İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Meteoroloji ve Afet Yönetimi Uzmanı Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, iklim değişikliği ve afet yönetimine ilişkin değerlendirmelerinde Türkiye’nin hızla değişen iklim koşullarıyla karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Aşağıdaki kısa cevaplar; iklim değişikliği, afet riskinin azaltılması, şehirleşme ve toplumsal hazırlık üzerine yöneltilen sorulara verdiğim öz değerlendirmelerdir. Amaç; teknik dilde boğulmadan, halkın kullanabileceği net mesajlar bırakmaktır.
Soru 1: İklim değişikliği Türkiye'de nasıl hissediliyor?
Cevap: Türkiye, Akdeniz havzasının bir parçası ve bu havza küresel ortalamadan yaklaşık 1,5 kat daha hızlı ısınıyor. Bunun pratik sonucu şu: alıştığımız mevsim normalleri tarih oluyor. Sıcak hava dalgaları daha uzun, daha yoğun ve daha sık geliyor; ilkbahar ile sonbahar kısalıyor; yaz ayları güneye doğru genişliyor. Yağış rejimi de değişti — toplam yağış miktarı her yıl aynı görünse bile, “az günde çok yağış” örüntüsü yerleşti. Sonuç olarak aynı yıl içinde hem ciddi kuraklık hem de ani sel olaylarını birlikte yaşıyoruz. Tarım, su yönetimi, sağlık, turizm ve enerji sektörlerinin hepsi bu değişimden eş zamanlı etkileniyor.
Soru 2: Türkiye'de en sık karşılaşılan afetler hangileri?
Cevap: Deprem, kuşkusuz Türkiye'nin en büyük stratejik afet riskidir; ama yıllık zarar tablosuna baktığınızda asıl payı sel, heyelan, kuraklık ve orman yangınları alır. Bunlar her yıl tekrar eden, geniş alana yayılan ve birikimli zarar üreten “sessiz afetler”dir. Çığ, fırtına, hortum ve don olayları da iklim değişikliği ile birlikte daha sık karşımıza çıkıyor. Türkiye coğrafyası tek bir afetin değil, çok afet türünün iç içe yaşandığı bir alan; bu nedenle afet yönetimi mutlaka çok tehlikeli ve bütünleşik bir bakışla planlanmalıdır.
Soru 3: İstanbul özelinde en büyük risk nedir?
Cevap: İstanbul için iki risk paralel ilerliyor. Birincisi deprem; Marmara fay sistemi nedeniyle stratejik ve büyük ölçekli tehdit. İkincisi ve gündelik hayatı doğrudan etkileyen ise iklim kaynaklı şehir selleri. Şehrin geçirimsiz yüzey oranı çok yüksek; dere yatakları yapılaşmış, mevcut yağmur suyu altyapısı eski yağış normlarına göre boyutlandırılmış. Kısa sürede düşen şiddetli yağışlar bu sistemi rahatlıkla aşıyor — Esenyurt, Başakşehir, Beylikdüzü, Ataşehir gibi pek çok ilçede tekrarlayan su baskınlarını görüyoruz. Üstüne kıyı erozyonu, fırtına kabarması ve sıcak hava dalgalarındaki artan can kayıplarını da eklemek gerek.
Soru 4: İklim krizinin şehirleşmeye etkisi nedir?
Cevap: Yanlış şehircilik, iklim krizinin etkilerini kat kat artırır; aslında çoğu zaman afeti üreten doğrudan etkendir. Geçirimsiz yüzey arttıkça yağış suyu toprağa süzülemiyor, dolayısıyla kurak dönemde yer altı suyu beslenmiyor; yağışlı dönemde ise yüzey akışı patlama yapıyor ve sel oluşuyor. Beton ve asfalt aynı zamanda kentlerde “ısı adası etkisi” yaratarak sıcak hava dalgalarını şehirlerde 4-8 °C daha şiddetli hâle getiriyor. Çözüm, “sünger şehir” yaklaşımıdır: geçirgen kaplamalar, yeşil çatılar, kent içi ormanlar, biyo-tutma havzaları, yağmur bahçeleri. Şehirleri yağmuru emen, depolayan ve yavaş bırakan sistemler olarak yeniden tasarlamak zorundayız.
Soru 5: Bireyler afetlere karşı nasıl hazırlanmalı?
Cevap: Hazırlık üç katmanlıdır. Birincisi bilinç: yaşadığınız mahallenin tehlike haritasını mutlaka öğrenin — deprem fay yakınlığı, sel havzası, heyelan riski, yangın hattı. İkincisi planlama: aile içinde buluşma noktası, ulaşılamadığında aranacak şehir dışı tek bir kişi, çocukların okul tahliye planı, evcil hayvan sorumluluğu net olmalı. Üçüncüsü malzeme: en az 72 saat yetecek su, kuru gıda, ilk yardım, ilaç, fener, yedek pil/şarj cihazı, düdük, nakit para ve önemli belgelerin kopyaları. Ben hep söylerim: çantadan önce bilinç gelir. Kafanız hazırsa, çanta zaten hazırdır.
Soru 6: Yerel yönetimlerin yaptığı hatalar nelerdir?
Cevap: En yaygın hata, “afet sonrası yönetim” mantığıdır — yani olayı bekleyip arkasından temizlik yapmak. Oysa modern afet yönetiminin kalbi afet öncesi risk azaltmadır: doğru imar planı, dere yataklarının korunması, riskli yapı stokunun dönüşümü, sel altyapısının yeni yağış istatistiklerine göre yeniden boyutlandırılması, erken uyarı sistemleri ve halkın eğitimi. Bir başka hata, afet bütçelerinin sadece müdahale ekipmanına ayrılmasıdır; oysa önlemeye harcanan 1 lira, sonradan müdahaleye harcanacak 15 liraya bedeldir. Son olarak, yerel yönetimler komşu belediyelerle havza ölçeğinde ortak çalışmıyor — sel bir ilçede başlıyor, diğerinde hayatları alıyor.
Soru 7: Türkiye'de afet bilinci yeterli mi?
Cevap: Hayır, yeterli değil. Türkiye'de afet bilinci dalgalı seyreder: büyük olay yaşandığında zirve yapar, birkaç hafta gündemde kalır, sonra hızla unutulur. Oysa Japonya, Şili, Yeni Zelanda gibi afet bilinci yüksek toplumlarda bu konu okul öncesinden başlar, müfredata gömülüdür ve mahalle düzeyinde tatbikatlarla canlı tutulur. Türkiye'de afet bilinci bir “proje” değil, kültür meselesi olarak ele alınmalı: okullarda zorunlu uygulamalı dersler, mahalle gönüllüleri, iş yerlerinde tahliye tatbikatları, yerel medyada sürekli içerik. Bilinç bir kez yerleştiğinde, can kaybı dramatik biçimde düşer.
Soru 8: Tarım sektörü iklim değişikliğinden nasıl etkileniyor?
Cevap: Tarım, iklim değişikliğinden en doğrudan etkilenen sektörlerden biri. Kuraklık ürün desenini değiştiriyor; geleneksel buğday-arpa hatları kuzeye kayıyor. Düzensiz yağış, çiçeklenme döneminde ürün kaybına yol açıyor. Beklenmedik don, özellikle meyve sektöründe (kayısı, kiraz, fındık) tek gecede yıllık üretimin yarısını silebiliyor; benzer biçimde dolu olayları da artıyor. Sıcak hava dalgaları, hayvancılıkta süt ve et veriminin düşmesine ve hayvan ölümlerine sebep oluyor. Bunun makro yansıması gıda fiyatları, cari açık ve kırsaldan kente göçtür. Çözümler bellidir: kuraklığa dayanıklı çeşitler, damla sulama, toprak nemini koruyan toprak işlemesi, havza bazlı su yönetimi, parametrik tarım sigortası ve erken uyarı tabanlı çiftçi danışmanlığı.
Soru 9: Gelecek için en büyük risk nedir?
Cevap: En büyük risk eylemsizliktir — yani “bilim söyledi ama biz davranışımızı değiştirmedik” durumu. Bilimsel veri çoktan ortada; IPCC raporları ve Türkiye Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün gözlem serileri eğilimleri net biçimde gösteriyor. Almadığımız her önlemin faturası geometrik biçimde büyüyor: bugün önlemeye 1 birim harcasanız, on yıl sonra aynı sorunu çözmek 5-10 birime mâl olur. İkinci büyük risk parça parça çözüm bakışıdır — su, enerji, gıda, sağlık ve afet meselesini birbirinden ayrı yönetmek. Hepsi aynı ekosistem ve iklim sisteminin parçası; bütüncül planlama gerekiyor.
Soru 10: Topluma vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?
Cevap: Afetler kader değildir. Tehlike — yani fay, sıcak hava dalgası, kuraklık — doğanın bir parçasıdır ve onu yok edemeyiz; ama afet, tehlikenin hazırlıksız bir toplumla buluşması sonucu ortaya çıkar. Hazırlık, bilim ve planlama bu denklemi değiştirir. Devlete, belediyelere, akademiye, medyaya ve her bireye düşen pay vardır: doğru imar, doğru bilgi, doğru davranış. Sorumluluğu paylaştığımız ölçüde zararı küçültürüz. Ben yıllardır şunu söylüyorum: bilgi, planlama ve bilinçle bir afetin etkisini yarıdan fazla azaltabiliriz — bu çok büyük bir güçtür ve hepimizin elindedir.
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)
