Rodos'a her gidişimde adayı daha fazla keşfettim.

Bilinenin ve popüler olanın aksine Adanın daha bakir, daha az popüler olan, daha sessiz ,daha sakin yerlerinde vakit geçirmekten keyif alıyorum.

Günlük hayatımda da zaten böyle yerlerde vakit geçirmekten, kendi kendimle kalmaktan, doğayı izlemekten keyif alıyorum.

Bu yazımda da Rodos'un bilinen turistik merkezinden değil,  bazı köylerinden bahsetmek istedim.

Rodos'a Meis adasından gidiyorum.

 Daha önceden Ferryhopper isimli programdan Meis Adasından Rodos'a kalkan Ferrybot saatlerine bakıyorum. Rodos'a kalkacak Ferrybotun saatine göre Kaş'tan  Meis Ferry Lines ile yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuktan sonra Meis Adasına ulaşıyorum.

 Burada sevgili dostum Dimitriyle kavuşuyoruz. Onu gördükten sonra Rodos Ferrybotuna biniyor, ya  Bluestar ya da Saos Ferries ile Rodos'a yaklaşık 3 saatlik bir yolculukla ulaşıyorum. 

Bluestar Turistik Limana, Saos ise diğer Limanda bırakıyor. Ferrybotlar son derece konforlu olduğu için, gerek balkonunda, gerek içeride, gerekse restaurantta yolculuğun nasıl geçtiğini anlamıyorum. Koltuklar son derece geniş, bazen de çok rahat bir uyku çekiyorum.

Rodos Merkeze indikten sonra, hiç eski şehre girmeden, merkezdeki İxia otobüs durağına geçiyorum. İxia otobüslerinde Havalimanı yazıyor. Havalimanı yazan her otobüs zaten İxia'dan geçiyor. 

Yaklaşık 10 15 dakikalık bir yolculukla İxia'ya ulaşıyorum.

İxia Rodos'un bir mahallesi. Nasıl Antalya'nın Çamyuva, Tekirova gibi yerleri var, burayı da öyle düşünün. 

İxia sahili oldukça uzun bir sahil, ve denizin rengi burada muhteşem. Sahilde otellerin plajları olduğu gibi, çok sık otel olmadığı için, uzun ve boş sahiller var. 

Burada dilediğiniz gibi havlunuzu serip güneşlenebilir, denize girebilir ve arkanızdaki ağaçların gölgelerinden faydalanabilirsiniz. 

Herhangi bir ücret ödemenize gerek yok. İxia'da oldukça güzel restaurantlar ve cafeler var, bunlardan bir tanesi de sevgili dostum ve beni misafir eden Stamatis'in çalıştırdığı Philip's Bar.  

Burayı 1977 yılında Stamatis'in babası Phillip Kampouris kurmuş. Yaklaşık 48 yıldır hizmet veriyor, ve müşterileri hiç değişmiyor. Bir mahalle barı, zaten Stamatisler de Barın hemen yanındaki evlerinde oturuyorlar hala. 

Buraya Dünya'nın her yerinden insanlar geliyor, kimisi sanatçı, kimisi ressam, kimisi oldukça ünlü, kimisi hiç ünlü olmamış insanlar. 48 yıldır hiç bir zaman lezzetini, kalitesini bozmamış, buranın her zaman müdavimleri var.

 Barın bulunduğu sokakta bizim eski Kaleiçi gibi, akşamları insanlar sandalyelerini almışlar kapılarının önlerinde oturuyorlar, komşuluk ilişkileri hala çok güzel, herkes birbirine ikramlar da bulunuyor. Sanki bir zaman makinesine binmişim de 90 lı yıllara gitmişim gibi hissediyorum. 

İxia'da bütün evler ya tek katlı ya da  iki katlı ve yatay mimari hakim olduğu için, ve denizin kenarına devasa apartmanlar dikmedikleri için, denizden gelen rüzgar köyün içine girebiliyor ve akşamları serin oluyor. Böylelikle yaz sıcağı olsa da akşamları serin geçiyor. 

İxia'dan hemen sonra yani biraz daha batıya doğru Kremasti adında bir köy var. Buranın bir kez festivaline katılmıştım. Çocuklar sokaklarda oynuyor, aileler çay bahçelerinde oturuyor, birbirinden güzel lezzetler sunuluyor, yerel sanatçılar konserler veriyor. Meydanlarda danslar ediliyor. Kremasti gerçekten güzel bir köy...

Kremasti'den sonra Soroni isminde bir köy var. Soroni de geleneksel bir tavernaya götürdü beni Mihallis...Kuruluşu 1960 lı yıllara dayanıyor, içerisi müze gibi. Eski fotoğraflardaki ruh günümüze yansımış gibi. Akdeniz Kültürüne has eğlence biçiminin en güzel örneklerini sergiliyor burası. Sahipleri çok kibar insanlar, bir geleneği devam ettirebilmenin sevinci içerisinde yaklaşıyorlar misafirlerine...

İsmi Mezostrati  giderseniz mutlaka uğrayın derim.

Soroni'den çok yakın Paradisi köyü var. Buranın yolu muhteşemdir. Yolun kenarındaki pembe ve beyaz zakkum ağaçları yolu adeta bir rönesans tablosuna dönüştürmüş durumda. Paradisi tek katlı evlerden oluşan bir sahil kasabası, yine sahil halka açık, yer yer kayalık, yer yer kum plajları var. Çok kalabalık olmamakla birlikte bütçenize uygun konaklama imkanları sunan bir kasaba. 

Paradisi'den sonra Maritsa'ya geliyoruz. Maritsa köyü beni çok etkileyen bir yer oldu. Köyün ortasındaki kocaman çınar ağacının altına kurulmuş tavernalar var. Akşamları köy halkı burada toplanıyorlar. İklimi yine yaz sıcağına göre akşamları çok serin geçiyor. Stin Uyamas isimli taverna tam da bir köy tavernası. Yemekleri harika, özellikle Sokar balığını harika pişiriyorlar. Burada haftanın bazı günleri müzik te oluyor. Yine içerisi müze gibi. 

Gelelim Antik Kamiros köyüne...

Rodos'un üç antik kentinden birisi olan Kamiros köyü gerçekten muhteşem bir yer. Burada gün batımını izlemek belki de bu hayatta ölmeden yapılacaklar listesine eklenmeli.

 Dalgaların Kamiros kıyısına vururken çıkardığı  nihavend dolu seslere karışan grup vakti ve yaklaşık 60 yıldır hizmet veren Old Camiros Restaurant'ın eşsiz yemekleri birleşince unutulmaz bir an ortaya çıkıyor...

Şimdilik bu kadar diyelim...

 Çok sevdiğim Rodos'un köyleri devam edecek...

Sevgiyle ve yollarla kalın...