Önce bir sakin olun, hemen parlamayın. "Ne diyorsun sen, eğitim düşmanı mısın?" diye celallenmeden önce, önünüze koyacağım tabloya bir bakın. Çünkü kral çıplak demekten korkarsak, yarın giydirecek bir kralımız dahi kalmayacak.
Türkiye’nin eğitim sistemi, acı bir fren yapıp duvara toslamadan önce kökten, radikal bir şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Lafı dolandırmadan söyleyeyim: "Her ile bir üniversite" popülizminden acilen vazgeçilmeli, üniversite kontenjanları %80 oranında düşürülmelidir.
Neden mi?
Bugün elimizde milyonlarca üniversite mezunu var. Ama ne yazık ki bu kitle, "diplomalı işsizler ordusundan" başka bir şey değil. Hayatında eline bir tornavida almamış, bir vida sıkmamış, tamamen teorik ezberle donatılmış, ancak pratik tecrübesi koca bir "sıfır" olan milyonlar...
Bu gençlerimiz, ellerindeki kağıt parçasını (diplomayı) her kapıyı açacak sihirli bir anahtar sanıyor. Mezun olur olmaz masa başı iş, 10 bin dolar maaş, klimalı ofis hayalleri kuruyorlar. Gerçek hayatın tokadını yediklerinde ise küsüp evlerine kapanıyorlar. Türkiye şu an, okulunu bitirmiş ama ne işte ne de eğitimde olan, anne-babasının eline bakan, evde oturan %20’lik kayıp bir gençlik barındırıyor.
Biz ebeveynler de suçluyuz. O diplomayı bir statü sembolü sandık. Çocuklarımızı yarış atı gibi dershanelere koşturduk, "aman okusun da memur olsun" diye binlerce lira döktük. Sonuç? 25-30 yaşına gelmiş, işsiz, güçsüz, tecrübesiz, hayata karşı özgüvensiz ve ailesine bağımlı bireyler.
Bu tablonun faturası sadece ekonomiye değil, demografimize de kesiliyor.
İşi olmayan, parası olmayan, geleceğini göremeyen genç evlenemiyor. Evlense de 35 yaşını geçiyor. O saatten sonra da çocuk yapmaya cesaret edemiyor veya fizyolojik olarak zorlanıyor. TÜİK verileri bas bas bağırıyor: Nüfus yenilenme oranı %1,51'in altına düştü. Bu, bir milletin sessizce yok oluşudur. Yarın fabrikada çalışacak işçiyi geçtim, 20 yıl sonra vatanı savunacak askeri bulamayacağız. Devlet yetkilileri çıkıp "doğurganlık düştü" diye şikayet ediyor. Sebebi bizzat bu plansız eğitim ve istihdam politikasıdır.
Çözüm net, uygulama sert olmalı:
4+4+4 Ucubesine Son: Zorunlu eğitim 4+4 ile sınırlandırılmalıdır. Herkesi zorla lise mezunu, zorla üniversite mezunu yapmaya çalışmak, "okumuş cahiller" üretmekten başka işe yaramıyor.
Mesleki Eğitimin İtibarı: İlk 8 yıldan sonra, akademik başarısı çok yüksek olan %10-20’lik dilim hariç, gençlerimiz özlük hakları iyileştirilmiş, maaş garantili ve donanımlı meslek liselerine/kurslarına yönlendirilmelidir.
Arz-Talep Dengesi: Devlet, sanayi ve tüm kurumlar yıllık personel ihtiyacını bildirmelidir. İhtiyaç ne kadarsa, üniversite kontenjanı o kadar (belki %10 fazlası) açılmalıdır. İhtiyaç yoksa, o bölüm o sene öğrenci almamalıdır.
Bugün sanayi kan ağlıyor. Makinenin başına geçecek, elektriği döşeyecek, metali işleyecek "ara eleman" değil, "aranan eleman" bulunamıyor. Fabrikalar yarı kapasiteyle çalışıyor çünkü usta yok. Ama kafeteryalar, elinde diplomasıyla garsonluk yapan İktisat mezunlarıyla dolu.
Bize tek düze, test çözmekten beyni yanmış robotlar değil; 18 yaşında mesleği elinde, 20 yaşında işi hazır, 25 yaşında yuvasını kurmuş, üreten ve kazanan bireyler lazım.
Devlet, oy kaygısıyla sürdürdüğü bu popülist "herkese üniversite" yaklaşımından vazgeçmelidir. Yoksa 20 yıl sonra karşımıza çıkacak felaket, bugünkü ekonomik krizleri mumla aratır. Bugün bu kararları almayanlar yarın iktidarda olmayabilirler; ancak tarih, bir milleti "diploma illüzyonuyla" nasıl köreltip geleceğini yok ettiklerini kara bir leke olarak yazacaktır.
Eğitim şarttır; ama bu eğitim, diplomalı işsiz üretmek için değil, hayata tutunan nesiller yetiştirmek için olmalıdır.

