Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada karşıma bir yazı çıkınca pür dikkat kesildim. Keyifle sonuna kadar okudum. Hem çok güldüm hem de geçmişi şöyle bir gözümün önünden geçirdim.
Hiç kuşkusuz ki insanoğlu geçmişinde yaşadığı güzel anılarla teselli buluyor.
Dilerseniz o sosyal medyada tebessüm açısından mı yoksa hakikaten yaşanmış gerçek bir hikayeden alıntı mı artık bilemiyorum, yazılanlardan başlayalım.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Emine Erdoğan açılışını yaptığı bir AVM’nin et reyonuna ziyarete gitmiş. Reyonu tertemiz ve çok düzenli olarak görmüş. Kasabın tezgahına gelerek sohbet etmeye başlamış.
Cumhurbaşkanı, “Dana ve koyun etleri fena değilmiş, işler nasıl gidiyor” diye sormuş.
Kasap, “Genelde iyi idi ama bugün bir kilo bile satamadım” cevabı vermiş.
Cumhurbaşkanı, nedenini sormuş.
Kasap, “Siz ziyarete geldiğiniz için müşteriler içeriye alınmadı.”
Cumhurbaşkanı, “O zaman ben alayım, bana 4 kilo verir misin.”
Kasap, “Hayır satamam.”
Cumhurbaşkanı, “Neden satamıyorsun” diye sormuş.
Kasap, “Sizi gelecek diye tüm bıçaklarımızı topladılar.”
Cumhurbaşkanı, “Bıçak olmasa da olur, bana şu parçayı ver.”
Kasap, “Yine de satamam” demiş.
Cumhurbaşkanı, “Yine ne oldu? Neden satmıyorsun?”
Kasap, “Çünkü ben kasap değilim, Silahlı Polis timinden bir askerim.”
Cumhurbaşkanı sinirli bir şekilde, “Git bana komutanını çağır” demiş.
Kasap, “O da karşıda balık satıyor” diye cevap vermiş.
Bence hakikaten Cumhurbaşkanı ile asker arasında çok güzel bir diyalog, bir o kadar da gerçekçi ve anlamlı sohbet şekli.
Bu yazılanlar bana 2017-2019 yıllarında Antalyaspor’un Hasan Subaşı tesislerinin müdürlüğünü yaptığım dönemi aklıma getirtti.
Ali Şafak Öztürk Antalyaspor A.Ş Başkanıydı.
Bendeniz de tesis müdür.
Cumhurbaşkanı Antalya’ya gelecekti ve tesisleri kullanacaktı.
Bir hafta evvelden öncü polisler tesise gelip Cumhurbaşkanının kullanacağı odadan tutun da, abdest alacağı yerlere kadar en ince ayrıntısına kadar didik didik ediyor talimatlar yağdırılıp, olması ve olmaması gerekenleri tek tek belirtiyorlardı.
“Senden başka tesiste hiçbir personel olmayacak. Cumhurbaşkanının kullanacağı odaya dilsiz uşağa ve seccadeye kadar her türlü ihtiyaçlar konulacak. Koridorlarda gereksiz çiçek saksıları, WC’lerde porçöz gibi insana zarar verici malzeme asla olmayacak
Gibi, gibi, gibi..
Bir gün önce detaylı incelemeler yapıp emir yağdıran güvenlik görevlileri bir gün sonra gelmiyor, kişiler sürekli değişiyordu.
İkinci, üçüncü gün derken bir ekibin dediklerini bir gün sonra bir başka ekip tam tersini söylüyorlardı.
Nitekim, “Tesis önündeki araç kime ait” diye sordu bir görevli.
“Bana ait” cevabı verince, yarın beyefendinin gelme günü. Aracını tesislerden çok ileriye götür park et burada olmasın” demez mi?
“Dün bir başka polis arkadaş araç için gerekli bomba araması yapılır. Şu aşağıya kilitlersin demişti bana” cevabı verdim.
“Ben ne diyorsam onu yapacaksın” demez mi?
“Tamam size kolay gelsin. Tesis zaten size ait konumunda. Bana şimdiden müsaade. Hafta sonu olmasından dolayı ben normal izinliyim” deyip oradan ayrıldım.
Çok değil 1 saat sonra durmadan cep telefonum çalıyordu.
“Ya dostum acele tesise gel. Biz trafoda hangi ışığı hangi şalter yakıyor bulamadık” diyordu.
Geldim.
“Bana aracını tesislerden çok öteye götür” diyen görevli arkadaş park yapacağım yeri gösterdi. Tüm incelemeleri yaptırdı. Ertesi günü Cumhurbaşkanı 3 helikopterle tesisimize indi.
Her türlü hazırlığımızı eksiksiz yapmıştık.
Bu durum bir yıl içerisinde tam 2 kez gerçekleşti ve kusursuz hazırlığımızdan dolayı teşekkür bile almıştık.
İşte o günler aklıma gelince okuduğum yazı ister istemez beni de tebessüm ettirdi.
Güzel günlerdi.