banner154

banner228
20 Kasım 2019 Çarşamba 13:47
Prof. Dr. Nevzat Çevik yazdı: Sevdiği İçin Gelenler ve Doğduğu İçin Sevenler: Antalyalılar

Yazarımız Prof. Dr. Nevzat Çevik bu hafta "Sevdiği için gelenler ve doğduğu için sevenler: Antalyalılar" başlıklı yazıyı kaleme aldı. 

İşte o yazı: 

" 'Geçmişin konukları olan hayatta kalabilmiş orijinal kent parçaları, bugün için, sırtlarındaki hafıza yüküyle bir tür kalıcı enstalasyon, bir tür nadireler kabinesidir.

Kaldı ki tarihin yerleştirdiği bu yapıtlar zamanlarından taşıdıkları görsel farklılıklarıyla kent insanlarını sadece şimdiki zamanda yaşama zorunluluğundan da kurtarırlar:

Kahvaltısını 21. yüzyılın modern evinde yapan bir yurttaş, kahvesini şimdi kafe olan 18. yüzyıldan kalma bir yapıda içtikten sonra akşam yemeğini şimdi restaurant olan 19. yüzyıldan kalma bir köşkte yapabilir ve 20. yüzyıl kaldırımlarından yürüyerek de 21. yüzyılda yapılmış evine dönebilir.

Zaman tüneli gibi geçen bir günlük hikâyeyi yaşatan, toplanarak büyüyüp zenginleşmiş çok zamanlardan kalmış farklı kentlerin toplamıdır: Birikmiş bir yerleşimdir.

Kentin geçmişinden gelen stok her zaman estetik mimari değer taşımayabilir ama bu durumlarda güzellik, yapının tanık olduğu anın aktarımcısı olmasının inceliğiyle estetiğe katılmaktadır.

Büyük bir hikâyenin küçük bir parçası olduğu için de önemlidir. Tavandan sarkan klasik avizeye şimdiki zaman elektriği bağlıysa da avizeyi çerçeveleyen tavan baroktur.

Erken Cumhuriyetten kalan bir fabrika binası mimari bir eser olmayabilir ama bir sanayi tesisinin paydaş yoğunluğundan kaynaklanan zengin hafıza yükü nedeniyle kent için kıymetlidir.

Ya da ben torunuma, okuduğum ilkokulu göstermek istiyorum sadece… Bu bir kalıntı ya da geçmiş nostaljisi değil yarın için öncesiz kalmama isteğiyle geçmişe mülteci duyguların akla yaptırdığı koruma planı ve geçmişin toplamından süzülen cazibedir'.(Çevik, “Grace of the City 2019)

Salt genetik ve duygusal hatıraların bağları var diye dedelerimizin giydiği cepken ya da ninelerimizin yaptığı bazlamadan ibaret değildir geçmiş. O bazlamanın dumanı Karain’de hala tütmektedir.

Kaleiçi’nde bize bakıp duran her alfabeden yazılar ve dilde sözler Antalya’nın başka bir kokusunu taşımakta, başka bir türküsünü söylemektedir.

Likçe, Sidece, Eski Yunanca, Latince, Arapça, Osmanlıca, Karamanca, Türkçe ve daha bilinmedik niceleri ve yazının olmadığı çok uzun bin yılların bilinmedik dilleri hep aynı Antalya’yı anlattı."

PROF.DR.NEVZAT ÇEVİK'in yazısının tamamını okumak için TIKLAYIN. 

MYGazete Haber Merkezi

Bilge Ateş
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. MYGazete Haber Koordinatörü.
banner32
Son Güncelleme: 20.11.2019 17:42
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner157

banner174

banner242

banner243