Dünya tarihi, kırılma noktalarıyla doludur. Ancak bugün içinden geçtiğimiz süreç, sadece bir dönemin kapanışı değil; tek kutuplu, batı merkezli hegemonik dünyanın yerini çok kutuplu, teknolojinin, enerjinin ve askeri gücün konuştuğu yepyeni bir küresel dengeye bırakışıdır.
İşte bu devasa tektonik hareketliliğin tam merkezinde, coğrafyanın kaderini ve tarihin akışını değiştiren bir aktör var: Türkiye.
Ankara, bugünlerde tarihi bir zirveye, NATO Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor. Dünyanın en büyük askeri ittifakı, tam 22 yıl sonra yeniden Türkiye’de toplanıyor. Ankara sadece NATO üyesi devlet başkanlarına ev sahipliği yapmıyor elbette, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın özel davetlisi NATO üyesi olmayan çok sayıda devlet başkanı da Ankara'ya geliyor.
Ayrıca dünyanın dört bir yanından Türkiye'ye gelen 3 bine yakın gazeteci, küresel siyasetin kalbinin attığı Ankara’dan tüm dünyaya haber geçiyor. NATO karşıtları elbette bu yazıdan hoşlanmayabilir. Ama ne Türkiye eski Türkiye ne de NATO eski NATO.
Kimileri arkadan iş çevirmeye, kimileri içeride ve dışarıda zayıf karakterlerinin ve kısır kıskançlıklarının esiri olup lafı eveleyip gevelemeye devam etsin; gerçek değişmiyor: Dünya Türkiye’ye geliyor, dünya Türkiye'den verilecek mesajlara kilitlenmiş durumda...
Yıllarca Türkiye’yi "köprü" diyerek sadece üzerinden geçilen bir yol gibi görenler, bugün yanıldıklarını en sert şekilde anladılar. İran, ABD ve İsrail ekseninde yaşanan savaş ve akabinde yaşanan gerilimlerin Hürmüz Boğazı’nı ve küresel enerji hatlarını tehdit ettiği şu günlerde, Türkiye sadece Asya'yı Avrupa'ya bağlayan fiziki bir köprü değil; dünyanın en güvenilir, en stratejik, enerji ve siyaset köprüsü olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Avrupa’nın enerji güvenliği, huzuru Kafkasya ve Ortadoğu çoğrafyasnın istikrarı artık tamamen Ankara’nın basiretli ve güçlü iradesine bağlıdır. Dün Türkiye’yi dışlamaya çalışanlar, bugün Avrupa’nın ve bölgenin güvenliği için Türkiye’ye muhtaç olduklarını tescillemişlerdir. Hatta NATO’yu her fırsatta eleştiren, ittifaktan ayrılmayı bile dilendiren ABD Başkanı Trump’ın bile bu zirve için Türkiye’ye gelişi, Ankara’nın küresel masadaki ağırlığının en net itirafıdır.
Türkiye, "sözde" müttefiklerin tüm engellemelerine, sınırlarında kurulmak istenen terör ve enerji koridorlarına rağmen Suriye ve Irak’ta kendi göbeğini kendi kesti.
Bazılarının "Ne işimiz var orada?" diyerek karşı çıktığı sınır ötesi operasyonlar, bugün bölgede yeni bir siyasi realite doğurdu. Sadece askeri olarak değil, masada da Türk’ün mührü vuruldu:
Mavi Vatan’da Türkiye’yi yok sayıp Akdeniz’i kendi gölü yapmak isteyenlerin oyunları, Türk donanmasının kararlılığı ve stratejik hamleleriyle Akdeniz’in sularına gömüldü.
Tüm dünya kör bir savaşı körüklerken, İstanbul’da Ukrayna ve Rusya'yı aynı masaya oturtan, Tahıl Koridoru Anlaşması ile Afrika’dan Avrupa’ya milyarlarca insanı açlıktan kurtaran yegane irade yine Türkiye’nin barışçıl dengesi oldu.
Eskiden bir piyade tüfeği için bile dışarıya bakan Türkiye imajı artık tarihin tozlu raflarında.
Bugün İHA’larımız, SİHA’larımız, yerli savunma sanayii ürünlerimiz sadece sınır güvenliğimizi korumuyor; dünya ordularının satın almak için sıraya girdiği, Türkiye’ye milyarlarca dolar kazandıran teknolojik birer güç unsuruna dönüştü.
Türk’ün teknolojisi, sahada oyun değiştiriyor, haritaları yeniden çiziyor. Savunma sanayisindeki bu tam bağımsızlık, dış politikada başı dik, eğilmeyen bir Türkiye’nin en büyük teminatıdır.
Bu zirve, sadece Batı ittifakı için değil, aynı zamanda Adriyatik'ten Çin Seddi'ne uzanan Türk dünyasının gücüne güç katacak bir dönüm noktasıdır. Dost ve kardeş ülke Azerbaycan ile birlik olup Karabağ'da elde edilen tarihi zaferin ardından Türkiye’nin küresel ölçekteki bu gövde gösterisi, yakın coğrafyamızdaki soydaşlarımız ve dostlarımıza, Türk dünyasına yeni roller, yepyeni bir özgüven yüklemektedir.
Güçlü bir Türkiye sadece kendi milleti ve ülkesi için değil başta Türk dünyası olmakla, mazlum halklar ve komşularının da garantörü gücü ve sesi demektir.
Zirvenin kazanımı sadece güvenlik çıktıları ile sınırlı değil elbette; Türkiye’nin imajına, turizmine, ekonomisine ve hepsinden önemlisi küresel güvenilirliğine, ülke imajına muazzam bir katkı sağlayacaktır. Bu başarı, partiler üstü, ideolojiler üstü, topyekun Türk milletinin başarı hanesine yazılacak tarihi bir buluşma olacaktır.
Şimdi bize düşen, o kadim ve asil Türk misafirperverliği ile misafirlerimizi en güzel şekilde ülkemizde ağırlamak, Türk'ün gücünü dünyaya bir kez daha göstermektir. Türkiye bu masadan, bu zirveden ve bu yeni dünya düzeninden en karlı, en kazançlı çıkacak tek ülkedir.
Kıskançlıkları, kısır çekişme ve kara siyaseti bir kenara bırakın ve bir kere de olsa Türkiye'nın elde ettiği kazanımları, başarısı ve diplomasi zaferini alkışlayın.
