Son seçimlerde tepki oyları sayesinde birçok il ve ilçede belediyeleri kazanan CHP, adeta altın tepside sunulan bu fırsatı, yapmadığı hizmetlerle heba etti. Gerçi halen "Erdoğan düşmanlığı" üzerinden prim yapmaya çalışıyorlar ama görünen o ki halk, yediği kazıklar nedeniyle artık eskisi kadar kanmıyor.
CHP belediyelerinde klasikleşmiş bir tablo var: Kar yağar, sel olur, yollar çukurdan geçilmez, çöpler birikir, trafik keşmekeş haline gelir ama belediye başkanları ve ekibi, bu halkın parasını nasıl harcarız, hangi ihaleyi kime veririz, kimi yurt dışı gezilerine götürüp ihya ederiz, hangi PR ajansıyla algı operasyonu yaparız derdine düşer. Çünkü işin aslı şu ki; hizmet yerine algı üretmek çok daha zahmetsiz bir yöntem!

Kimi belediye başkanı kışın ortasında seçim peşinde başka illere koşar, kimi film setlerinden çıkamaz, kimisi sıcacık odasında oturup felaketleri TV'den izler, kimisi de "bir zahmet AK Partili belediyeler müdahale etsin" diye bekler. Öyle ya, büyükşehir belediyelerine ait ana arterleri bile temizlemeye üşenir, sonra başka belediyeler yolu açınca fotoğraf çekip "Biz yaptık!" diye sosyal medyada algı oluştururlar.
Ama ne hikmetse, yıllardır bir taş bile dikmeyen, halkı perişan eden bu zihniyet, yine de bir şekilde oy almayı başarır. Demokrasinin cilvesi mi dersiniz, yoksa "ideolojik sadakat" mi bilinmez... Belki "oy verenler çilesini hak etti" diyebiliriz ama asıl sorun, vermeyenlerin de bu mağduriyeti çekmek zorunda olması! İşte burada adalet ve demokrasi kavramlarını bir kez daha sorgulamak gerekiyor.
Peki çözüm ne? Öncelikle belediyeler üzerindeki bütçe denetimleri sıkılaştırılmalı, yöneticilere ağır yaptırımlar uygulanmalı. Şayet mevcut sistem düzelmiyorsa, belediye yönetimi valilik ve kaymakamlık gibi devlet kurumları tarafından yürütülmeli. Çünkü görünen o ki bazı belediyeciler için hizmet değil, algı yönetimi esas iş haline gelmiş durumda. Bize de her felaketin ardından ekran başına geçip "Acaba bu kez hangi mazeretle algı yapacaklar?" diye beklemek düşüyor!
Yerel yönetim anlayışı, şeffaflık ve hesap verebilirlikten uzaklaştıkça, belediyeler kendi küçük krallıklarını kurmaya başlıyor. Halkın vergileriyle finanse edilen belediyeler, halkın hizmetinde olması gerekirken, yöneticilerin bireysel kariyer planlarının birer basamağı haline geliyor. Bugün bir belediye başkanı, yerelde halka hizmet etmek yerine ulusal siyasete göz kırpıyorsa, orada hizmet değil, kişisel çıkarlar ön planda demektir.
Elbette istisnalar yok mu? Var. Ancak genel gidişat, belediyeciliğin halkın refahı için değil, siyasi rant için kullanıldığı yönünde. Ve bizler, vatandaşlar olarak bu çarpık düzene itiraz etmezsek, her seçim döneminde değişmeyen bir döngünün içine hapsolmaya devam edeceğiz. O yüzden soruyoruz: Belediyeler halka mı çalışıyor, yoksa kendi iktidarlarına mı?

Göktürk Kadıoğlunu tebrik ediyorum. Yerinde tespitler yapmış