Türkiye, son on yılın en büyük savunma sanayii dönüşümünden geçiyor. Bir dönem hava savunma boşluğumuzu kapatması için "can simidi" olarak görülen, uğruna F-35 gibi devasa bir projeden dışlanmayı göze aldığımız S400 sistemi, bugün artık masada duran bir çözümden ziyade, ayaklarımıza dolanan bir prangaya dönüşmek üzere.
Peki, ne değişti?
Dün gökyüzünü sadece başkalarından aldığımız sistemlerle koruyabiliyorken, bugün "Çelik Kubbe" çatısı altında HİSAR ve SİPER gibi yerli projelerimizle kendi kalkanımızı örüyoruz. Savunma sanayimiz artık rüştünü ispatladı. Bu noktada sormamız gereken soru şu: Stratejik değeri her geçen gün eriyen ve NATO müttefikliğiyle aramızda bir bariyer gibi duran S400’leri neden hala ana karada tutuyoruz?
F-35: "Bağımlılık" mı, "Zorunluluk" mu?
Bazıları için F-35, ABD’nin uzaktan kumanda edebileceği bir "teneke yığını". Bu görüşte haklılık payı yok değil; yazılımı dışarıya bağlı bir uçağın egemenlik haklarınızla çeliştiği bir gerçek. Ancak modern harp sahasında bir "stratejik yatırım" olduğu da yadsınamaz. S400 ısrarı bizi bu teknolojiden kopardı ama bize kendi uçağımız KAAN’ı yapma iradesini de kazandırdı. Artık S400’lerin "bekleme odasında" kalmasına ihtiyacımız yok.
Ezber Bozan Teklif: S400’ler KKTC’ye!
Madem ana karada yerli sistemlerimiz devrede, madem ABD ile bu krizin aşılması gerekiyor, o halde gelin bu krizi bir stratejik avantaja çevirelim: S400’leri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne hibe edelim.
Bu hamle, bir taşla değil, bir balyozla üç kuş vurmak demektir:
1. Güney’in Silahlanma Çılgınlığına Son: Rum kesiminin son yıllarda artan silahlanma gayreti ve Batı’dan aldığı destek, bu hamleyle saniyeler içinde anlamsızlaşır. Doğu Akdeniz’in hava sahası tamamen Türk kontrolüne geçer.
2. Mavi Vatan’da Çelik Kalkan: Mavi Vatan üzerindeki haklarımızı savunurken, S400’lerin Kıbrıs’taki varlığı bölgedeki tüm dengeleri Türkiye lehine dondurur.
3. Diplomatik Manevra Alanı: Türkiye, "Sistemi kendi topraklarımdan çıkardım" diyerek NATO ve ABD kanadındaki tıkanıklığı açarken, milli davası olan Kıbrıs’ın güvenliğini de en üst seviyeye taşımış olur.
Özetle:
S400’ler Türkiye için bir "aşk hikayesi" değil, konjonktürel bir zorunluluktu. O devir kapandı. Şimdi bu "pahalı ve etkili" enstrümanı, Türkiye’nin en hassas noktası olan Kıbrıs’a yerleştirerek hem savunma mimarimizi sadeleştirmeli hem de dünyaya şu mesajı vermeliyiz: "Bizim oyunumuzda piyonlar değil, sadece şahlar ve matlar vardır."
Vakit, bu stratejik yükü Kıbrıs’ta bir kaleye dönüştürme vaktidir.


