Çünkü toplumun önemli bir kesimi artık yalnızca geçim derdi değil, adalet, eğitim ve gelecek güvencesi konusunda da ciddi bir sorgulama içinde.
Ekonomiden sonra en büyük sorun olarak görülen adalet ve hukuk sistemi (%8,5), aslında toplumsal güvenin kırıldığı noktayı işaret ediyor. Vatandaşın önemli bir bölümü, hukukun eşit uygulanmadığı ve süreçlerin yeterince şeffaf olmadığı kanaatinde. Bu durum, yalnızca bir kurum eleştirisi değil; doğrudan devlet-toplum ilişkisine dair bir güven meselesi.
İşsizlik (%6,1) ve özellikle genç işsizliği, ekonomik krizin bireysel hayata yansıyan en somut göstergesi olarak öne çıkıyor. Üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlanması, “okumak kurtarır” algısını ciddi şekilde zayıflatmış durumda.
Eğitim (%4,4) ise sürekli değişen sistem, fırsat eşitsizliği ve kalite tartışmalarıyla toplumun geleceğe dair kaygısını büyüten bir diğer başlık.

Mülteciler (%4,0) konusu ise önceki yıllara göre geri planda kalsa da hâlâ önemli bir toplumsal hassasiyet olarak yerini koruyor.
Ancak araştırmanın en çarpıcı sonucu şu soruda ortaya çıkıyor:
“Bu sorunları hangi parti çözebilir?”
Cevap net: Hiçbiri (%37,1)
Bu oran, Türkiye’de seçmenin önemli bir kısmının artık mevcut siyasi aktörlerin çözüm üretme kapasitesine güvenmediğini gösteriyor. AK Parti (%20,5) ve CHP (%18,2) gibi büyük partiler dahi bu güven boşluğunu doldurabilmiş değil.
Ortaya çıkan tablo çok açık:
Türkiye’de mesele sadece ekonomik bir kriz değil, yönetim, adalet ve gelecek vizyonu ekseninde bir güven krizidir.
Toplum artık klasik siyasi söylemlerden ziyade;
️ Şeffaflık
️ Hesap verebilirlik
️ Adil sistem
️ Gerçekçi çözümler
talep ediyor.
Eğer bu beklenti karşılanmazsa, “hiçbiri” diyen kitlenin daha da büyümesi kaçınılmaz görünüyor.
???????? Yeni bir dönemin kapısı aralanıyor: Halk çözüm değil, güven arıyor. ????????
