TSYD Antalya Şube Başkanı ve Antalya Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı sevgili Şifa Çiçek Manşet Gazetesindeki köşesinde isimimi vermeden Antalyaspor Kulübü'nün geçtiğimiz aylarda yapılan olağanüstü kongre öncesi sosyal medya hesabımdan tamamen mesleğimizin ve örgütlerimizin itibarını korumaya yönelik yaptığım bir mesleki duruşa, değerlendirmeye biraz da saygı sınırlarını aşarak köşesinden cevap vermiş.
Söz konusu yazının üzerinden biraz zaman geçmesine rağmen "Neden bugünü beklediniz?" diye sorarsanız sevgili başkanımız belki hatasını anlar bir hamle yapar da varsa derdi yüz yüze konuşarak çözeriz diye beklediğim için gecikmeli cevap veriyorum.
Aslında bu kadar memleket sorunu varken gazetecilerin köşe yazılarında birbiriyle uğraşmasına karşı oldum. Karşı olduğum bir yazı yazmak zorunda kaldığım için de üzgünüm..
Varsa eğer meslektaşlar arasında bir sorun bunu köşe yazılarıyla değil yüz yüze konuşarak çözmek doğru olandır.
Üyesi olduğumuz örgütlerin de asli görevleri arasındadır mesleğin itibarını korumak, varsa bir sorun üyeleri ile muhatap olmak. Yönetimlere seçilmiş kişilerin üyelere sırtını dönme hakkı yoktur. Bunu yapanların da o örgütlerde işi yoktur.
Ancak bu noktada bizim örgütlerimiz ciddi irtifa kaybettiği için en küçük bir eleştiriye dahi tahammülleri yok. Şifa örneğinde olduğu gibi, anında sırt dönüp birde alttan alttan üyeleri aleyhine üzücü, yıpratıcı mevzulara girişiliyor.
Bu konu ayrı bir yazı konusudur. Elbette yazmak için bunada sıra gelecektir.
Aslında Antalyaspor Kongresi'nde Şifa ile karşılaştım. Benden köşe bucak kaçmasaydı, kendisine belki de yanlış anladığı sosyal medya paylaşımım hakkında açıklama yapacaktım. Diyalog yolunu ben değil kendisi kapatmış ki maalesef konuşamadık. Onun için bu yazıyı zorunlu olarak yazıyorum.
Belki Şifa bilmeyebilir ama dönemin TSYD Antalya Başkanı İbrahim Okumamış, Sabah Gazetesi'nde yardımcım olan Uğur Keskin, Osman Altınışık ve Kurucu Başkanımız Abdulkadir Kalander ağabey benim TSYD Antalya Şubesi'nin kuruluşu akabinde ofis oluşumuna maddi manevi katkımızı iyi bilirler.
Birileri diye yazı yazarken biraz ahde vefa saygı ve bulunduğunuz görevlerin ağırlığına dikkat ederek yazmak konuşmak gerekmez mi?
Peki Şifa ne yazmış noktasına virgülüne dokunmadan yayınlıyorum önce bunu okuyalım:
"... Gelelim benimle ilgili duruma. Seçime birkaç gün kala başkan adaylarından Sezgin Özer arayarak birlikte çalışmak istediklerini ve bir talebimin olup olmadığını sordu. Bir talebimin olmadığını, yönetime ise kesinlikle girmek istemediğimi ilettim. Sağ olsun beni Haysiyet ve Sicil Kurulu’na layık gördüğünü söyledi. Bundan şeref duyacağımı ilettim ve listede bana da yer verdi.
Antalya Gazeteciler Cemiyeti’nde 16 yıl başkanlık yapan Erdoğan Kahya da Denetime Kurulu’na yazılmıştı. Bana göre bu da önemli bir görev. Biri ‘Haysiyet, diğeri ‘Denetim.’ Yani kentte gazetecilik yapan iki kişi Antalyaspor’un en önemli kurullarında görev alacak. Bunlar yönetici olmuyor bilinmesini isterim. Biri yönetimi denetleyecek, diğeri seçim dönemlerinde hazırlanan aday blok listelerini inceleyecek. Bu kadar önemli iki görevin iki gazeteciye verilmesinin öncelikle meslektaşlarını mutlu etmesi gerekirken maalesef birileri bundan rahatsız oldu.
Kendisi uzun yıllarda Antalya’da bir spor kulübünde yöneticilik yaptı. O zaman bunu normal karşılayan kişi şimdi bize ders vermeye kalkıyor. ‘Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ demezler mi?-"
Şimdi Şifa ben isim yazmadım ki sen niye üzerine aldın dememesi için her iki yazıyı da aynen tekrar yayınlıyorum ki okuyanlar da neyin doğru yanlış olduğunu değerlendirsin.
Peki Şifa'nın alınganlık gösterdiği Antalyaspor kongre öncesi sosyal medya paylaşımım da ne demişim gelin bir de bunu okuyalım.
"ANTALYASPOR KULÜBÜ SEÇİMİ VE TARAFSIZ GAZETECİLİK!!!
Ben bir zamanlar Antalya Gazeteciler Cemiyetini Temsilen (AGC Başkanı olduğum için) Antalyaspor Vakfı Yönetimine girmiştim ve bir dönem de başkan vekilliği yapmıştım.
O dönem Sabah Gazetesine Bölge Temsilcisi oldum. Sabah Akdeniz eki güçlü bir bölge ekibiydi. Spor servisinden arkadaşlarımız yönettiğim gazete de zaman zaman Antalyaspor ile ilgili özel haberler yapıyordu. Mevlüt Yeni yönetimde olduğu için gazetesine iltimas geçiyor, özel haberler servis ediyor gibi meslektaşlarımdan eleştiriler gelmeye başlayınca Antalyaspor vakfından kendi isteğimle istifa etmiştim.
Görev yaptığım gazeteye iltimas geçilmediği halde o dönem eleştirileri yerinde bulmuştum.
Antalyaspor ile ilgili yazı yazan gazetecilerin hele hele iki adaylı listelerin birinde yönetime talip olmasını veya gazetecilerin köşe yazılarında haberlerinde birilerinden yana taraf olmasını, kalemşörlük yapmasını hiç etik ve ahlâkî bulmuyorum.
Daha seçilmeden yazılan, çizilen, paylaşılan mesajları okuyunca doğrusu böyle bir mesaj yayınlamak durumunda kaldım.
Kimse bana darılmasın gücenmesin ancak biz gazeteciler her kesimin sesi gözü kulağı konumundayız.
Gazete köşelerinde herkese etik ve ahlak dersi veriyoruz. Bizlerin tarafı ve yeri bellidir.
Gazetecilik etik ve ahlak değerlerinin iyice dibe vurduğu bir dönemde hiç bir meslektaşıma ahlak ve etik dersi verecek değilim.
Ancak 15 yıl Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı onca yıllık mesleki tecrübe ve etik değerlere bağlılığım mesleğime olan saygım, bana gördüğüm yanlışları uyarma yazma sorumluğu yüklüyor.
Gazeteciler eğer seçilir ve yönetimlerde olduğu süre içinde de Antalyaspor ile ilgili lehte ve aleyhte yazı yazmayı bırakırlarsa o zaman kimseye diyeceğimiz olmadığı gibi görevde oldukları sürece başarılı olmaları için destek olmak boynumuzun borcudur."
Şimdi sizlere de sormak isterim.
Bu yazının neresinde perhiz lahana turşusu? Neresinde Şifa'ya ders verilmeye kalkışılıyor?
Bu paylaşımın neresinde daha seçilmemiş iki gazeteciden rahatsız olunuyor aba?
Aslında ben onun yerinde olsaydım böyle bir paylaşım için arar teşekkür ederdim. Çünkü benim yaptığım sadece bir derneği ve mesleğimizin itibarını korumaktı.
Görünen o ki yazdığımı tersinden anlayacak kadar Mevlüt Yeni fobisi oluşmuş bu arkadaşlarda...
Ben şu anda sade bir AGC ve TSYD üyesiyim. Sen de benim başkanımsın değil mi? Üyenize küsecek ve köşenizde eleştirecek kadar kusur işlediğini düşünüyorsan çağırırsın derneğe ne demek bu yazı diye hesap sorar tüzük gereği neyse onu yaparsın.
Bir örgüt başkanına biz kusurlu bile olsak böyle saygı sınırlarını da aşan üslupla yazı yazmak hiç yakışmadı.
Yazdıklarımı ders vermek olarak algıladıysanızda hiç kusura bakma bu konuda mütevazı olamayacağım çünkü hem mesleki hem de dernek yöneticiliği tecrübem ders verme ehliyetine sahiptir.
Tabii ki amacım senin de yazdığın gibi birilerine ders vermek değil. Biz haddimizi biliriz.
O paylaşımın amacı da ders vermek veya lahana turşusu kurmak değil, mesleğimizin itibari ve üyesi olduğum derneği korumak içindi.
Beni bilen bilir gerek başkanlığım gerekse 42 yıllık meslek hayatım boyunca hep meslektaşlarımın başarılarına katkı koymuş gurur duymuş biriyim.
Sevgili Şifa ben birileri hitabını hak eden biri değilim. Ben Mevlüt Yeni'yim kardeşim. Bu bir.
İkincisi yazında benim de geçmişte bir spor kulübünde görev yaptığımı, sizi anlayacağıma ders vermeye kalktığımı yazmışsın.
Düzelteyim bir spor kulübünde değil bir çok spor kulübünde görev yaptım. Hem de bir gazeteciye yakışan görevlerde.
Türkiye'de bir ilkin öncülüğünü yaparak Antalya Atatürk İlköğretim Okulu bünyesinde spor kulübü kurarak okulun bahçesine bir de kapalı spor salonu yaptırdım ve onlarca çocuğumuzun üstelik forma, ulaşım aracı gibi sponsorları da bularak spor yapmalarına müsabakalara katılmalarına imkan sağladım.
Bu kulüp Türkiye'de bir devlet okulu bünyesinde kurulan ilk spor kulübüdür ve uzun yıllar da başkanlığını yaptım.
Ayrıca kastettiğin buysa bir dönem de Kepez Belediyespor yönetimine girerek amatör spora ciddi katkılarımız oldu yetmedi. Kulüp bünyesinde açtığımız Bowling branşı sorumlusu oldum ve Antalya'ya iki tane Türkiye şampiyonluğu getirdim.
Aynı zamanda Antalya Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığım sıfatıyla cemiyetin kurucu ortağı olduğu Antalyaspor Vakfı Yönetiminde de bulundum bir dönem de başkan vekilliği yaptım.
Benim temsil ettiğim spor kulüpleri ve Antalyaspor vakıfında da hiç iki adaylı seçim olmadı.
Eğer benim girdiğim yönetimlerde iki adaylı bir seçim olsaydı emin ol ki o görevi asla kabul etmezdim.
Üstelik ben bu görevlerde iken spor yazarlarını temsil eden tarafsız itibarlı bir derneğin başkanı da değildim.
Başkanın İdris Taş da şu anda Antalyaspor Vakfı denetleme kurulunda, bir dönem Erdoğan Kahya'da Vakıf yönetiminde bulundu. Cemiyetimizin kurucusu olduğu kurumlarda Antalyaspor dahil temsil edilmesi önemlidir. Temsil edilmezse sorundur
Senin durumun onlardan farklı olduğu için yazıyorum.
Sen Türkiye Spor Yazarları Antalya Şube Başkanısın iki adaylı bir seçimin olduğu yerde benim başkanım taraf olamaz. Tek listeli bir seçim olsa seni anlarım. İki listenin yarıştığı tarihi bir seçimde senin ben yokum demen doğru olan etik olandı. Ne oldu sonuç? Sen kaybeden tarafta kaldın.
Kim kaybetti TSYD ve bizler de kaybettik. Şimdi anladın mı benim ne demek istediğimi?
Ha size ne kardeşim ben istediğim yere aday olurum kazanırım kaybederim deme hakkın da sahipsin. O zaman TSYD başkanlığından istifa edeceksin.
Sonuçta sen taraf oldun seçime girdin ve kaybeden listedeydin. Kazansaydın da taraf olmustun. Hem taraf oldun hem kaybettin. Kabul et iki kere kaybettin
Öyle yok efendim benim aday olduğum yer yönetim değildi vs. vs. diyerek kendini haklı gösteremezsin. Sonuçta sende seçimle geliyorsun atama ile değil. Seni listeye alan başkan adayın kaybetti sende kaybettin Şifa!
Yoksa hala kazandığını mı düşünüyorsun?
Ayrıca bana Erdoğan Kahya'yı örnek verme. Erdoğan bey TSYD başkanı değil. İstediği yere aday olur kazanır kaybeder bizi hiç ilgilendirmez. Benim sözüm ona değil altını çiziyorum TSYD Antalya Şube Başkanı Şifa Çiçek'e ve taraflı yazılar yazan spor yazarlarınadır.
Bak güzel kardeşim TSYD Başkanlığı görevlerinden istifa edersin istediğin yere istediğin yönetime aday olursun gazetende de istediğini yazar çizer taraf olursun bu durum ben dahil kimseyi ilgilendirmez.
Ama bizleri temsil eden bir görevin varsa tek başına bir gazeteci gibi davranamazssın. Taraf olursan eğer bizim de sana söz söyleme ve eleştiri yapma hakkımız doğar. Sende bunu göze alacaksın.
Şifa ben senin bildiğin dünkü acemi çaylak gazetecilerden değilim.
Seninle hem AGC'de hem de TSYD'de yol arkadaşlığı yaptık bir birimizi iyi tanıdığımızı sanıyorum..
Şimdi içeriğinde sana hakaret olmayan tam tersi seni ve derneğimizi koruyan kollayan bir paylaşıma teşekkür edeceğine saygı sınırlarını zorlayan, yok 'ders vermeye kalkıyor' yok 'perhiz lahana turşusu' bilmem ne yazmak hiç yakışmadı sana.
Bak sana ve ailene olan sevgi ve saygımdan dolayı bu yazıları yazmadan seninle yüz yüze konuşmak için kaç defa aradım ve mesaj attım ama sen ne yaptın? Geri dönüşün oldu mu? Hayır...
Eğer bundan sonra köşelerimizden iletişim kuracaksak bu da benim tercihim olmaz..
Birilerinin gazına gelerek arkamızdan iş çevirir, yazar çizer bana yürümeye kalkışırsanız biz de oturup sadece yazılanları okumakla yetinmeyiz elbette.
Biraz empati yap ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksın.
Ali Şafak Öztürk Antalyaspor başkanı iken sana saldırdığında senin arkanda kaç gazeteci durdu?
Ben senin yanında o gün nasıl durduysam yarında aynı şekilde yanında dururum ancak sende o gün olduğu gibi bugünde yarında doğru yerde durman gerekir..
Hakkını yemek istemem senin de bana desteğin olmuştur. Bugüne kadar bana karşı en küçük bir saygısızlığın yanlışın olmamıştır.
Sağın solun gazına gelip bana muhalif yapıların etkisi altında onca yıllık meslektaş ve yol arkadaşlığı hukukunu yok sayarsak herşey yalanmış diyemezsin.
Darılsanız da, kırılsanızda, doğru bildiklerimi, tecrübe ve bilgi birikimimi sağlığım elverdiği sürece aktarmaya, söylemeye yazmaya devam edeceğim.
Güzel bir cevap
Mevlüt Başkanım sizi taniyoruz ilkeli dürüst adam gibi adam diyebileceğimiz başarılı bir gazetecisin. Şifa beyi de tanırız o da sizin gibi iyi bir gazeteci. O yazmış sende yazmışsın artık oturup iki eski dost medenice konuşun ve kırgınlıkları ortadan kaldırın derim. Selam ve hurmetlerimle.