Takvimler 2026’yı gösteriyor ama sanki zamanın bir yerinde asılı kalmış gibiyiz. Her yeni yıl bir umut tazelemesi olarak başlar; ancak sokaktaki vatandaş için umut, artık sadece "daha kötüye gitmemek" anlamına geliyor. Görünen o ki 2026; makro rakamların süslendiği, mikro hayatlarda ise kayışın iyice koptuğu bir yıl olacak.
Rakamlar Düşüyor, Geçim Zorlaşıyor
Ekonomi yönetimi, kâğıt üzerinde enflasyonun yüzde 20’lere indiğini müjdelerken, çarşı-pazarda etiketi değişmeyen tek bir gün geçmiyor. Resmi verilerle mutfaktaki yangın arasındaki uçurum 2026'da da kapanmayacak. Emekli, açlık sınırının yarısında "ölmek ile sürünmek arasında" bir çizgide yaşam savaşı verirken; üç harfli marketler ve fahiş fiyat zam hastalığına yakalanmış olanlar bu bağımlılıklarına tam gaz devam edecekler. Kasım ve aralık aylarında başlattıkları o meşhur zam furyasını, asgari ücreti kaşıkla verip kepçeyle geri alana, yani cebi sıfırlayana kadar sürdürecekler.
Piyasa beklentilerine baktığımızda, döviz kurunun 50 TL sınırına dayanması, ithalata dayalı üretim çarklarını daha da zorlayacak bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Altın ise adeta bir "Mehter Takımı" gibi; bir çıkacak bir inecek ama belirsizliğini hep koruyacak. Faiz lobisi, Türkiye halkının sırtından ve ödenen vergiler üzerinden trilyonlarca lira kazanmaya devam ederken; Sayın Bakan, halk ile resmiyet arasında uçurum olan o meşhur "enflasyon düşüyor" masalını anlatmaya devam edecek.
Dünyanın Sağır Odası: Gazze ve Ukrayna
Dış politikada dünya yine "üç maymunu" oynuyor. Ukrayna-Rusya savaşının bir şekilde yorgunluktan durulması veya bitmesi beklense de Gazze, insanlığın utanç müzesi olmaya devam ediyor. Dünya yine başını kuma sokacak; liderler İsrail’in vahşetine ve soykırımına sessiz kalacaklar. Masum Gazze halkının durumu bir nebze iyileşse bile, temelde yine çok kötü şartlarda yaşamaya mahkûm edilecekler. Sırbistan yine "savaş naraları" ile ortalığı kızıştırırken, Yunanistan-Güney Kıbrıs-İsrail üçlüsü o malum ve "salakça" ittifaklarını Türkiye’yi tehdit eden açıklamalarla süsleyecekler.
Siyasetin Satranç Tahtası ve Güvenlik
Ankara kulislerinde 2026, sınırlı değişimlerin yılı. Cumhurbaşkanlığı yardımcılarında ve kabinede bazı isimlerin değişmesi bekleniyor. Terörsüz Türkiye çalışmaları kapsamında SDG’nin sınırlı bir operasyon sonrası entegre olmayı kabul edeceği konuşuluyor. Ancak DEM partisinin ortalığı provoke eden tavırları değişmeyecek gibi görünüyor. Devletin güvenlik bürokrasisi çözüm ararken, siyasi kutuplaşma yine ekmeğini bu gerilimden yiyecek.
Sosyal Yaralar: Aile ve Adalet
Belki de en acı tablo toplumsal yapımızda yaşanıyor. Ailelerin yok olması üzerine süslü söylemler duyacağız ama ciddi bir adım atılmayacak. Süresiz nafaka konusu yine gündemde kalacak; ancak feminist STK’ların baskısı nedeniyle bu kangrenleşmiş sorun yine özümsenemeyecek. "Kadın beyanı esastır" ilkesi nedeniyle erkekler yine peşinen suçlu ilan edilip evden uzaklaştırılmaya devam edecek. Normalde üç günde geçecek küçük bir küskünlük, devletin bu katı uygulamaları yüzünden aile içi bir düşmanlığa dönüşecek. Bu sağlıksız psikolojik ortamda kadın şiddeti artarken, erkeğe yapılan şiddet "erkektir, normaldir" denilerek ikinci sınıf insan muamelesi görmeye devam edecek.
Özet olarak; 2026 yılı, rakamların kazandığı ama ruhların kaybettiği bir yıl olmaya aday. Eğer ciddi bir zihniyet dönüşümü gerçekleşmezse, değişen bir şey olmayacak ve tüm hayaller yine bir sonraki bahara, yani 2027’ye kalacak.

