Geçtiğimiz Perşembe günü bu köşeden UKOME’nin ASAT’taki Genel Kurul toplantısından sonra yapılan basın toplantısı öncesi yaşananları kaleme almıştım.
Ve bugün de devam ettiriyorum.
Neden mi?
Ben ilk yazımı yazıp gazeteye geçtiğimde, bizim editör Emel hanım, “Abi valilikteki söz konusu o kişinin gazetecilere davranış şeklini çok önceden duymuştum. Usturuplu yazmışsın.” Demez mi?.
UKOME toplantısı günü davete icap eden genelde yeni gazeteci bay-bayan meslektaşlarımı dinlemiş, hepsi söz konusu kişiden dert yanmıştı.
Gazeteciyiz diye Bürokrat kesimin halinden anlamayacağımız anlamına asla gelmesin.
Zira şükür ki kendi çapımızda biz bürokratlık da yaptık.
1987’de yolumuzun kesiştiği Menderes Türel ile 2014’te Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde buluştuk.
Antalya’ya tarihinin en büyük hizmetlerinden birini eden Türel başkanla çalışmak keyifti.
Belediyenin ANET şirketinde “Danışman” idik.
Dolu dolu tam 5 yıl birlikte görev yaptık.
Haksızlıkların, kıskançlık ve dedikoduların hatta yalakaların, hatta ve hatta kraldan çok kralcıların bol olduğu belediyelerde çalışmanın nasıl zor olduğunu o süreçte inanın çok iyi anladım.
Ama ben o 5 yıllık sürede asla ve asla kraldan çok kralcı olmadım.
Verilen görev dışına çıkmadım.
Kimseyi hakir ya da bir başka şekilde görmedim.
Evet.,
Belediye Başkanı aynı zamanda yıllarca kader birliği etmiş, aynı mesleği yapmış, aynı kulvarlarda yürümüş kişilerdik ama, hilalarşiyi de birlikte öğrenmiş kişilerdik.
Başkanın tanıdığı ne bileyim arkadaşı ve de “Basın danışmanıyız” diye asla ve asla görevi suistimal ne bileyim burnumuz bir karış havada gezmedik.
Tüm bunları neden anlattım?
İnsanoğludur hata yapar. Hatalar insanlara mahsus. Ama bir değil, iki değil üç değil ise o hata falan değildir.
Bana göre suistimalin daniskasıdır.
Orada bir dur arkadaş.
Ben Belediyede iken nasıl Menderes Türel’i temsil ediyorsam, Vali beyin yanındaki çaycı bile valinin temsilcisidir.
Yoksa ben mi yanılıyorum?
Ama ne ben Antalya’nın belediye başkanı oluyordum.
Ne de valilikte çalışan kişi Antalya valisi.
O nedenledir ki şu üç günlük dünya asla kimseye kalmamış bundan sonra da kalmayacaktır da.
Lütfen haddini bilmek ya da doğru yerde doğru tercih gerekmez mi?