Siyasetin en çürümüş hali, ahlâk ile propaganda arasındaki mesafenin açıldığı andır.
Söylediğiyle yaptığı arasındaki uçurum derinleştikçe, siyaset “hizmet” olmaktan çıkar,
düpedüz bir sahne gösterisine dönüşür. Muğla Milas’ta yaşananlar, tam da bu
çürümenin fotoğrafıdır.
Bir yanda CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yüksek perdeden verdiği “Zeytin ağacıma
dokunma!” mesajları, miting meydanlarında çekilen pozlar, çevre hassasiyeti
nutukları…
Diğer yanda ise, basına yansıyan bilgilere göre, aynı ilçede CHP’li ilçe başkanının
sorumluluğunda asırlık zeytin ağaçlarının kesilmesi gerçeği.
İşte siyasetin ibretlik özeti:
Meydanlarda çevreci, sahada balta.
Bu Ne Perhiz, Bu Ne Lahana Turşusu?
Topluma ahlâk dersi verenlerin ilk yapması gereken şey, kendi evinin önünü
süpürmektir.
CHP yönetimi, hükümeti çevre üzerinden eleştirirken, kendi teşkilatında
yaşanan bu skandal karşısında neden bu kadar rahat? Neden bu kadar sessiz?
Neden bu kadar umursamaz?
Eğer çevre hassasiyeti samimiyse, ilk refleks şu olmalıydı:
“Bu işi yapan kim olursa olsun, gözünün yaşına bakmayız.”
Ama ne oldu?
Kamuoyuna yansıyan görüntülerde kesilmiş zeytin ağaçları var.
Açıklamalarda ise geçiştirme, savuşturma ve hasar kontrolü var.
Bu mu çevrecilik?
Bu mu doğa savunusu?
Bu mu “zeytin kutsaldır” söylemi?
Vitrin Siyaseti: Ön Taraf Işıklı, Arka Taraf Enkaz
CHP’nin yıllardır yaşadığı temel sorun tam da bu:
Vitrinle depo arasında ahlâki bir kopukluk var.
Kameralar önünde kadın hakları…
Parti içinde skandallar karşısında sessizlik.
Kameralar önünde demokrasi…
Parti içinde tek seslilik.
Kameralar önünde çevrecilik…
Sahada kesilen asırlık ağaçlar.
Bu artık münferit bir çelişki değil, bir siyaset tarzıdır.
Toplumun vicdanına hitap eden kavramlar, sadece seçim afişi malzemesi haline getirilmiştir.
Doğa, kadın, adalet, özgürlük… Hepsi birer dekor. Sahne ışıkları altında
kullanılan ama perde arkasında rahatça çiğnenen kavramlar.
Asıl Soru Şu: Kim Kimi Kandırıyor?
Sayın Özgür Özel,
Siz kimi, kimden koruyorsunuz?
Kendi partinizin ilçe teşkilatında yaşanan bu olay karşısında net, sert, tavizsiz bir
duruş koymadıysanız;
Meydanlarda attığınız sloganların ahlâki karşılığı yoktur.
Çünkü siyaset, başkasını suçlamakla değil, önce kendini temizlemekle başlar.
“Biz çevreciyiz” demek kolay.
Zor olan, kendi adamın ağaç kestiğinde ona karşı durabilmektir.
İşte orada samimiyet başlar.
Orada vicdan sınavı verilir.
Orada gerçek siyasetçi ile sahne oyuncusu ayrılır.
Zeytin Ağacının Ahı, Propagandaya Sığmaz
Zeytin bu topraklarda sadece bir ağaç değildir.
Bin yıldır berekettir, barıştır, sabırdır, emektir.
Onu kesip sonra kürsüden “zeytini savunuyoruz” demek, sadece siyasi bir çelişki
değil; vicdani bir iflastır.
İstifa, ceza, açıklama… Hiçbiri o kesilen ağaçları geri getirmez.
Ama en azından şu sorunun cevabı verilmelidir:
Bu çifte standardın siyasi sorumluluğunu kim üstlenecek?
Eğer cevap yine suskunluk olacaksa, o zaman bilinmelidir ki bu millet,
Gündüz çevreci poz verip gece baltayla dolaşanları not eder.
Ve zamanı gelince, o notu sandıkta önlerine koyar.
Çünkü zeytin ağacının ahı vardır. Ve o ah, hiçbir siyasi şova, hiçbir vitrin süsüne, hiçbir propaganda afişine sığmaz.
