Hatay’ın merkezinde, Asi Nehri kıyısında yer alan Antakya, köklü geçmişi ve çok katmanlı yapısıyla dünyanın en önemli antik şehirlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Antik dönemde Antiokheia (Antiochia) adıyla bilinen kent, MÖ 300 yılında I. Seleukos Nikator tarafından kuruldu. Şehir, kurucusunun babası Antiochus’un adını taşıyarak tarih sahnesine çıktı. Seleukos, rakibi Antigonos’un kurduğu Antigonia kentini ortadan kaldırarak buradaki nüfusu Antakya’ya taşıdı ve kenti kısa sürede bölgenin en önemli merkezlerinden biri haline getirdi.
Helenistik dönemde hızla büyüyen Antakya, MÖ 64 yılında Roma hakimiyetine girdi. Roma İmparatorluğu döneminde büyük bir gelişim gösteren şehir, Julius Caesar ve Augustus gibi önemli isimlerin de ilgisini çekti. Yapılan yatırımlarla kent; tapınaklar, tiyatrolar, hamamlar, su kemerleri ve gelişmiş altyapı sistemleriyle donatıldı. Bu dönemde nüfusu 200 ila 300 bin arasında olan Antakya, Roma ve İskenderiye’nin ardından imparatorluğun en büyük üçüncü şehri konumuna yükseldi.
Antakya yalnızca siyasi ve ekonomik açıdan değil, dini açıdan da büyük bir merkez haline geldi. Erken Hristiyanlık döneminde önemli bir rol üstlenen şehirde, “Hristiyan” ifadesinin ilk kez kullanıldığı kabul ediliyor. Bu özelliğiyle Antakya, dinler tarihi açısından da ayrı bir öneme sahip.
Antakya Mozaikleri



Antik kentin en dikkat çekici miraslarından biri ise dünyaca ünlü mozaikleri. Roma dönemine ait villa tabanlarını süsleyen bu eserler, Antakya’nın sanat ve estetik anlayışını günümüze taşıyor. Mozaikler, şehrin kozmopolit yapısını ve kültürel zenginliğini yansıtan en güçlü unsurlar arasında yer alıyor.
Bugün Antik Antakya’nın büyük bölümü modern şehir dokusunun altında kalmış durumda. Geniş bir arkeolojik alan henüz tamamen ortaya çıkarılamasa da, elde edilen buluntular kentin tarih boyunca taşıdığı önemin en güçlü kanıtı olmayı sürdürüyor.
