Bilindiği üzere 21 Ocak 2025 tarihinde Bolu Kartalkaya'daki Grand Kartal Oteli'nde meydana gelen yangın faciasında 78 kişi ölmüş, 51 kişi de yaralanmıştı.
Söz konusu bu yangınla beraber ülke genelindeki otellerin yangın önlemleriyle ilgili tartışmalar da beraberinde getirdi.
Bu tartışmanın en önemli yerlerin başında da Antalya geldiği bir gerçek.
Türkiye’nin turizm başkenti olarak adlandırılan Antalya resmen oteller cenneti. Bunlara motel ve pansiyonlar da eklenince yangın önlemlerinin boyutu da bir hayli genişliyor.
Mesela Antalya Kaleiçi’nde bulunan oteller ve pansiyonların durumları koca bir soru işaretiydi. Seksen yüz yıllık yapılar tarihi özellikleri korunarak turizme kazandırılmış ve her biri işletme haline gelmiş.
Kimisi belediye, bazıları da turizm belgeli.
Yani ruhsatlı.
Bırakın Antalya Kaleiçi’ni, Beldibi, Göynük, Kemer Merkez ve Tekirova.
Hatta Side, Manavgat, İbradı ne bileyim Alanya’da dahi hala belediye tarafından verilen ruhsatıyla turizmin kaymağını yiyen, bakıldığında güya tatil köyü veya 5 yıldızlı otel ne bileyim motel ya da pansiyon işletmeleri var.
Hala da eski ruhsatla ekmeğinin peşinde olanlar mevcut.
Sözün özü şu: Daha önce belediyeden ruhsatlı şimdi, adına "konaklama belgesi" dediğimiz belgeyle çalışmakta, bir kısmı da turizm işletme belgesiyle.
Onca yıldızı yüksek ama yangın yönetmeliğine uyup uymadığı yıllarca denetlenmemiş, oldu bittiye getirilerek belediyeden ruhsat veya bakanlıktan işletme belgesi temin etmiş binlerce tesis dururken Antalya Kaleiçi'ndeki otel, motel ne bileyim pansiyonlara yangın dayatması gelmiş. Bunu da bir milletvekilinin TBMM kürsüsünden yaptığı konuşmayla anladık.
Geçtiğimiz günlerde CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı, Antalya ile ilgili hakikaten çok önem teşkil eden bir konuyu gündeme getirdi.
Arı dedi ki, “Daha önce belediyeden ruhsatlı, şimdi, adına "konaklama belgesi" dediğimiz belgeyle çalışmakta, bir kısmı turizm işletme belgesiyle çalışmakta.”
CHP Antalya Milletvekilinin nereden bahsettiğini önce anlayamadım. Dolayısıyla pür dikkat kesildim. Meğer Antalya Kaleiçi’ndeki işletmelerden söz ediyormuş.
Ve devam etti, “Bakın, yangın yönetmeliğinde kodla ifade edilen boya var ancak o boya şu an piyasada olmayan bir boya. Belki Türkiye'de yok, belki de dünyada yok ama böyle bir karmaşa var” dedi.
Meğer Turizm Bakanlığı Kaleiçi'ndeki otellere, “Oda kapılarınızı değiştirin” dayatması yapıyormuş ve Cavit Arı da bu konuyu meclise taşımış.
Peki ama Kaleiçindeki otel yada pansiyonların kapıları değişir mi, değişmez mi?
Bence ikincisi.
Yani, imkansız gibi bir şey.
Neden?
Kaleiçi’ndeki işletmeler Anıtlar Kurulu tarafından tescilli binalar. Tabiri caizse çivi çakılamıyor. Anıtlar Kurulu izin verecek. O nedenle proje değişikliği olacak, denetlemesi olacak. Kısacası uzunca bir süreç.
Anıtlar Kurulu izin verse tarihi doku zedelenmiş olacak. Bu nedenle de kapıları değiştiremiyor otelciler.
Boya da yok.
Değiştirse kaçak değiştirmek zorunda kalacaklar. O zaman da Anıtlar Kurulu tepesine çökecek ilgili şahsın. Çökmek de Anıtlar Kurulunun en doğal hakkı.
Tek kelimeyle iki ucu bilmem ne değnek arkadaş.
Değnek de, biz Kaleiçi’nden dem vurduk da, Turizm Bakanı’nın doğup büyüdüğü yer olan İbradı’nın tarihi, yani düğmeli evlerine de dayanıyor işin ucu.
Bu durumda birileri yeni ya da ilave kanun mu çıkartır yoksa yönetmelikte değişiklik mi yapar bilemeyiz.
O nedenle değneğin ucu bana göre daha da çoğalır gibi geliyor gelmesine de, şehrin göbeğindeki Marmara mı desem Ege ya da Akdeniz otelinin dahi yangın önlemleri konusunda yerinde patinaj yapıyormuş da haberi olması gerekenlerin haberi dahi yokmuş!..