Dünyanın Güneş etrafında döndüğünü ilk söyleyen Galileo’nun bu fikri dolayısıyla birçok sıkıntı yaşadığı ve kimsenin kendisine inanmadığını, üniversiteden ayrılarak, çalışmalarını devam ettirdiğini öğrenebiliyoruz.
Elektrik enerjisi üretimi, kitle iletişimi, ses kaydı gibi icatlara imza atan Edison’un ilk okulda algılama bozukluğu yaşadığı gerekçesi ile ailesine gönderildiğini de tarihi verilerden okuyabiliyoruz.
Daha çok örnek verebilirim.
Elbette, Galileo’nun yaptığı bir icat değil, mevcut olan ama bilinmeyen bir gerçeğin keşfi.
Edison’un yaptıkları ise başlı başına bir icat bir yenilik.
Bir şey var ki, herhangi bir icat veya yenilik üretmek için mutlaka bir akademik araştırma ya da akademik unvana sahip olmak şart değil.
Tahsili olmayan makul zekâ ve azme sahipbir kişinin çok önemli icat veya keşiflere imza atabileceğini bilmek gerekiyor.
Bu örnekler, her zaman çoğunluğun olduğu tarafın görüşünün haklı olmayacağını, tek kişi dahi olsa çoğunluğa karşı haklı ve doğru fikre sahip olunabileceğini açık olarak gösteriyor.
Benzer şeyleri ben de yaşıyorum dersem bana gülmeyin.
Bu konuda çok ciddiyim.
Ülkemizde şu anda enflasyon oranı oldukça yüksek ve halkın canını acıtıyor, tabi ülkenin de canı acıyor.
Ülkemiz sanayi ülkesi değil elbette ama ekonomik hareketliliğin sonucu hazineye intikal etmesi gereken vergiler tam olarak intikal etmiyor.
Sanki elek ile hazineye su taşıyoruz gibi.
Önemli bir kısım vergi yolda kayboluyor, bu kaybın yöntemleri de belli.
Gerçeği söylemek gerekirse vergi sistemimiz tamamen çökmüş, sahte faturacılık her tarafı sarmış, sistem kara para ve karartılmış paranın aklanmasının aracı haline dönüşmüş.
Bu hasta sistemi tedavi etmeyi hiç kimse de düşünmüyor.
Çünkü bu hastalıktan nemalananlar buna izin vermiyor.
Oysa ülkemize mahsus bir vergi sistemini, sahte fatura hastalığını otomatik sona erdirecek bir sistemi yürürlüğe koymak o kadar mümkün ki, işte bunu ilgili yerlere aktarmak için bütün çabalarım, engellere takılıyor. Galileo misali.
Sivil toplum kuruluşları, üniversite gibi çağdaş fikirlere sahip olması gereken kurum yöneticileri dahi bir yeni düşüncenin sadece akademisyenler tarafından ortaya konulabileceğini düşünüyorlar.
Üniversite aracılığı ile bu yeniliklerin gündeme gelmesi, bir akademisyen olmayan tarafından gündeme getirilmesi sanırım onları rahatsız ediyor.
Görüşmeye dahi tenezzül etmiyorlar. Ama kendi bünyelerinde bir üretim de yapamıyorlar.
Yeni bir vergi sistemi oluşturulsa ve bu sistemde;
KDV oranı %5 olsa. [Şu anda %20]
Yıllık Beyana dayanan gelir vergisi Gayri Menkul Sermaye İradı dışında vergiden muaf tutulsa.
Yıllık Beyana dayanan Kurumlar Vergisi,Finans kurumları, Tekel nitelikle bazı kurumlar ve Telekomünikasyon, Enerji kurumları dışındakiler vergiden muaf tutulsa.
[Et, Zeytin, Süt, Peynir, Ped, Mama ve Ekmek, vb.] gibi temel ihtiyaçlar KDV’nden tamamen muaf tutulsa. Dediğim gibi temel oran %5 olsa.
Vergi tahsilatı yarıya düşer diyeceksiniz değil mi?
Peki;
Dahilde Alınan K. D. Vergisinde, vergileme sistemini iki temel bileşenini önerdiğim dönme hızı sistemi ile değiştirdiğimizde yine fikriniz değişmez mi?
Değişsin;
Çünkü bu yöntemi uyguladığımızda, yıllık tahsil edilen vergiden [2-3,5 Trilyon lira][iki-üç buçuk trilyon lira] daha fazla yıllık vergi toplanması mümkün.
Bu, ülkemizdeki vergi kaybı ve kaçağının, yurt dışına kaçırılan vergideki vahameti de ortaya çıkaracak.
Üstelik, sahte faturacılık ortadan kalkacak.
Kayıt dışı önemli ölçüde ortadan kalkacak.
Hem de otomatik olarak.
Daha birçok kolaylık ortaya çıkacak.
İlimizde havanda su döven beyanatları gülerek izlerken, mücadele etmeye devam edeceğim.
Edison gibi.
