Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılının ilk enflasyon rakamlarını açıkladı. Ocak ayında enflasyon aylık bazda %5,03, yıllık bazda ise %42,12 oldu. Birkaç ay boyunca kontrollü bir düşüş eğilimi gösteren enflasyon, maaş zamlarının ardından sihirli bir şekilde yükselmeye başladı. Artık halk, bu rakamlarla oynandığını, istatistiklerin gerçek hayatla örtüşmediğini görüyor ama elinden bir şey gelmiyor.
Asgari ücretli, emekli ve dar gelirli, cebine girmeden eriyen maaşıyla bir kez daha kaderine razı bırakıldı. İşin ironik tarafı, enflasyonu düşürmek için açıklanan politikaların halkın alım gücünü iyileştirmek bir yana, hayat pahalılığını daha da artırması. Vatandaş, fiyatlara her gün yeni bir zam eklenirken, enflasyonun düştüğüne inanması mı bekleniyor? Market rafları, faturalar ve kira fiyatları açıkça başka bir şey söylüyor.
Bu ekonomik oyunlar karşısında halkın önünde iki seçenek var gibi görünüyor: Mevcut iktidar ya da kime hizmet ettiği belirsiz, ne yaptığı anlaşılmayan, halkın önüne bir umut koyamayan muhalefet partileri… Halk, bu tablo karşısında çaresiz. Çünkü bir yanda ülkeyi her geçen gün ekonomik darboğaza sürükleyen bir yönetim var, diğer yanda ise vatana dair hiçbir kaygısı olmayan, dış odakların çıkarlarıyla hareket eden, seçimden seçime varlık gösteren bir muhalefet.

Peki, halk neden halen bu gidişata ses çıkarmıyor? Cevap basit: Vatan sevgisi. İnsanlar, ne kadar ezilirse ezilsin, ülkenin istikrarsızlığa sürüklenmesini istemediği için sabrediyor. Ancak sabrın da bir sınırı var. Eğer bu halkın karşısına, sağlam bir duruşu olan, ülkesini düşünen, halkın sesini gerçekten temsil eden bir muhalefet partisi çıkarsa, sandıkta dengeler bir gecede değişir. Şu an için "eldeki bu" diyerek devam eden halk, kendisine gerçek bir alternatif sunulduğunda ne yapacağını çok iyi bilir.
Ancak unutmamak gerekir ki, halkın sabrını test eden her sistem, bir gün karşısında onun iradesini bulur. Enflasyon rakamlarını şekillendirenler, maaş oyunlarıyla günü kurtarmaya çalışanlar, toplumun sessizliğini onay olarak görmesin. Bu halk, günü geldiğinde suskunluğunu sandıkta bozar. O güne kadar herkesin sorması gereken asıl soru şudur: Türkiye, gerçek bir halk hareketiyle siyasette bir değişime gidecek mi, yoksa günübirlik hesaplarla halkın sırtına yük bindiren bu kısır döngü devam mı edecek?
Ama yarın nelere gebe, bilinmez…
