İran ile Batı arasındaki gerilim yeni bir aşamaya taşındı. Tahran yönetimi, özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde artabilecek askeri faaliyetlerin ciddi ekonomik sonuçlar doğurabileceğini belirterek Avrupa ülkelerine dikkat çeken bir uyarıda bulundu.
İran Dışişleri yetkilileri, Basra Körfezi’nde oluşabilecek yeni bir askeri hareketliliğin petrol ve doğal gaz fiyatlarında sert dalgalanmalara yol açabileceğini savunurken, Avrupa’nın bölgedeki çatışmanın parçası haline gelmemesi gerektiğini ifade etti. Açıklamalarda, “enerji güvenliği üzerinden tüm dünyanın etkilenebileceği” vurgusu öne çıktı.
Diplomatik kulislerde konuşulan bilgilere göre İran, ABD ile yürütülen dolaylı görüşmeler kapsamında yeni şartlarını iletti. İddialara göre Tahran, ekonomik yaptırımların hafifletilmesi ve deniz taşımacılığı üzerindeki baskının azaltılması karşılığında belirli nükleer adımları değerlendirmeye hazır olduğunu bildirdi.
Uluslararası basında yer alan değerlendirmelerde, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının bir kısmıyla ilgili esneklik sinyali verdiği ancak nükleer altyapının tamamen kaldırılması seçeneğine kesin şekilde karşı çıktığı aktarıldı. Ayrıca Lübnan’daki ateşkes sürecinin de olası anlaşmaların önemli şartlarından biri olduğu belirtiliyor.
Bölgedeki kriz yalnızca İran ile ABD arasında sınırlı kalmıyor. İsrail yönetiminin son dönemde yaptığı sert açıklamalar ve askeri seçenek mesajları da tansiyonu artırıyor. Uzmanlara göre Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanabilecek herhangi bir çatışma, dünya petrol ticaretinin önemli bölümünü etkileyebileceği için küresel ekonomi üzerinde zincirleme sonuçlar doğurabilir.
Öte yandan İran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na da tepki gösterdi. Tahran yönetimi, nükleer tesislere ilişkin açıklamaların tarafsızlıktan uzak olduğunu savunurken, Batılı ülkelerin baskıcı tutum sergilediğini öne sürdü.
Analistler ise bölgede askeri gerilim ile diplomatik müzakere sürecinin aynı anda ilerlediğine dikkat çekiyor. Önümüzdeki günlerde Washington, Tahran ve Avrupa başkentlerinden gelecek açıklamaların enerji piyasaları ve küresel güvenlik açısından belirleyici olabileceği değerlendiriliyor.






