesap verme duygusunu iyice zayıflatıyor.
Bu duygu zayıfladığında;
Yanlışlar kolaylaşıyor.
Vicdan sessizleşiyor.
Ve insan kendine gerekçeler üretmeye başlıyor. Bunun sonu da kötülük oluyor.
Elbette kötülüğün tek bir nedeni yoktur;
Eğitim eksikliği, yanlış bilgiler, sosyal etkiler ve bireysel tercihler iç içe geçmiş durumdadır.
Ama şu açıktır:
Yanlış anlaşılan veya eksik aktarılan bilgiler, en tehlikeli sonuçları doğurabilir.
Bu nedenle çözüm de çok yönlü olmalıdır.
Daha adil bir sistem.
Daha nitelikli bir eğitim.
Doğru bilgiye erişim.
Eleştirel düşünce.
Güçlü bir vicdani sorumluluk duygusu.
Ayrıca, dini konuların sağlıklı ve doğru anlaşılabilmesi için, Kur’an’ın Türkçe anlamının bireylerce anlaşılır şekilde öğrenilmesi büyük önem taşır.
Bu çerçevede, Kur’an’ın içeriğinin eğitim süreçlerinde, doğru bağlam ve uzmanlıkla ele alınması, bireylerin bilinçli, sorgulayan ve sorumluluk sahibi bir anlayış geliştirmesine katkı sağlayacaktır. Bu kesin.
En önemlisi:
İnsanın yaptığı her davranışın sorumluluğunu her zaman gerçekten hissetmesi, gerekiyor.
Çünkü…
İnsan, yaptığı yanlışı gerçekten “yanlış” olarak görmediği sürece, haklı olarak yaptığını zannederse, hiçbir şey değişmez, değişmeyecektir.
