Aşağıda ölüm var, yukarıda açlık. Aşağıdaki ölüm olasılık, yukarıdaki açlık kesin.” Bu sözler, Zonguldak’ta meydana gelen bir göçükte arkadaşlarını kaybeden bir maden işçisine ait.
İkinci Dünya Savaşı sürecinde bile alanlarda kutlanan 1 Mayıs ile ilgili yıllardır düşünüyorum da, “Neden Türkiye’de sembol haline gelmiş Taksim meydanında o kutlamalar kaldırıldı ki" sorularının cevabını aramışımdır hep.
Ama haydi bul bulabilirsen.
Kime sorsan o haklı.
Yani yasaklayan da kendi çapında ve gerekçeleriyle, orada kutlamak isteyen de.
Merak gidermek adına, soruyorum Google amcama da.,
Şöyle bir ibare çıkıyor karşıma: 1 Mayıs İşçi Bayramı İstanbul'da ilk kez 1912 yılında kutlandı. Hükûmet, 1923 yılında kutlamaların kitlesel olmasını yasakladı. Kutlamalar, 1925 yılında çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile tamamen yasaklandı.
Israrımı sürdürüp, “İşçi Bayramı neden taksimde kutlanmıyor” diye tekrar yazıyorum
“DİSK ile birlikte KESK, TMMOB, TTB ve Türk Dişhekimleri Birliği (TDB) de 1 Mayıs'ta Taksim'de olacaklarını duyurdu. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin 5 ay önce verdiği hak ihlali kararına rağmen Taksim Meydanı yine 1 Mayıs kutlamalarına kapatıldı” açıklaması çıkıyor.
Biz Türk insanları olarak genelde nedense yasaklara karşı hep alerji duymuşuzdur.
Dolayısıyla toplumsal olaylarının önüne geçmek, özellikle de dış güçler tarafından provokatörlerin sahne almalarını engellemek adına yıllardır Taksim konusunda kararlılık sergileniyor.
Ama dikkat edilirse bu kararlılık dün, önceki gün ya da 20 küsur yıldır süre gelen bir durum değil.
1925’den bu yana olduğunu görürüz.
19. yüzyılın son dönemlerinde, Sanayi Devrimi’yle ‘gelişimi’ büyük bir ivme kazanan dünyada işçilerin çalışma koşulları insanlık dışı denecek seviyede ağırdı. Çocuk işçilik son derece yaygındı, günlük çalışma saatleri 15-16 saati bulmaktaydı. Tüm bu ağır şartlar örgütlü bir işçi sınıfının doğumunu da akabinde getirdi. Genel grevlerin yaygınlaştığı bir dönemde, 1 Mayıs 1886 tarihinde Amerika İşçi Sendikaları öncülüğünde iş bırakma eylemi yapıldı. Eylem, günde 12 saat, haftada 6 gün çalışmak yerine, 8 saatlik iş günü talebiyle ortaya çıkmıştı.
İşçi Sendikalarını düşünelim mi?
Adı ne olursa olsun inanın fark etmez.
Ve o sendikaların başkanlarını gözümüzün önüne getirelim.
Makam mevkiye gelinceye kadar bir emekçi, çalışarak kan ter içerisinde kalan, işçi kıyafetleri en büyük vazgeçilmezleri oluyor değil mi?
Peki ya Sendika başkanlığına gelince?
Altında son model makam arabaları. Ve üzerlerinde işçi kıyafetleri yerine takım elbise-kravat.
Gittikleri otel yüksek yıldızlı, restoranlar nedense hep kaliteli mekanlar oluveriyor.
İşçilerden kesilerek aldıkları maaşların rakamlarını ben bilmiyorum.
Temsil ettikleri işçiler aldıkları maaşla değil oraya gide bilmeleri önlerinden dahi zor geçerler.
İşçi Bayramını kutlamak için gariban işçileri sürün meydanlara, kravatlı temsilciler ellerinde mikrofon, önlerinde hazır konuşma metinleri.
Yani seçilmeden önce, seçildikten sonra gerçeği.
Mantık bu mudur?
1 Mayıs illa ki Antalya’nın Cumhuriyet Meydanında mı kutlanır?
Bence İşçi kardeşlerimizin çalıştığı her yer, her alan da kutlama mekanlarıdır.
Zihniyet tribünlere oymak değil, ve o zihniyet işçilerin emeklerini siyasete alet etmemek ve provokatörlere aman vermemekse, o gönle sığanlar her yere sığar.
Bu 1 Mayıs’ta da söylemimiz emeğiyle hayatını kazanan ve hayatın devamını sağlayan herkes için hakça bir düzen, onurlu bir yaşam.
Bendeniz de 40 yıldır Fikir işçisiyim.
Ve bugün benim de bayramım.
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun.