Sevgili okurlar bugün sizlere semt pazarlarında korona tedbirleriyle artan bir sorundan bahsedeceğim.
Bilindiği üzere korona salgınıyla mücadele kapsamında pazarlardaki alış veriş düzeni de değişti.
Pazarcıların eldivensiz maskesiz satış yapmaları yasaklandı.
Müşteriler de artık eskisi gibi sebze ve meyveleri eliyle seçip alamıyor.
Elbette.
Tamam.
Olabilir.
Salgınla mücadele kapsamında bunlar herkesin uyması gereken kurallar.
Bunlara kimsenin itiraz ettiği de yok.
Siz ne kadar alacağınızı söylüyorsunuz, pazarcı da doldurup tartıyor.
Genellikle de poşete düğüm atıp veriyorlar.
Bazıları “Düğüm atma” deseniz bile atıyor.
Doğal olarak siz aldığınız ürünü poşete atılan düğüm nedeniyle göremiyorsunuz.
Pazar alış verişinden sonra bir bakıyorsunuz bazen düğümlü poşetlerin içindekilerin yarısı çürük çarık.
Ya da tezgâhın önüne dizilen ürünlerle poşete doldurulanlar aynı kalitede değil.
Bu tür durumlar genellikle domates gibi sebzelerle, çilek, kayısı, şeftali, kiraz gibi meyve alışverişlerinde görülüyor.
Belki misafiriniz gelecekti, onlara ikram etmek için almıştınız.
Belki bir yere gönderecektiniz.
Aldığınız ürün yüzünden belki eşinizle kavga ediyorsunuz.
Moraliniz bozuluyor.
Böyle bir durumda kimi o esnaftan alışveriş yapmayı kesiyor.
Kimi zabıtaya şikayet ediyor.
Kimi de gidip kavga ediyor.
Bu mesele yüzünden ırkçılığa varan tartışmalar bile yaşanabiliyor.
Bizzat gözümün önünde yaşandığı için yazıyorum.
Ben alışverişlerimi neresi denk gelirse oradan yaparım.
Yani sürekli aynı pazardan yapan biri değilimdir.
Korona yasaklarının ilk başladığı günlerdendi. Yüksekalan mahallesindeki Salı pazarına gitmiştim. Orta yaşlı bir kadın, pazarda bir grup pazarcıyla tartışıyordu.
Tartışmanın alevlenmesi üzerine polis ve zabıta da olay yerine gelmişti. Kadın pazarcılardan şikâyetçiydi.
Ne olduğu sorulunca başladı anlatmaya.
Dedi ki, “Şu tezgâhtan meyve aldım. Parayı ödemeden önce. Bir baktım poşete çürük çarık. Ben de almaktan vazgeçtim. Satıcı da beni tezgâhtan kovdu. Ben pazarda dolaşırken peşimden gelmiş. Bir başka tezgâhtan Çilek alıyordum. Beni takip eden kişi ‘bu tezgâhtan da alamazsın burası da bizim defol git’ diyerek beni buradan da kovdu. Diğer satıcılar da meğer onun arkadaşlarıymış” Sonra da “Ben buranın yerlisiyim. Kimi nereden kovuyorlar” diye tepki gösterdi.
Fakat kadının “ben buranın yerlisiyim” sözleri, tansiyonu daha da yükseltti. Pazarcılar tartıştıkları kadını ırkçılık yapmakla itham etti.
HattaDaha ileri gidenler bile oldu.
Durup dururken olayın geldiği boyuta bakar mısınız?
Polis memurunun “Şikâyetçi iseniz karakola gitmemiz lazım” demesi üzerine kadın şikayetçi olmadığını söyledi.
Sonra da yanına gelen bir adamla birlikte pazardan ayrıldı.
Zabıtalar da toplanan kalabalığı dağıttı.
Bir olay da geçen Çarşamba günübenim başıma geldi.
Sokağa çıkma yasağı olduğu için 85 yaşındaki annemi evde tek başına bırakıp alelacele Konyaaltı Öğretmenevleri Mahallesindeki Çarşamba pazarına gitmiştim.
Pazardan hızla alışverişimi yapıp aracıma bindiğimde kayısı poşetini açtığımda şok oldum.
Yarısı çürük çarık.
Cuma günü evimin önündeki Altınkum pazarına gidince Zabıta karakoluna da uğradım. İçeride 2 memur vardı.Onlarla bu konuları konuştum. Bu tür olaylarla zaman zaman karşılaştıklarını anlattılar.
Böyle bir durumda ne olduğunu sordum.
Kimi zaman pazarcıların ürünün parasını iade ettiğini, kimi zaman da pazarcıların müşteriye bu ürünü kendilerinin satmadığını iddia ettiklerini söylediler.
Ben de kendilerine “tezgahın önündekilerle arkasındakileri denetleyen bir sistem yok mu” diye sorduğumda; olmadığını söylediler.
Oysaki toptancı halde bile çürük çarığın satışına izin verilmiyor. Hatta halde çöp konteynerlerine atılan sebze ve meyvelerin hayvanları beslemek için bile alınmasına müsaade edilmediğini duymuştum.
Bu yazımızdaki amacımız pazarcı esnafımızı eleştirmek, onları potansiyel bir suçlu olarak ilan etmek değil elbette. Kuruş kuruş kazanmanın ne denli zor olduğunu, onların ne zorluklar içinde yaşadıklarını da biliyorum.
Ama böyle de bir sıkıntı var. Bu sıkıntının da dile getirilmesinde yarar olduğunu düşünüyorum. Amacımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemek. Amacımız bu konuya da çözüm bulunması için çağrıda bulunmaktır.
Hepsinden önemlisi
Paylaşmaktır.
