Dünya, 1944’ten bu yana sahnelenen büyük bir illüzyonun son perdesini izliyor. Sahne yine tanıdık: Orta Doğu’da yükselen dumanlar, Küba açıklarında dolaşan savaş gemileri… Yıllarca “uluslararası düzen”, “hukuk” ve “demokrasi” diye pazarlanan kavramların gerçekte ne anlama geldiğini artık herkes görüyor: Washington’ın keyfi.
Daha birkaç hafta önce Cenevre’de “İran’la anlaşmaya yakınız, diplomasi kazanacak” diyenlerin, bir sabah uyandığımızda Tahran’ı ateşe boğması şaşırtıcı mı? Elbette değil. Bu, kontrolsüz bir gücün, ikna kabiliyetini yitirmiş bir imparatorluğun en tehlikeli refleksidir. Diplomasiyi çözüm için değil, hedefini hazırlıksız yakalamak için kullanılan bir uyuşturucu iğneye dönüştürmüş durumdalar.
Orman Kanunları 2.0
Uluslararası hukuk artık yalnızca kağıt üzerinde yaşayan bir nostalji. Günümüz dünyasında “hak”, mahkeme salonlarında değil; Pentagon’un koridorlarında ve Wall Street’in ekranlarında belirleniyor. ABD, istediği liderin uçağını indiriyor, istediği ülkenin ticaret gemisine korsan gibi el koyuyor, canı istediğinde “yanlış para birimi kullandın” diyerek bir ülkeyi küresel finans sisteminden koparıyor.
Küba’nın yeniden hedef tahtasına konulması bu pervasızlığın zirvesidir. Kendi arka bahçesinde farklı bir sese tahammül edemeyen bu yapı, dünyanın geri kalanına egemenlik dersi vermeye kalkıyor. Mantık açık: Benim kurallarıma uymayan teröristtir, benim dolarımı kullanmayan diktatördür. Koca bir gezegen, tek bir merkezin bastığı jetonlarla alışveriş yapmaya zorlanıyor.
Doların kanlı saltanatı
Doların arkasında altın da yok, gerçek üretim dengesi de. Doların arkasında uçak gemileri, askeri üsler ve devrilen liderlerin hikâyeleri var. Saddam’dan Kaddafi’ye kadar kim bu sistemin dışına çıkmaya kalktıysa, ertesi gün “insan hakları” gerekçesiyle ülkesi yerle bir edildi. Bugün İran’da yaşananlar da, Küba’ya yönelen tehditler de aynı zincirin halkalarıdır: Dolar hegemonyasını koruma savaşı.
Ancak gözden kaçan bir gerçek var: Matematik yanıltmaz. Dünya üretiminin sınırlı bir kısmını gerçekleştirip küresel ticaretin ezici çoğunluğunu kontrol etmek sürdürülebilir değildir. Bu dengesizlik ancak sürekli kriz, sürekli korku ve sürekli çatışmayla ayakta tutulabilir. Bugün Washington yönetimi, bu korku düzenini genişleterek kendi çöküşünü ertelemeye çalışıyor.

Hegemonyanın son perdesi
Tarih açık konuşur: Roma’dan İspanya’ya, İngiltere’den Hollanda’ya kadar her imparatorluk, kendi koyduğu kuralları çiğnemeye başladığı anda çöküş sürecine girmiştir. ABD bugün aynı eşiği aşmış durumda. Egemenlik, sınır dokunulmazlığı ve serbest ticaret gibi kavramlar artık yalnızca birer vitrin süsü.
Batı medyası bunu hâlâ “uluslararası düzeni koruma” olarak sunabilir. Ancak bizim penceremizden görünen gerçek çok daha nettir: Dünyanın en büyük, en silahlı ve en dengesiz diktatörlüğü.
Yarım asırdır “dolar kullanacaksınız” diye dayatan, kabul etmeyeni yaptırımla ya da bombayla hizaya sokan bu sistem, belki de son evresine girdi. Çünkü yalnızca güce dayanan her yapı, o güç sarsıldığı anda dağılmaya mahkûmdur.
Unutmayın:
Kabadayı düzen kurmaz.
Sadece haracını toplar.
