Ortadoğu’da bir dönem daha kapanıyor. Sahadaki gürültü, diplomatik pazarlıklar ve yüksek perdeden tehditler artık tek bir gerçeği gizleyemiyor: SDG/YPG hattı askeri ve siyasi olarak yenildi. Geriye kalan ise dağınık kadrolar, boşa düşmüş vaatler ve terk edilmiş bir proje.
Yıllarca “korunan”, “meşrulaştırılan” ve uluslararası vitrine taşınan bu yapı, bugün Ayn el-Arab’dan Kamışlı–Derik–Haseke hattına sıkışmış durumda. Ne iddia edilen halk desteği kaldı ne de arkasında duracak irade. ABD ve Avrupa, kendi iç krizleri, ekonomik yükleri ve küresel öncelikleri nedeniyle bu dosyayı kapattı. Irak’ta, Afganistan’da olduğu gibi… Devletlere karşı kullanılan taşeron yapılar, günü geldiğinde devletlerle baş başa bırakıldı.
Bu yeni bir durum değil. Ama her seferinde aynı şaşkınlık yaşanıyor.
Barzani’nin Tehlikeli Oyunu
Asıl riskli tablo, bu dağılma sürecinde Barzani yönetiminin izlediği çizgide ortaya çıkıyor. Suriye’deki yangını kendi sahasına taşıyacak adımlara göz yummak, kısa vadeli hesaplarla Kuzey Irak’ın geleceğini tehlikeye atmaktır.
Suriye’de çöken özerk/kanton modelinin Kuzey Irak’a sirayet etmeyeceğini sanmak, jeopolitiği hiç okumamaktır. Yarın Peşmerge’nin Irak ordusuna entegrasyonu dayatıldığında yaşanacak kriz bugünden bellidir. Bugün başkalarının toprağını istikrarsızlaştıranlar, yarın kendi bölgelerinin hedef olmasına şaşırmamalıdır.
Uzak başkentlerden, Vatikan’dan, Avrupa’dan yardım istemek ise çaresizliğin ilanıdır. Bu coğrafyada güvenilecek adres uzakta değil; en yakındaki güç dengeleri ve gerçeklerdir.
Türkiye’nin Net ve Açık Tavrı
Türkiye’nin durduğu yer nettir:
Terörle arasına mesafe koyan her Kürt, bu ülkenin kardeşidir.
Yıllardır devlet aklı, terör örgütleriyle Kürt halkını bilinçli şekilde ayırmaktadır. Bugün de bu çizgi değişmemiştir. Suriye’den Türkiye’ye sığınanlara etnik kimlik sorulmadı, bugün de sorulmayacaktır. Yeni oluşacak düzende, silaha bulaşmamış herkes için güvenli ve onurlu bir alan vardır.
Bu bir lütuf değil; devlet olmanın gereğidir.
Dirayetli Duruş ve Kapanan Bir Yara
Suriye sahasında ortaya konan kararlı duruş, yaklaşık 40 yıldır kanayan bir yarayı kapatma ihtimali doğurmuştur. Terörün alan kaybetmesi yalnızca askeri değil, aynı zamanda sosyolojik bir sonuçtur. Kürt gençlerinin artık dağa değil hayata bakması, halkın bu yapılara yüzünü dönmemesi tesadüf değildir.
Yıllarca “binlerce savaşçı” diye konuşanlar bugün sessizdir. Çünkü kostümle ordu, sloganla gelecek kurulmaz.
Peki Bundan Sonra Ne Olur?
Önümüzdeki dönem büyük çatışmalardan ziyade tasfiye ve yeniden konumlanma dönemi olacaktır.
SDG/YPG, cephe savaşlarıyla değil, içten çözülerek dağılacaktır.
Kadroların bir kısmı sivil hayata karışmaya çalışacak, bir kısmı isim değiştirip “siyasi aktör” görüntüsü arayacak, en radikal çekirdek ise marjinalleşip etkisizleşecektir. Dış destek kalıcı biçimde kesilmiştir ve geri dönmeyecektir. Silah artık bir avantaj değil, yük haline gelmiştir.
Barzani yönetimi ise zor bir yol ayrımındadır.
Ya Türkiye ve bölge gerçekleriyle uyumlu, istikrara oynayan bir çizgiye çekilecek ya da Suriye bataklığının artçı sarsıntılarını Kuzey Irak’ta yaşamayı göze alacaktır. İkinci yol; iç siyasi baskı, güvenlik krizi ve ekonomik kırılganlık demektir. Ateşle oynayanın elinin yanmaması mümkün değildir.
Türkiye, bu süreçte askeri yayılma değil; güvenlik ve düzen kurucu rol üstlenecektir. Terörle bağını koparan Kürtler için siyasi, sosyal ve ekonomik alan genişleyecek; sınır hattında kontrolsüzlük değil, kontrollü normalleşme inşa edilecektir.
Bu, 40 yıllık bir meselenin ilk kez gerçekçi biçimde kapanma ihtimalidir.
Sonuç Yerine
Gürültü azalacak. Manşetler küçülecek.
Ama asıl dönüşüm tam da bu sessizlikte başlayacaktır.
Silah sustuğunda ideoloji de susar. Halk, çocuklarını sloganlara değil hayata yönlendirir. Bugün “son hamle” diye sunulan her çıkış, aslında son çırpınıştır.
Bu saatten sonra kimse masallara inanmıyor.
Ne binlerce savaşçı masalına,
ne sonsuz dış destek yalanına,
ne de başkalarının yazdığı senaryolara…
Bölge yeni bir sayfa açıyor.
Bu sayfada kazananlar; silahı bırakanlar, gerçeği görenler ve halkıyla yüzleşebilenler olacak.
Kaybedenler ise zaten çoktan kaybetmiş olanlar.
