Türkiye, son yıllarda savunma sanayiinde küresel dengeleri değiştiren tarihi bir başarı hikâyesine imza attı. Dışa bağımlılığı yüzde 80’ler seviyesinden dip noktalara çeken ülkemiz, yıllık 10,8 milyar doları aşan savunma ve havacılık ihracatı ile dünya liginde aktör konumuna geldi.
Üstelik bu tablo; doğrudan uygulanan kotalara, örtülü ambargolara, çip krizlerine ve jeopolitik engellere rağmen yakalandı.
Bir jet motorunu sıfırdan tasarlamak, bir mikro çip teknolojisini yerlileştirmek veya yüksek hassasiyetli bir füze sistemini hayata geçirmek milyarlarca dolarlık bütçelerin ötesinde onlarca yıllık Ar-Ge ve yüksek nitelikli insan gücü gerektirir.
Türkiye, karar alıcıların iradesi ve mühendislerinin azmiyle bu zoru başardı.
Şimdi masadaki kritik soru şu: Savunma sanayiinde yazılan bu destanın mantığını, disiplinini ve stratejik aklını neden tarım ve genel sanayi sektörlerimize taşımıyoruz?
Güncel ekonomik tablomuz, potansiyelimiz ile mevcut durumumuz arasındaki makası açıkça gösteriyor:
Türkiye’nin yıllık toplam ihracatı 273,4 milyar dolar seviyesinde. Ancak ithalatımız 365,5 milyar doları bulduğu için yıllık 92,1 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı ile karşı karşıyayız.
Sanayi ihracatımız 194,8 milyar dolar ile ana omurgayı oluştursa da yüksek katma değerli ürün oranını artırma zorunluluğumuz sürüyor.
Müttefik coğrafyaların gıda krizleriyle boğuştuğu bir çağda tarım ihracatımız 36,4 milyar dolar bandında seyrediyor.
Oysa tarım ve sivil sanayi, doğası gereği savunma sanayi gibi sert diplomatik ambargoların veya stratejik kısıtlamaların gölgesinde bir saha değildir. Bir tarlayı modern sulama ve biyoteknolojiyle işlemek, yüksek katma değerli gıda üretmek veya bir fabrika kurup ihracat kapasitesini artırmak; uçak motoru yapmaktan teknik ve zamanlama açısından kıyaslanamayacak kadar hızlı sonuç verir.
Çin’in küresel ekonomiyi domine eden üretim modeli, disiplinli devlet planlaması ve organize üretim üslerinin eseridir. Türkiye de genç nüfusu, girişimci sanayicisi ve bereketli topraklarıyla trilyon dolarlık dış ticaret hacimlerine ulaşacak altyapıya sahiptir
Sanayi yükünü tek bir coğrafyaya yüklemenin hem deprem riski hem de lojistik maliyetler açısından taşıdığı riskler ortada. Bu noktada Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır tarafından duyurulan Sanayi Alanları Master Planı, Türkiye'nin üretim haritasını yeniden çiziyor.
Marmara’ya sıkışan sanayi gücünü Anadolu’ya yayacak olan dört devasa stratejik koridor planlandı: Samsun - Mersin Koridoru (İlk fazı hayata geçirilen stratejik hat) Mersin - Şırnak Koridoru, Sivas - Iğdır Koridoru, Trabzon - Şırnak Koridoru.
Bu ekonomik üretim ve pazarlama vizyonu; Üretimi karadan denize, Karadeniz’den Akdeniz’e bağlayan devasa bir endüstri ağıdır.
Anadolu’nun kalbine uzanan bu hatlar, lojistik maliyetleri düşürecek, tersine göçü başlatacak ve bölgesal kalkınma farklılıkları da ortadan kaldıracaktır.
Anklara'nın tüm Anadolu'yu kucaklayacak şekilde bir üretim master planı geliştirerek tarım, haycancılık ve sanayi üretiminde dışa bağımlılığı azalttığımız gibi ciddi hamlelerle ihracaatımızı da şahlandırmalıdır.
Ekonomi kulislerinde ve tarih sayfalarında değişmeyen bir kural vardır: Ekonomisi güçlü, üretimi sağlam ülkelerin sırtı yere gelmez, başı öne eğilmez.
Tüketim odaklı değil, üretim ve ihracat odaklı bir büyüme modeli tesis edildiğinde: İşsizliğin azaldığı, gençlerin geleceğe umutla baktığı bir toplumda iç karışıklıklar ve terör asla zemin bulamaz.
Enflasyonist baskı ancak arz artışı ve dış ticaret fazlası veren bir yapıyla kalıcı olarak kırılır ve halkın refah seviyesi yükselir.
Ekonomik bağımsızlık, siyasi ve askeri bağımsızlığın en büyük teminatıdır.
Türkiye, Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda yakaladığı "Milli Teknoloji Hamlesi" ruhunu; vakit kaybetmeksizin "Milli Tarım ve Sanayi Üretim Seferberliği" adıyla genel ekonomiye entegre etmelidir.
Tarımda yüksek teknolojiye dayalı verimlilik esas alınmalı, sanayide Anadolu koridorları hızla tamamlanarak yatırımcıya sunulmalıdır. Bütçemiz, yetişmiş insan kaynağımız ve coğrafi üstünlüğümüz bu hamleyi yapmaya fazlasıyla muktedirdir.
Gün; savunma sanayisindeki inanç, vizyon ve iradeyi tarladan fabrikaya, Anadolu'nun her bir köşesindeki üretime yansıtma günüdür.
Türkiye bu kapasiteye fazlasıyla sahip olan iş gücü ve konuma sahip bir ülkedir.
İyi haftalar Türkiyem...

Türkiye’nin ekonomik geleceği ile açıklayıcı bir yazıdır. Teşekkürler ????????