İnsanlar kendilerini bilge sanıp, başkalarına kıt akıllarını satmaya çalışmaları yok mu?
Özellikle, “Pandemi sonrası” diyeceğim de emin olun net bir açıklamasını ben de de yok.
Zira eskiden anne-babaya hürmet diye bir şey vardı şimdi zerresini ara bulabilirsen.
Kardeş bağları öyle kuvvetliydi ki, menfaatsiz beklentiler, varlıklı kişi imkansızlıklar içerisindeki kardeşine en küçük hissiyat bile uyandırmazdı.
Şimdi öyle mi?
Bir araya gelindiğinde bırakın yürüyüşünü, oturuşu, ayak ayak üstüne atışı bile “Dünya benim etrafımda dönüyor” zihniyeti.
Hiç aklına getirmiyor ki bir gün o da el sıfatına girip, dört kollu ile herkesin gittiği yere gidecek.
Zaten getirse saygısız, nankör, şeref yoksunu mu olur?
Bir Ramazan Bayramı’nı daha geride bıraktıktan sonra Kurban Bayramı kapıya dayanıyor.
Bayram izlenimlerimi, bende bırakılan intibaları ve gezip, görüp bizzat yaşadıklarımı bir bir bıkıp usanmadan anlatmaktan da hep keyif almışımdır.
Bayram denince aklımıza sadece dini olanlar mı gelir?
Daha dün kutlamadık mı 1 Mayıs İşçi Bayramımızı?
Artık eskidendi klavyenin başına geçip yazımın girişinde de belirttiğim gibi insanlara güzel ve bir o kadar bilgeymiş gibi bilgiçlik taslayıp köşe yazısından satmak.
Benim mantığım o nedenledir ki yaşamadan bir şey için telkinde bulunmak bize uymaz.
Belli bir yaşa geldiğimizden midir nedir bilemiyorum, pozitif olmayanlarla mümkün olduğunca bir araya gelmemeye özen gösteriyorum.
Daha çok yalnızlığı ama dünyanın en güzel sessiz fakat olağan üstü güzellikteki yerleri aşındırmak benim karakterim.
Biliyorum ki Ramazan’dan sonra Kurban Bayramı'nı da dört gözle bekleyenler çoğunlukta.
İnanın insanlar eskiden bu denli keyif peşinde koşanlar kategorisinde değillerdi.
En azından bana göre.
Şimdi öyle mi?
Abartmıyorum, benim gözüme takılanların çoğu kendisi için yaşayan, kendi düşüncelerini hayata geçirip nasıl keyif alıyorlarsa o davranışlardan kaçınmayan tipler.
Ben öyle görmek istediğim için mi böyle diyorum sizce?
Asla değil.
Ne görüp, izliyorsak o.
Eskiden öyle miydi?
Hani, “Yemeden yedirir, giymeden giydirir” söylemi vardı ya?
Bakın söylemi diyorum ama eskiden öyle denirdi, şimdi ki adı tabir oluyor.
Dolayısıyla bu devrin evlatları, çocukları ne bileyim bireylerinde ne büyük ne de küçük sevgisi kalmış gibi sanki.
Varsa yoksa menfaat, çıkar ve yaşamdan kendisinin haz alma gerçeği.
Hani bir ata sözümüz vardır, “Bir ana-baba 10 çocuğa bakar büyütür ülkeye hayırlı birer vatandaş olarak yetiştirebilmek adına da, 10 çocuk ne bir anaya, ne de bir babaya bakamaz” diye.
E yine, “Düşkünler yurduna gönderdiğiniz büyüklerinizi ziyarete giderken sakın yanınıza çocuğunuzu da almayı unutmayın ki gerçekleri görsün” diye de bir başka atasözümüzü unutmamak gerekli mi değil mi?
Ne yazacaktık hangi konuya geldik?
Emin olun laf olsun diye büyüklerin bayramlarını kutlar kutlamaz ortalıktan yok olan o kadar çok yeni yetmeleri gördüm ki, anlata anlata bitiremeyecek olduğumdan derinlere daldım gitti.
Ülkede belli bir ekonomik kriz almış başını gidiyor gitmesine.
Hatta belediyeler, yani işin başındaki siyasilerin bu zerre umurlarında mı?
Kendilerini seçip o mevkiye getiren vatandaşlarının o ekonomik durumları görevdekileri ilgilendiriyor mu, ilgilendirmiyor mu?
Bayramları yürekten kutlamak ve en önemlisi de kutlatmak, göstermelik SMS mesajlarıyla o gün için bir şeyler karalayıp işçisine maaş ödememek değildir belediye başkanlığı.
Geleceğiz, o ibretlik konuyu da es geçecek değiliz.
Aynen öyle Vedat abi