Dün Antalyaspor ile ilgili gelişmelerden bahsedip, puan cetvelinde hiç de çok rahat konumda olunmamasından.,
Ve Kırmızı-Beyazlı ekibi gelecek haftalar açısından kabus görmemesi adına çareler aranıp aranmadığından bahsettim.
Bahsettim de, “Yine Gazeteci olarak kendilerine yontmuşlar” diyenlere kadar.
Hayır arkadaş.
Ona yontma falan denemez.
Dense, dense “Çare arayışları ve bu arayışlarda kişilerin fikri” dene bilir.
Benim cennet ülkem ile ilgili görebileceğim yerler konusunda Antalyaspor’a asla ihtiyacım olmadı ki.
Ama evet Antalyaspor sayesinde gitmediğim şehir ve kamp merkezleri kalmadı.
Hatta, Belarus, Ukrayna, Rusya, Avusturya, Almanya, Yunanistan gibi yurtdışı seyahatlerimi dahi Kırmızı-Beyazlı ekibin maçları sayesinde yaptım.
Öncelikle Gazeteci olduğumdan.
Ve görevim de sadece ve sadece Antalyaspor’u takip etmekti.
Sakın ola ki hep bu deplasman masraflarımızı Kırmızı-Beyazlı Yönetimin karşıladığındandır diye asla düşünülmesin.
Tam aksi.
Patronum yani yıllarca spor müdürlüğünü yaptığım gazetemin ve televizyonun patronları önce Menderes Türel idi ardından Bülent Eyilik oldu. Ve her türlü masrafım da muhasebe tarafından ödemesi karşılığı ben o deplasman müsabakalarından geri kalmadım.
Zamanla yönetimler misafir eder oldu. Hatta, gelenek gibi sürüp gittiği de oldu.
Ama benim için değil tüm gazetecileri kapsayan organizasyonlardı.
Taa ki görünüşte Antalya’nın mülki milyarderleri olup kendilerine Antalyaspor yöneticisi dedirtip caka satmakta kimse ellerine su dökemezken, iş paraya gelince mumla arayıp bulamayacak olanlar ortaya çıkıncaya kadar.
“Bodrum müsabakasına karşılaşmanın önemine dikkat çekebilmek açısından en azından gazeteciler kafileyle aynı uçakta götürülmelidir” diye fikir verdik.
Kabul etmediniz.
Ardından Takım haftayı bay geçirip Sivas’a yola çıktı bir tane doping etkisi yarata bilinecek icraat yapmadınız.
Ne yaptınız?
Sivas gibi belki de sezonun en önemli müsabakasında kafileyi kaderiyle baş başa bırakmışçasına, 210 kişilik koca uçakta yapa yalnız gönderdiniz.
Sonra da başkan çıkıp diyecek ki, “Ben dedikodu olmasın diye memleketim Sivas’a başkanlığını yaptığım Antalyaspor ile gitmiyorum.”
Oldu.
Gözlerim doldu!..
Kötü günler görmemek adına çare üretmeyen zihniyet, gelecek haftalara boyun eğmiş demektir.
Kaderine razı olmak anlamına gelmektedir.
Ve bugünkü Antalyaspor’un ne yazık ki gidişatı hiç ama hiç iyi değildir.
Bu takım ilk şampiyon oluşunda, Teknik Direktör Adnan Dinçer Adana gibi hayati önem taşıyan deplasmana futbolcuların eşlerini de aynı kafilede götürmüştür ve takım zaferle dönüp gelmiştir.
Başarı için çaredir bunun adı.
Aynı Antalyaspor 1993-94 sezonunda şimdiki adı Süper Lig olan 1.Lig’e yükselme Play-Off müsabakası için Ankara’da tarihi dayanışma örneği sergilemiştir.
Çünkü o dönemlerde, Kırmızı-Beyazlı ekibin başarısı için yüreği çarpan Dündar Uluğkay, Halim Horasan, Ercüment Ersü, Mahmut Tunalı, Hasan Subaşı, Hüseyin Şanlı, İsmail Bilal, Ali Yılmaz, Gültekin Gencer, Erdal Atılgan, Erdal Akpınar, Metin Ünal, Atilla Akın ve daha aklıma isimleri gelmeyen bir yığın Antalya aşığı insanlar vardı.
Tabii ki yüreği Antalyaspor’un başarısı için çırpıp hakkında, “Antalyaspor yüzünden gazeteciye ömür boyu stat yasağı” gibi düzmece yazılar yazılan bendeniz gibi de gazeteciler.
Bugün kimler var?
Sinan Boztepe, Ali Altun, Feridun Temuçin ve Cesur Akar.
Bu Antalyaspor A.Ş’nin mevcut yönetimi kaç kişi arkadaş?
Her parası olandan Antalyaspor’a yönetici, her Antalya’da ikamet edenden de Kırmızı-Beyazlı ekibe sevdalı olamaz.
Bilmem anlatabildim mi?
Vedat abi Antalya küme düşmez