Bir haftalık süreç içerisinde pek yazma fırsatı bulamadım. Dikkat edilirse, “Fırsatı” vurgulamasını yapıyorum da, “Her ne kadar bilgisayarımızı yanımıza almış olsak da, özellikle Bodrum’un hava muhalefeti inanın yazmayı aklımıza dahi getirmedi” desem yeridir.
Gezi arasında dile getirmiştim il dışına çıkışımı, ancak görmeyenler hatta Bodrum deyince bizi de İstanbul’un ağaları gibi görenler olabilir.
Görmeyin efendim.
Zira gerekçem baya baya geçerli.
Allah kendilerine sağlık, huzur ve uzun ömür versin benim babam 91, anam 87 yaşında. Ramazan Bayramı’nda da yanlarına gidip, ellerini öpemedim. Bu vesileyle bayramın hemen ardından bulduğum ilk fırsatta her ne kadar Beşkazalıysam da, soluğu Muğla’nın en hızlı gelişen, şirin mi şirin ilçesi Ortaca’da aldım.
Yağmur ve fırtına orada da vardı.
Fırsat yarattım Dalaman Kayacık sahiline gittim.
Ortaca’nın Sarıgerme’sine uğramamak olmazdı uğradım.
“Dalyan hatır koymasın” dedim koydurtmadım.
Hasan Barış Barut hocamın Sığla yağı talebini yerine getirmeye çalıştım, bu yılın ürünleri henüz yeni yeni üretileceğini öğrenince bilgilenmiş oldum, bilgi topladım, bilgilendirdim.
Dinmiyordu sağanak yağış, bitmiyordu fırtına.
Planlamamızda Bodrum da vardı ve Antalyaspor’un deplasmanda karşılaşacağı Bodrum maçı da hafta sonuna denk geliyordu.
Baktım ki yağmur-fırtına kafamızı dışarıya çıkartmayacak gittim Muğla’ya aldım ablamı da yanıma, sürdüm Bodrum’a arabayı.
Yazının girişinde de dedim ya, “Bizi ağa gibi görmeyin” diye, ablamın kızı Bodrum’un yerlisi olan en köklü ailelerinden birisiyle evli.
2008 yılında Süleyman Şeker ile dünya evine girip, Bodrum’a gelin giden dünyalar güzeli yeğenim Seçil ile Bodrum’un en yakışıklısı oğulları Kuzey Emir ile yılda birkaç sefer bir araya gelemezsek inanın bana acayip hatır koyuyorlar.
Ondandır bizim Muğla’nın cennet ilçesine olan böylesine bir büyük ilgimiz.
Yoksa eskiden, Bodrum ile ilgili, “Ben de Bodrum’a gideceğim ama apartmanın bodrumuna” diye bol bol espri yapardık.
Cumartesi akşamı hep birlikte Bodrum-Antalya maçındaydık. Ben bugüne kadar böyle bir sağanak, böyle bir tipi ne bileyim yağışa tanıklık etmedim. Bi an stat yıkılacak dahi sandım.
Dağ tarafından öyle bir rüzgar eşliğinde yağmur geliyordu ki maçın hakemi dahi korktu sanırım, maçı durdurdu.
Yaklaşık 15-20 dakika devam eden bu durum yerini çiseleyen bir yağmura bıraktı.
Hava muhalefeti olumsuzdu olumsuz olmasına da, maçın en güzel diyaloğu hiç kuşkusuz 100 dolayındaki 07 Gençlik mensuplarının Bodrum ile centilmence diyaloğuydu.
Dostça başladı, öyle de devam etti müsabaka, aynı şekilde sona erdi.
Yani sizin anlayacağınız tabiri caizse, “Alan da satan da” razı oldu.
Maçın ertesi günü düştük Antalya yollarına. Akşamında Antalya’daydık.
Böylece ana-baba, eş-dost ziyaretleri ve civar gezmesiyle maç muhabbetini noktalayıp Kürkçü dükkânı misali eve geri döndük.
Tatil süresince havalar da iyi gitmeyince bol bol internet sörfü yapma imkanı bulduk. Özellikle de Antalya ile ilgili haberlere kulak kabartıp, notlarımı alma gereği duydum.
Misal.
Adam Antalya’nın bir belediyesinde çalışıyormuş ama bir başka belediyede meclis üyesi olmuş.
“E ne var bunda” demekten kendimi alamadım.
Hatta, “Bu da haber mi Allah aşkına” diye bir gazeteci olarak kendi kendime öz eleştiri yaptım.
Bunu dedim diye belki de meslektaşım veya meslektaşlarım bana kızacaktır da, “Akrabasını belediyede işe aldı” haberlerine de illet oluyorum arkadaş.
Alamaz mı?
Ben de olsam çalışma arkadaşlarımı seçerken inandığım, güvendiğim, bilip, tanıdığımı alırım.
Ne var bunda?
Bu akrabam bile olsa öyle yaparım.
Misal Korkuteli’nde yaşananlar.
MHP İlçe Başkanı seçilen belediye başkanının önünü açıp, ilçesine daha iyi hizmet getirmesi için çaba harcayacağına olmadık konulara girmiş.
Bence yanlış.
Bu konular ile ilgili fikirlerimi paylaşmaktan çekinmeyeceğim.
Kim kırılır, kim üzülür, kim sevinir umurumda dahi değil inanın.
Doğru neyse bizde o.

Senin köşe yazıların şevkle okuyorum Vedat abim
Hoş geldin, ,güzel memleketinden esintilerdi.