Zaman… İnsan farkına varmadan akıp giden bir nehir gibi değil; bazen sert, hoyrat bir
rüzgâr gibi eser ve hatıralarımızdan en kıymetli parçaları alıp götürür.
Bugün yine takvimler bayramı gösteriyor. Ama bir durup etrafımıza baktığımızda, içimizde tarif edemediğimiz bir eksiklik hissi beliriyor.
Sokaklar eskisi kadar şen değil, kapılar eskisi gibi çalınmıyor, gönüller ise sanki biraz daha sessiz…
40 yaş üstü herkesin zihninde bayramın ayrı bir yeri vardır. Çünkü bizim çocukluğumuzda bayram; sadece bir gün değil, başlı başına bir hazırlık, bir heyecan, bir bekleyişti.
Günler öncesinden başlayan temizlikler, mutfaktan yükselen o tanıdık kokular, annelerin özenle hazırladığı tatlılar… Ve en önemlisi; başucuna konulanbayramlık kıyafetler.
O kıyafetlerle uyumak bile başlı başına bir mutluluktu.
Sabahın ilk ışıklarıyla uyanır, büyüklerimizin camiden dönüşünü beklerdik. O an
kapının açılışı, içeri giren bayram kokusu, ardından yapılan ilk bayramlaşma… İşte
bayramın kalbi orada atardı.
Şimdi ise aynı camilerden çıkan insanlar, sanki bir yerlere yetişmek ister gibi hızlı adımlarla dağılıyor. O eski uzun bayramlaşmalar, hal hatır sormalar, omuz omuza verilen selamlar artık pek yok.
Bir de sokaklar vardı… Hatırlarsınız…
Mahalle araları çocuk sesleriyle dolardı. Kapı kapı dolaşır, her zili çaldığımızda ayrı bir
heyecan yaşardık. Kimi zaman bir avuç şeker, kimi zaman mendilin içine sıkıştırılmış
birkaç bozukluk…
Ama aslında aldığımız şey para ya da şeker değildi; değerli hissetmekti, hatırlanmaktı.
Bugün ise sokaklar sessiz. Çocuklar artık kapı çalmıyor. Bayram, ekranlara sığdırılmış
birkaç saniyelik görüntülü konuşmalardan ibaret hale geldi. Bir sarılmanın yerini
piksel aldı.
Bir tebessümün yerini donuk ekran ışığı…
Dedelerimizin, ninelerimizin “nerede o eski bayramlar” diye iç çekişini şimdi biz de
anlıyoruz.
Çünkü eksilen şey zaman değil aslında… Eksilen şey; birlikte geçirilen o
samimi anlar, o içten bağlar, o karşılıksız sevgiydi.
Bayramın adı değişebilir…
Ramazan Bayramı dersiniz, Şeker Bayramı dersiniz… Ama bayramın ruhu değişmemeliydi. O ruh; bir kapıyı çalmakta, bir büyüğün elini tutmakta, bir çocuğun gözlerinin içine bakarak ona şeker vermekte saklıydı.
Belki de hâlâ geç değil…
Belki de bu bayram, o eski günleri geri getiremese bile, yeniden başlatmanın ilk adımı
olabilir. Telefonu bir kenara bırakıp bir kapıyı çalmak… Uzun zamandır aramadığımız
bir büyüğün gönlünü almak…
Bir çocuğun bayramını gerçekten bayram yapmak…
Çünkü o eski bayramlar, sandığımız gibi geçmişte kalmadı.
Onlar hâlâ bizim içimizde…
Sadece hatırlanmayı bekliyor.
