banner1

banner75

“Işık toplayın” dedi tanrılar. “Dünyanın her yanından. Sulara düşmüş, dağlara çarpmış, sedir dalları arasında kırıla kırıla toprağa düşmüş tüm ışıkları toplayın.

Gecenin karanlığını bir an önce bitirmek için pusuda sabahı bekleyenleri de toplayın. Çam dallarına asılı sabah damlalarında tutulu ışıkları bile alın. Her yere bakın; erkeklerin yüreklerinde sıkışıp kalmış, genç kızların gözlerinde ışıldayan ve siyah saçlarda bile altın gibi dökülen ışıkları unutmayın. Buğday başaklarını da unutmayın hiçbir yerde saklı bir ışık kalmasın.

En çok da alacakaranlıkta gitmemek için ısrar eden kızıl inatçı kızıl ışıkları toplayın. En son, güneşte asılı kalmış ebediyen parlayan ışıkları da tutun saçlarından.”

Ve böylece tüm ışıklar toplandı. Ama kimseler bunca ışığı neden topladıklarını bilemiyordu. Sonunda yeni emir geldi: Bu kez tanrılar “dünyanın en güzel yerini bulun ve tüm ışıkları dökün üstüne, iyice yıkanıp parıldasın; yıl boyunca gün yüzü görsün, ışıldasın” dediler.

Arandı tarandı ve sonunda bulundu en özel şehir. Bir yanı deniz bir yanı dağlardı. Serpiverdiler topladıkları tüm ışıkları üstüne. Deniz mavileşti, kayalar parıldayıp heykelleşti; ağaçlar yemyeşil oldu. Bir sihirli ışık düştü vadilere, ovalara. Portakallar, muzlar, başaklar her biri birer güneş oluvermişti. Denizlerde yüzenler yelkenler değil güneşti sanki, keçiler bile boynuzlarında güneşle geziyordu. Ak kanatlı ışık kuşları irili ufaklı güneşcikler gibi uçuyorlardı gökyüzünde. Kelebekler çırpıyorlardı ışıklarla donatılmış rengârenk kanatlarını.

Bunca ışıktan kültürler türedi, sanat üredi, çağlar boyu heykellere, resimlere, mimariye yansıdı. Roman oldu şiir oldu, müziklere saklandı aydınlıklar en güneşin altında.

Şiir söyler, şarkı söyler sedirler

Dans eder ardıçlar eteklerinde

Sipsinin ucundan dökülen binlerce yıldır.

Taştır, tuğladır, ahşaptır tuvaldekiler.

Mermerden yontulan ölü tanrılar değil

Antalya’dır.

Bir kent değil

Zamandan derlenmiş eşsiz bir hikâyedir.

Tepesinde eksilmez güneş

Eteğinde ufuksuz deniz

En güzel hikâyedir.

“Güneşlerle bezenmiş bu aydınlık memlekete bir de isim lazım” dediler; sordular tarih babaya. O da “Antalya” olsun dedi. O gün bu gündür Antalya, ışık arayanların baş ziyaretgâhı oldu.

Işıksız yaşamaktan bıkmış milyonlarca talihsiz insan, ışık fakiri ülkelerden güneş toplamaya geldiler. Işığın başkenti olduğu için turizmin başkenti oldu. Işıklar altında yeşermiş uygarlıkların merkezi olduğu için ve ışıklar altında cennete dönen doğa için geldiler. Güneşle aralarında bulut olmasın diye geldiler.

Kendi kentleri kar altındayken bile kışın dahi eksilmeyen güneş için Antalya’ya geldiler. Tıpkı aynı bereketli güneş ve deniz ülkesi için gelen büyük liderler Büyük İskender, Attalos, Hadrian, Keyhüsrev, Keykubat, Yavuz Sultan Selim, Yıldırım Beyazıt ve Mustafa Kemal Atatürk gibi.

Tesadüf değil antik çağların Antalya baş tanrısının Apollon olması. Işık tanrı Apollon geleceği bilen aydınlığın tanrısı. Tesadüf değil antik çağların aydınlık bilgelerinin yurdu olması: Gelmiş geçmiş en ünlü iş adamı Opramoas ve en ünlü hekim Herakleitos Rhodiapolisli-Kumlucalı; İlk Kadın Belediye Başkanı Plancia Magna ve Matematikçi-Filozof Apollonios ile Hekim

Asklepiades Pergeli-Aksulu; hekim Athenaios Attaleialı, Artemidoros, Mnemon ve Markellos Sideli; ünlü filozof Diogenes Oinoandalı; şair Olen Ksanthoslu-Kınıklı; Hristiyan inancının erken emekçisi Aziz Nikolaos Myralı-Demreli; Abdal Musa, Elmalılı, Kafi Baba Limyralı-Turunçovalı ve daha çok uzunca bir aydınlık ve bilim listesi antik çağlarda Antalya güneşinin düşünsel ışıkları olmuştur.

Bu ışık demetlerinin her biri bir hikâyedir. Tarih boyunca biriken uygarlık ışıkları, zaman boyunca oluşan doğal ışıklar, binlerce karakterden yansıyan bilginin aydınlık ışıkları hep birlikte çok ışıklı bir hikâyenin parçacıkları oldular: Tarihin derinlerinden, doğanın yüreğinden gelen ışıklar toplamının tam adı ise Antalya’dır.

Şimdi de bol ışıklı belgeseller ve altın saçlı kadınların oynadığı filmler çekme; ışığın zaferi isimli bir roman yazma; ışık ışık parlayan şiirler döktürme zamanıdır. Hepsinin adı da Antalya olmalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Alparslan Belin 2018-12-02 10:29:22

Hocam emeğinize yüreğinize sağlık Antalya yı anlatan çok güzel bir yazı olmuş.

Avatar
Nejdet Baş 2018-12-02 23:48:35

Güzel yazmışsınız. O günlere nazaran dahada gelişip ileri gittiğimiz söylenemez. Entellektüel birikimli, eğitimli, yaratıcı insanlar bu şehire yerleşmez ise pek bir şey olacağı yok. Ancak cafe açmak isteyenlerin iş kurmak için geldiği bir şehir şimdi Antalya.

Avatar
Cevat Alp 2018-12-05 07:50:37

Böylesine muhteşem bir anlatım ancak Nevzat Hoca gibi bir bilge tarafından yapılabilirdi.. Ömrüne bereket kıymetli hocam.. İyi ki varsın, iyi ki bu yeryüzü cenneti kentimizde nefesleniyor, zengin tarihimize ışık tutuyor, bizleri geçmişten geleceğe aydınlatıyorsun...

banner85