Bugün, 15 Temmuz hain darbe girişimi’ne karşı asil bir milletin topyekûn ayağa kalkarak yazdığı o şanlı destanın tam 10. yıl dönümü.
Bir asırdır sinsi emellerle, dış mihrakların taşeronluğunu üstlenerek devletimizin kılcal damarlarına kadar sızan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ), o karanlık gecede bu toprakların gördüğü en büyük ihanetle karşımıza çıkmıştı. Ancak hesaba katmadıkları bir güç vardı: Göğsünü siper eden Türk milleti!
Yarım asırdır dindar ve hizmet maskesi altında inancımızı sömüren, sinsi adımlarla devletin kadrolarını gasp eden bu satılmış güruh, demokratik ve meşru yollardan elde edemedikleri Türkiye Cumhuriyeti yönetimini, 15 Temmuz 2016 gecesi hain bir darbe kalkışmasıyla zorla ele geçirmeye çalıştı.
Vatanına, ezanına, toprağına ve şanlı ay-yıldızlı bayrağına âşık bir milletin üzerine, yine kendisindenmiş gibi görünen üniformalı hainler tarafından bombalar yağdırıldı. Kendi öz halkına doğrultulan tanklar, kurşunlar ve uçaklar, tarihimizin en kara ama bir o kadar da en şanlı direniş sayfalarından birine zemin hazırladı.
Türk milleti, üzerine yağan ateşe rağmen o gece canını ortaya koyarak hainlere geçit vermedi.
Hainlerin pirelendiği o geceyi bizler, Ağrı Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Alaettin Aslan ve Ağrı Valimiz Musa Işın ev sahipliğinde organize edilen Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu olağan Başkanlar Kurulu Toplantısı vesilesiyle bulunduğumuz Ağrı ilimizde karşıladık.
Hainlerin kalkışma haberleri dalga dalga tüm Türkiye'ye yayılırken, elbette bizler eli kolu bağlı otelde hain girişimi izleyemezdik.
Tüm cemiyet başkanları adına TGK Genel Başkanımız Nuri Kolaylı liderliğinde 5 kişilik bir heyet dönemin Ağrı Valisi Musa Işın’ın makam odasına giderek sabaha kadar bizler de milli direnişe omuz vererek haber ve demokrasi nöbetimizi tuttuk.

İşte hain darbe girişimine karşı dimdik duruş sergileyen Anadolu Basının Milli İradesi Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Başkanlar Kurulu Üyeleri Genel Başkan Nuri Kolaylı liderliğinde Ağrı Valisi Musa Işın ile birlikte darbe girişimi sabahı ilk basın açıklaması ve hainlere yönelik kınama bildirisi okuduğumuz anın fotoğrafı...
O karanlık gecede, asker kılıklı hainler televizyon kanallarını ve gazetelerin yayın merkezlerini basıp susturmaya çalışırken, Türk basını tarihe altın harflerle geçecek bir duruş sergiledi.
Hiçbir yayın kuruluşu hainlere teslim olmadı; aksine, millî iradenin sesi olarak devletiyle ve milletiyle omuz omuza durdu.
Ertesi sabah, günün ilk ışıklarıyla birlikte Ağrı Valimiz Musa Işın ve 81 vilayetin gazeteciler cemiyeti başkanlarından oluşan Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu olarak, Türkiye’deki ilk örgütlü kınama bildirisini Anadolu’nun yiğit kalesi Ağrı’dan tüm dünyaya yine biz haykırdık.
Basın tarihimiz için bu duruş, demokrasiye ve hürriyete vurulmak istenen prangayı söküp atan can suyu niteliğinde yayınlar olmuştur. Ne darbecilerin bildirileri ne de namluların gölgesi, gazetecilerin ve milletin cesaretini kırmaya yetmedi.
Yayınlarımız ile millet meydanlara döküldü, medya bu haklı direnişin sesi oldu ve nihayetinde o uzun gece, millî iradenin mutlak zaferiyle aydınlandı.
Maalesef, hain haindir ve karakteri değişmez. Böylesine sinsi, 50 yıla yayılan bir ihanet şebekesinin kökünü kazımak, bataklığı tamamen kurutmak kolay bir iş değildir.
Aradan tam 10 yıl geçmiş olmasına rağmen, devletimizin bu sinsi terör örgütüne karşı mücadelesi kararlılıkla devam etmektedir.
Bizler biliyoruz ki, su uyur ama düşman asla uyumaz. İçerideki işbirlikçiler ve dışarıdaki efendileri, her fırsatta yeni fitne tohumları ekmek için pusuya yatmış durumdadır.
Bu sebeple devletimizin ve asil milletimizin her an, her saniye teyakkuzda olması asla tartışılmaz bir mecburiyettir.
Hainlik bugün şekil ve yön değiştirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti güçlendikçe, kendi ayakları üzerinde durup bölgesel bir güç haline geldikçe, karşısındaki düşmanların sayısı da taktikleri de değişmektedir. Ancak yeni dünya düzeninde, terörsüz bir Türkiye idealini konuştuğumuz bu dönemde, ülkemiz tüm iç ve dış ihanet sarmallarına rağmen coğrafyasında her geçen gün daha da devleşen, oyun kurucu ve aktör devlet olmaya devam etmektedir.
On yıllar boyunca her 10 yılda bir yapılan darbelerle, muhtıralarla ülkeyi hizaya çekmeye çalışanlar, 15 Temmuz’da canını, evladını, bedenini tankların önüne siper eden bu milletin çelikten iradesini gördüler.
Türk milletinin vatanı uğruna neleri feda edebileceğini bizzat yaşayarak öğrendiler ve artık darbe yoluyla bu ülkenin ele geçirilemeyeceğini çok iyi anladılar.
Bugün artık havada, karada ve denizde millî ve yerli teknolojilerimiz konuşuyor. Kendi insansız hava araçlarımızı, millî muharip uçağımızı, hava savunma sistemlerimizi, yerli savaş gemilerimizi üreten Türkiye, düşmanlarına karşı muazzam bir caydırıcılık elde etmiştir.
Sınırlarımızın güvenliği ve hava sahamızın korunması için geliştirdiğimiz bu savunma kalkanları hayati önemdedir. Çevremizdeki savaşlar, sınır hattımızdaki çatışmalar bize bir kez daha gösteriyor ki; Türkiye önce güçlü bir ekonomi, ardından da tam bağımsız ve yerli bir savunma sanayii inşa etmek zorundadır.
Durmak yok, yetmez diyoruz; daha güçlü savunma araçlarıyla gök vatanımızı, mavi vatanımızı ve ana vatanımızı korumaya devam etmeliyiz.
15 Temmuz, sadece bir darbe girişiminin bastırılması değil; bir milletin kendi kaderine el koyduğu, tarih sahnesinde esaret kabul etmeyeceğini tüm dünyaya bir kez daha ilan ettiği şanlı bir halk zaferidir.
Hafızalarımıza adeta altın harflerle kazınan bu direniş ruhu, nesilden nesile aktarılacak en büyük miraslarımızdan biridir.
Bu anlamlı ve gururlu günün 10. yıl dönümünde; o zifiri karanlık geceyi canları pahasına aydınlatan, vatanın bir karış toprağına leke sürdürmemek için göğsünü siper eden başta kahraman şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Gazilerimize şükran ve minnetlerimi sunuyor, canını ortaya koyan vatansever güvenlik güçlerimize ve asil milletimize saygılarımı iletiyorum.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti var olsun şanlı Türk milleti!

Vatan sağolsun. Rabbim ülkemizi milletimi askerimizi polisimizi korusun. Güzel bir yazı.