Düşünce, bir kuşun kanadı gibidir; göklere yükseldikçe özgürleşir, sınırları aşar, ufukları genişletir. Ancak her uçuşun bir kalkış noktası ve her kanadın süzüldüğü bir hava sahası vardır. Bugün, "ifade özgürlüğü" ve "mizah" kavramları, ne yazık ki bazı çevrelerde, insani değerleri çiğnemeyi meşru kılan bir zırh gibi kuşanılıyor. Oysa unutulmamalıdır ki; özgürlük, başkasının onuruna atılan taşın menzili kadar geniş değildir.
Sahnede başka, sokakta başka bir hukuk olur mu?
Bir komedyenin mikrofonu, bir karikatüristin kalemi ya da bir televizyoncunun ekranı, onları Türk Ceza Kanunu’nun veya evrensel ahlak ilkelerinin fevkine taşımaz. Sokakta birine yöneltilen hakaretin "suç" teşkil ettiği bir hukuk düzeninde, aynı sözleri sahne ışıkları altında sarf edip arkasına kahkaha efekti eklemek, eylemin mahiyetini değiştirmez. Mizah, hakaretin, küfürün ambalaj kağıdı değildir, olamaz.
Eğer sanatın içine küfrü, şahsın onuruna saldırıyı, inanca hakareti veya milli değerleri aşağılamayı "mizah" diyerek yerleştirirseniz, geriye kalan şey sanat değil, bir tür "itibar suikastı"dır. Bunun da Türk ceza konundaki yeri bellidir.
Popülizmin çifte standartlı terazisi
Toplumumuzdaki en büyük sancı, terazinin dengesinin ideolojik rüzgarlarla bozulmasıdır. Hakaretin muhatabı "bizim mahalleden" değilse, ona yapılan saldırıya alkış tutanların; sıra kendi değerlerine geldiğinde özgürlük çığlıkları atması, tam da bahsettiğiniz o "tek taraflı ideolojik sahiplenme" tuzağıdır.
Adalet, sadece bize yakın olanlar için bir kalkan değil, herkesin kişisel onuru için bir güvencedir. Bir kişiye hakaret etmeyi "siyasal duruş" sananlar, aslında kendi medeniyet seviyelerini o çukurun derinliklerine hapsettiklerinin farkında değildir.
Küfürbaz bir "mizah" asla medeniyet inşa edemez
Genç kuşakların, dijital mecralarda maruz kaldığı o "dilin katli" ve "güneş yüzü görmemiş küfürler" silsilesi, bir ifade özgürlüğü değil, kültürel bir erozyondur. Zekanın ışığını değil, kaba kuvvetin ve seviyesizliğin karanlığını parlatarak yapılan bir gösteri, topluma hiçbir şey kazandırmaz.
Gerçek bir mizahçı; küfürle değil zekayla, ironiyle değil düşündüren bir hicivle güç sahibini eleştirir. Hukuk, sanatın düşmanı değil, sanatın "insanca" icra edilmesinin teminatıdır. Hukuka saygı gösteren bir mizah, değer kaybetmez; aksine seviye kazanır ve entelektüel bir derinliğe ulaşır.
Sorumluluk özgürlüğün kardeşidir
Netice de; İfade özgürlüğü adı altında yapılan eylemler; insanı, aileyi, kutsalı ve ortak milli değerleri birer hedef tahtası haline getirme serbestliği değildir.
İnsan hakları kitapçığı, birilerine saldırma ruhsatı veren bir belge değil, herkesin birbirinin varlığına saygı duymasını emreden bir toplumsal sözleşmedir.
Elmaları armutları birbirine karıştırmadan; hakarete değil, eleştiriye; yıkıma değil, yapıcı hicve odaklanmak zorundayız. Çünkü özgürlük, sadece kanun yapıcıların kağıt üzerinde yazılı kuralları değil, hepimizin vicdanında taşıdığı bir sorumluluktur.
Unutmayalım: Bir toplum, sanatını ve mizahını, başkasının onurunu çiğnemeden icra edebildiği gün, gerçek özgürlüğe kavuşmuş olacaktır.
