Birçok idari yargıda farklı değerlendirilen bazı kanun maddelerinin Türkçe diline göre yorumlanmasında hatalar olduğu düşüncemi paylaşıp, fikirlerini almak amacıyla arkadaşımla birlikte, Hukuk Fakültesin öğretim üyesi ve aynı zamanda idari görev yapan bir Profesör hanımefendiye görüşmeye gittim.
Bu gibi durumlarda bazan farklı davranışlarla karşılaştığım için, bu defa gerçekten şaşırdım.
İnanılmaz kibar ve bir o kadar nazik bir hanımefendi ile karşılaşınca, görüşlerimi de açıkça söyleme fırsatım oldu.
Daha önemlisi de kendi görüşlerini tüm açıklığı ile belirterek, örnekler vererek gençlerin üniversiteye gelirken neredeyse boş geldiklerini de belirterek konuya katkı vermesi düşünceme ilave destek sağladı.
Hukuk Eğitimi ve Dil Sorunu ile ilgili bana cesaret veren katkıları için kendisine ve arkadaşıma teşekkür ederim.
Gelelim konuya ve ulaştığım sonuca;
Hukuk yalnızca kanun bilgisi değildir; Kelimenin sınırını, cümlenin yükünü ve anlamın yönünü doğru okuyabilme sanatıdır.
Buna rağmen, hukuk fakültelerinde dil eğitimi hâlâ tali bir alan gibi görülüyor.
Oysa dili zayıf bir hukuk düzeninin, adalet üretmesi de zordur.
Türkiye’de hukuk eğitimi yıllardır tartışılıyor.
Fakülte sayıları konuşuluyor.
Kontenjanlar eleştiriliyor.
Mesleğe giriş sınavları gündeme geliyor.
Staj sistemi sorgulanıyor.
Fakat; Bütün bu tartışmaların ortasında, çoğu zaman sessizce geçiştirilen çok temel bir eksiklik var.
Bu; Hukuk öğrencisine Türkçe dilinin hakkıyla öğretilmesi konusu.
Bu eksiklik sıradan bir müfredat açığı değildir.
Çünkü hukuk, sanıldığı gibi yalnızca kanun maddelerinden.
Usul kurallarından.
İçtihatlardan ibaret bir alan değildir.
Hukuk, dil üzerinden işleyen bir düşünce sistemidir.
Bir hukukçunun en güçlü aracı;
Cübbesi değil.
Hafızası değil.
Hatta mevzuat bilgisi bile değil.
Dilin kendisidir.
Hukukçu, sürekli olarak anlamın peşinde koşar anlamı bulmaya çalışır.
Hukuk büyük cümlelerde değil, küçük kelimelerde saklıdır.
Hukukçu, “ve” bağlacı ile “veya” bağlacı arasındaki farkı iyi bilmelidir.
“ancak” kelimesinin hangi cümleye, hangi kelimeye veya hangi cümleler ve kelimelere bağlandığı, hükmün genel kural mı yoksa istisna mı olduğu o kadar önemli ki bir davanın kaderini değiştirebilir.
Bir virgülün yeri.
Bir tanımın kapsamı.
Bir ifadenin sınırını, milyonluk uyuşmazlıkları, mülkiyet hakkını, özgürlüğü hatta insanın bütün hayatını etkileyebilir.
Bu, ortada duran bir gerçek iken, hukuk fakültelerinde dil eğitiminin hâlâ yüzeysel ve sembolik düzeyde kalması gerçekten düşündürücüdür.
Bugün birçok hukuk fakültesinde “Türk Dili Edebiyatı ” dersi bulunuyor.
Fakat, gençlerin lise eğitimindeki eğitim boşluk yanında bu dersler çoğu zaman, aynı kalıpla sunulan ortak zorunlu derslerden biri olarak işleniyor.
Bunlar; Yazım kuralları, noktalama işaretleri, anlatım bozuklukları, paragraf bilgisi ve genel kompozisyon gibi başlıklar içeriyor ve elbette gereklidir ancak, hukuk öğrencisinin ihtiyacı bunun çok ötesindedir.
Hukuk öğrencisi.
Norm okuyan. Anlam ayıklayan. Yorum kuran.
Kavram sınırı çizen ve metin üzerinden muhakeme yapan kişidir.
Dolayısıyla alması gereken dil eğitimi, genel Türkçe dersi değil, doğrudan mesleğe temas eden bir eğitimi olmalıdır.
Ne var ki Türkiye’de hukuk eğitimi dili merkeze alan bir anlayışla değil, daha çok mevzuat merkezli ve ezber ağırlıklı bir anlayışla oluyor.
Çoğu zaman maddenin nasıl okunacağı, nasıl yorumlanacağı, nasıl yazıya döküleceği ve nasıl savunulacağı yeterince öğretilmiyor.
Oysa hukuk bilgisi ile hukuk dili aynı şey değildir.
Çoğu zaman iyi hukukçu ile vasat hukukçu arasındaki fark, yalnızca bilgi farkı değil, ifade, kavrayış ve yorum farkıdır.
Burada bir başka önemli eksiklik daha karşımıza çıkıyor.
Edebiyatın hukuk eğitiminden neredeyse tamamen dışlanmış olması.
Bu çok önemli.
Çünkü edebiyat sadece roman, şiir ve kültürel bir süs alanı, yalnızca estetik değildir, edebiyat ve dil;
Niyeti,
Çelişkiyi,
Anlatımı ve sessiz bırakılan boşlukları okuma gücünü kazandırır.
Bu da zaten hukukçunun işidir.
Bir başka deyişle, iyi bir hukukçu yalnızca madde okumaz.
İnsanı da okuyabilmelidir.
Bu nedenle artık hukuk fakültelerinde yüzeysel Türkçe dersleriyle yetinmek yerine, doğrudan mesleğe dönük yeni bir dil eğitimi anlayışına ihtiyaç vardır.
Bunlar. Kanunların yanında.
Hukuki Edebiyat.
Türkçe Dili
Hukuk Türkçesi
Mantık vs. Ve bunlar ikna edici bir adaletin temelini oluşturur.
Çünkü gerçek hukukçu, yalnızca madde bilen kişi değildir. Kelimenin yükünü, ağırlığını. Cümlenin yönünü. Anlamın sınırını ve adaletin dilini bilen kişidir.
Gerçek hukukçunun yolu güçlü bir Türkçe eğitiminden geçer dolayısıyla tüm eğitim sistemindeki hastalıkların birlikte çözülmesi gerekiyor.
