banner302

banner265

banner292
banner228
03 Nisan 2020 Cuma 09:00
Tehdidi fırsata dönüştürmek mümkün!

Tarım Ekonomisti Ziraat Yüksek Mühendisi Prof.Dr.Orhan Özçatalbaş ayrıca, "Türkiye’de kıtlık olacak mı?" sorusuna ise Antalya başta olmak üzere GAP İlleri ve diğer bögelerden topladıkları bilgiler ve diğer kaynaklardan elde edilen verilere göre tarımsal üretimde bir sorun yaşanmayacağı medyada yer alan "kıtlık senaryoları"nın ise rasyonel olmadığını vurguladı. Özçatalbaş ayrıca, 13 milyon ton buğday tüketen ve yılda 21 milyon ton buğday üreten ve ayrıca koronavirüs salgını öncesinde 7 milyon hazine arazisine buğday ekmiş bir ülkenin, gelecek 3-4 yılda kıtlık tahmini gerçekçi değildir (olağan dışı iklimsel faktörler olmazsa) söz konusu olmadığını da belirtti.

Prof.Dr.Orhan Özçatalbaş, Türkiye'de kıtlığın söz konusu olmadığını söyledi.

Tarım ve toplum sağlığı arasında nasıl bir bağlantı vardır? 

Dünya ile birlikte ülkemizin de etkilendiği Koronavirüs salgını, bugün SAĞLIK ve TARIM konusunu birlikte ele almayı gerektirmiştir. Sağlık otoriteleri tarafından virüse karşı en önemli önlemler arasında insanların sağlıklı gıdaya ulaşarak bağışılık sistemini güçlü tutmaları gösterilmektedir. Yine biyoteknolojik çalışmalar, kırsal toplum sosyolojisi ve tarım ekonomisine yönelik çalışmalar da konuyla ilişkilidir ve büyük önem taşımaktadır. Bu bakımdan tarımsal üretim sektörünün performansı toplum sağlığı için hayati öneme haizdir. Ancak ifade etmek gerekir ki; küresel ölçekte iyi bir sınav verilmemese de Koronavirüs salgınına karşı ülkelerarası dayanışma mutlak gereklidir. Her sektör, her ülke ve ülke içinde her bir yerleşim birimi kendi karantinasını yüksek bir sorumlulukla yerine getirdiğinde ancak bu mücadelede başarılı olunabilir.

Tarım sektöründe emek piyasası küresel salgından etkilenecek mi? Evet ise neler yapmak gerekiyor?

Küresel ölçekte Koronavirüs salgını karşısında panik içinde bulunan toplumlar (İtalya-İspanya gibi) süreci yönetmekte zorlanmaktadır. Pandeminin kontrol altına alınaması durumunda özellikle üretim faktörlerinden işgücünü kendi kaynaklarından karşılayamayan ülkeler tarımsal üretimde de büyük zorluklarla karşı karşıya kalacaklardır. Sınırların kapatıldığı bu dönemde (örneğin İtalya ve İspanya, Fransa hatta Hollanda gibi ülkeler Bulgaristan/Romanya/Fas ve diğer) yabancı ülkelerden işgücü sağlamakta büyük güçlük yaşayacaklardır. Özellikle yabancı işgücü talep eden ülkelerde hastalığın etkisini devam ettirmesi ve yaygınlığı dikkate alındığında dışarıdan tarımsal işgücü temin etmek mümkün olamayacaktır. Bu durum söz konusu ülkelerde tarım sektörünün küçülmesiyle birlikte stoklara ve mümkünse ithalata yönelmeye başlyacaklar ve gıda güvenliği-güvencesi bakımından sıkıntılar yaşayacaklardır. Türkiye ise ihtiyaç duyulan mevsimlik  tarımsal işgücünü kendisi sağlaması nedeniyle önemli bir avantaja sahiptir. Ancak bu durum bu alanda hiç bir sorun yaşanmayacağı anlamına da gelmemektedir. Konunun halk sağlığı, eğitim, toplumsal, ekonomik, gıda güvenliği ve güvencesi, çevre ve doğal kaynaklar gibi geniş bir çerçevede ele alnması uygun olacaktır. Buna göre kısaca mevsimlik işgücü konusunda alt üretim sektörleri itibariyle işgücü talep dönemlerini dikkate alarak süreci planlamak durumundadır. Burada emek arz ve talep tarafını düzenleyecek bir yapının bölgeler ve iller düzeyinde "Tarım Takvimi"ne uygun bir şekilde ele alınması gerekli olacaktır.

Geçtiğimiz günlerde Tarım ve Orman Bakanlığı ve ilgili diğer bakanlıkların mevsimlik ve sürekli işçi ve ailelerinin hijyen, barınma ve sağlık hizmetleri konusunda aldığı kararlar ve açıkladıkları önlemler önemlidir ve alanda mutlaka uygulanması gereklidir. Tabidir ki, alınan kararların ve getirilen önlemlerin işveren ve işgörenlere standart bilgilendirme dışında yetişkin eğitimi boyutu da dikkate alınarak, çiftçi ailesinin bütününe yayım etkinlikleriyle ulaştırması yararlı olacaktır.

Bazı ulusal düzeyde yazarlar ve meslek örgütleri tarım-gıda da kıtlık olacağını yazdılar? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de kıtlık olacak mı?

Tarımsal üretimde zaman(vejatasyon süresi) ve iklimsel faktörlerin belirlediği bir süreklilik sözkonusudur. Tarımla ilgili bilinen ve aşılmaya çalışılan yapısal sorunlar bir yana, virus salgınının doğurduğu psikolojik ortam diğer sektörler kadar tarım sektörünü de etkilemiştir. Hatta insan için besin maddesi üreten bir sektör olması itibariyle tarımın önemi ve vazgeçilmezliği daha güçlü olarak fark edilmiştir ya da fark edildiğini düşünüyorum.

Türkiye’de kıtlık olacak mı sorusuna dönersek; bu konuyla ilgili olarak Antalya başta olmak üzere GAP İlleri ve diğer bögelerden telefonla mülakat yoluyla aldığımız bilgiler ve diğer kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre tarımsal üretimde bir sorun yaşanmayacaktır. Tahıl üretiminde de sorun bulunmamaktadır. Dolayısıyla medyada yer alan "kıtlık senaryoları" rasyonel değildir. 13 milyon ton buğday tüketen ve yılda 21 milyon ton buğday üreten ve ayrıca Koronavirüs salgını öncesinde 7 milyon hazine arazisine buğday ekmiş bir ülkenin, gelecek 3-4 yılda kıtlık tahmini gerçekçi değildir (olağan dışı iklimsel faktörler olmazsa) söz konusu değildir.

Bu çerçevede “toplumun moralinin yüksek tutulması” gerektiği bu dönemde tarım(gıda) ürünlerinde “kıtlık olacak” söylemini topluma bir değermiş gibi sunan (ki bunların çoğunluğu tarımsal üretim ve piyasasını kavramadan tarım uzmanı ve tarım ekonomisti gibi davranan ve nasıl oluyorsa bir şekilde medyanın da itibar ettiği) kimselerden gelen yanlı(subjektif) ve yanlış bilgiler sorunludur, dikkate almamak hatta yanlış yaptıklarını anlamalarını sağlayacak şekilde uygun yöntemlerle tepki vermek gerekir.(Bir bakıma bizim yaptığımız gibi).

Tabii bu da esasen kronik bir sorundur ve yanlı ve yanlış bilgileri abartarak topluma sunan ya da pazarlayan yazarlarla ilgilenmek gerekmektedir. Söz konusu bu tarzı, sergilediği tutuma “güçlü muhalif sürüm” yükleyerek devam edenler ve yaşananları kavrayamayanlar kategorisinde yer alan ve toplumun moralini bozmak yönünde devam eden kişi ve kuruluşlara yönelik olarak özel bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır. Özellikle basın ve medyanın okulu durumunda olan İletişim Fakülteleri ile İlgili birimlerin katılımını sağlayarak  tele-konferanslar düzenleyebilir, bu şekilde doğru bilgiyle ilgili kesimde yer alanların buluşturulması sağlanabilir. 


Hatırlanacağı gibi ulusal medyada takip edilen bir yazar konuya birkaç gün önce şöyle yaklaşmıştı:

“Rusya buğday ihraç etmeme kararı aldı, Türkiye Rusya’dan buğday ithalatı yapamayacak ve Türkiye’de kıtlık olacak!" Bu çıkarım, hatalı olmasının ötesinde konuyla ilgili bilgi sahibi olmadığının bir bakıma kanıtı gibidir ve bir o kadar da trajikomiktir!  

Çünkü Türkiye ekmeklik buğdayını (yumuşak buğdayı büyük oranda) kendisi üretir, ithal ettiği buğday ise protein içeriği daha yüksek olan sert buğdaydır ve gıda sanayinde kullanılır. Söze konu olan buğday; un, makarna, bulgur, bisküvi gibi mamul yada yarı mamulmallara dönüştürülerek, iç tüketim yanında yurt dışına ihraç(re-export) edilir. Dolayısıyla yurtdışından ithal edilen buğday da aynı kapsamda katma değerli ürün haline getirilerek yurtdışına ihraç edilmektedir ve katma değer ülke içinde kalmaktadır.

Bu durum rakamlara da yansımaktadır ki, yaklaşık son 20 yılda Türkiye 60 milyon ton buğday ithal etmişken, 70 milyon tonun üzerinde buğday değeri karşılığı işlenmiş (mamul, yarı mamul) ürün ihraç ederek 10-15 milyar doların üzerinde artı değeri milli gelir hesaplarına dahil etmiştir. 

Bunun yine bir diğer göstergesi olarak; Türkiye son 10 yılda un ihracatını 2 kat, makarna ihracatını ise 6 kattan fazla artırarak; dünya genelinde un ihracatında ilk sıraya ve makarna ihracatında ise ikinci sıraya yükselmiştir. Görüldüğü gibi gerçek verilerden beslenmeyen kötümser senaryolar ve çıkarımlar, bilgi kirliliğine yol açmaktadır. Buna göre medya ve diğer alanlarda tarımla ilgili olarak kendini kamuoyunu aydınlatmakla görevli sayan kişi ve kuruluşların, mutlaka gerçek verilere ulaşmak durumunda olduklarının bilincinde olmaları ve bunun bir meslek etiği ve toplumsal sorumluluk gereği olduğunu bilmeleri gerekmektedir. 

"Pazar sorunu yaşarım o nedenle üretim yapmacağım!" diyerek tarım yapmaktan vazgeçen çiftçiler var mı? Antalya açısından konuyu değerlendirebilir misiniz, neler yapılmalı?

Özellikle buğday gibi ekim işlemi Koronavirüs öncesi dönemde yapılan tek yıllık bitkiler için sorun bulunmuyor. Bugünlerde ekim veya dikim işlemi yapacak üreticilerde ise, "pazar sorunu yaşarım o nedenle üretim yapmayayım!" yönünde bir somut ve yaygın bir endişe söz konusu değil. Yine de üreticinin üretim kararını vermek ve sürdürmek yönünde destekleyici bilgilendirmelere ihtiyacı bulunuyor.

Bu dönemde söz konusu muhtemel endişeleri ortadan kaldıracak bir fiyat politikasının ve kolaylaştıcı önlemlerin uygulanacağının Bakanlık tarafından üreticilere ulaştırılması yararlı olacaktır. Bu kapsamda muhtemel pazara ulaşım sorunlarıyla ilgili olarak üretim merkezlerinden tüketim merkezlerine (hizmetlerin aracı sektör tarafından yerine getirilememesi durumunda) ürün akışının sağlanmasında Bakanlığın önlemler aldığını/alacağını deklare etmelidir.

Esasen bu durum Bakanlığın yerelde görev yapan birimlerinin köy muhtarlıklarıyla birlikte çalışarak, bir türlü beklenen sonuç alınamayan/başarılamayan "Üretim Planlaması" çalışmalarına altlık oluşturabilir ve üretimin planlanması işlemi sağlanabilir. Bu şekilde ihtiyaç fazlası (ihracat şansı da olmayan) ürünlerin ekilişinin teşvik edilmeyerek/desteklenmeyerek/engellenerek, iç tüketim için gerekli ürünlerin yeteri kadar üretilmesi sağlanabilir. 

Antalya’da 25 bin üreticiye 300 milyon TL destek verilmesi!

Burada üretime devam eden ihtiyaç sahibi üretici ailelere, kriz dönemi aşılıncaya kadar devlet desteği sağlanması uygun olacaktır. Örneğin Antalya özelinde konuşmak gerekirse bir yıl boyunca ihtiyaç sahibi tarım üreticisi aile başına bin TL verilmesi üzerinde durulabilir. Buna göre özellikle yayla kesimlerde bulunan üreticiler başta olmak üzere 25 bin üreticiye 300 milyon TL destek verilebilir( 1.000 TL/ay × 12 ay × 25 bin işletme) .

Antalya tarımıyla ilgili genel değerlendirme yapmak gerekirse; Antalya domates, hıyar, patlıcan, biber, bakla, kültür mantarı, nar, portakal ve avakodo gibi ürünlerde ilk sıradadır ve Tarım Orman İl Müdürlüğü verilerine göre Türkiye üretiminin yüzde 15’i ile % 81’ini tek başına üretmektedir. Antalya’nın  tarımda önemli ihraç ürünleri yaş sebze-mevve-kesme çiçek gibi ürünlerdir. Türkiye genelinde bitkisel üretim değeri bakımından ilk sırada yer alan  Antalya iç tüketim tedariğinde büyük role sahiptir. 

Bakanlıkça alınacak karar ve uygulamalarda Antalyanın üretim ve ihracattaki gücünün dikkatten uzak tutulması beklenmemektedir.  Örneğin kesme çiçekte dünyanın en önemli üretici/ihracatçısı olan Hollanda da virus salgını nedeniyle sektör %80-90 oranında çökmüştür. Antalya da da bu üretim kolu zor durumdadır. Yapılacak analize göre kısa vadede  destek yanında farklı üretim kollarına geçiş konusu ne kadar mümkün olabilir, tartışılabilir.
Antalya için bugünlerde yaygın olarak ekilişine başlanan/başlanacak olan sebze ekilişleri önemlidir.  Bu durum özellikle daha önce belirttiğimiz ülke üretiminde ilk sıralarda yer alan ürünlerde Antalya'nın iç tedarikteki rol ve işlevini korumak yönünde önlemler önemli olacaktır. Bununla birlikte dış pazar analiziyle ihraç şansı yüksek ürünlerin yetiştirilmesi üzerinde durulmalıdır. 

Meyve üretimi ise yine söze konu Koronavirüs pandemisine kaşı insan sağlığı için önemli vitamin ve veya antioksidan kaynağı olması itibariyle önemlidir. Meyve üretiminin de diğer alanlarda olduğu gibi devam etmesi bu bakımdan önemlidir. Özellikle yumuşak ve sert çekirdekli meyvelerin iç pazar ve dış pazar bakımından dikkatle değerlendirilmesi üzerinde durmak gerekir. İç pazarda üretim fazlası ürünler ve yine daha önceden ihracat bağlantısı olan ve yeni pazar olma potansiyeli olan ülkelere; Türk Hava Yolları'nın kargo taşımacılığı ile sağlanması üzerinde durulmalıdır. Bu durum sadece yakın pazarlar değil talep durununa göre uzak pazarlara ulaşmada da büyük avantaj sağlayacaktır.

Tehdidi fırsata dönüştürmek mümkün mü?

Küresel düzeyde tüm sektörleri ve insanlığı tehdit eden virüs salgını/pandemi karşısında pes etmek mi gerekiyor yoksa fırsata dönüştürülebilir mi? 

Küresel düzeyde insanlığı tehdit eden salgın tüm sektörleri etkiliyor ve bazı sektörler üzerinde kalıcı küçülmeye yol açarken bazı sektörlerde de büyümeyi sağlayacak görünüyor. Tarım sektörü sağlık sektörü gibi varlığını ve etkisini güçlendirecek sektörlerin başında yer alıyor. Dolayısıyla moral bozarak gelecekle ilgili muhtemel fırsatları aramaktan uzak durmamak, pes etmemek gerekiyor. Hatta bu dönemde tehdidin fırsata dönüştürülmesi için yüksek tempoyla çalışmak(pro-aktif) gerekiyor. 

Buradan hareketle şu söylenebilir. Evet, karşı karşıya kalınılan söz konusu küresel tehdit ülkemiz ve tarım sektörümüz için fırsata dönüştürülebilir. Öyle ki; olağan dönemlerde müdahale edilemeyen yapısal veya diğer uygulama kaynaklı sorunların bu dönemde bertaraf edilmesi için yeni bir sürdürülebilir üretim-tüketim ekosistemi oluşturularak hayat bulması sağlanabilir. Bu söz konusu tehditten fırsat doğmasına yol açacak bir çalışma sistematiğini ifade etmektedir ve bu süre ve sürecin dinamikleri iyi değerlendirildiğinde “yeni ve güzel bir güne uyanmak” mümkün olabilir.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın TİGEM ve TAGEM basta olmak üzere kriz döneminde B PLANI niteliğinde kullanabileceği kısa-orta vadede önemli görevler üstlenerek (kolayca ortaya konulabileceği gibi) yeni işlevleri devreye sokulabilir. 

Türk tarımı için tehdidi fırsata dönüştürme alanları neler olabilir?

Koronavirüs salgının ortaya çıkardığı atmosferde Türkiye için tarım sektöründe tehdidi fırsata dönüştürmek mümkün.Konuyla ilgili olarak bazı örnekler vermek mümkün. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz;

-    Çiftçiliğin ve çiftçi ailesinin uygun teşviklerle desteklenerek "Çiftçiliğin Saygınlığını Artırmak" ve tarımdan kentlere göçü durdurmak yönünde kapsayıcı sürdürülebilir bir politikanın gerekleri yerine getirilebilir. Bu çerçevede esasen 3. Tarım Orman Şurası'nda komisyon yöneticiliğini yaptığımız, "Tarımsal Öğretim Çiftçi Eğitimi/Yayım ve AR-GE Komisyonu" raporunda yer alan ve ayrıca geçen yıl Sayın Bakan’a konuyla ilgili sözlü ve yazılı sunduğumuz çerçeve altlık olarak kullanılabilir.
-    Yine tarım ürünleri arz ve talep tarafını düzenleyen yapıda tedarik zinciri ve işlevsel olarak lojistiğin aksamaması yönünde "Tarım Takvimi"ne uygun bir planlama yapılabilir, kriz sonrası dönemin yeni şartlarıda dikkate alınarak yeni araçlar ve yöntemler devreya alınarak dönüşüm sağlanabilir.
-    Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yereldeki birimlerinin, köy(mahalle) muhtarlıklarıyla birlikte çalışarak bir türlü beklenen etkinliğe ulaşamayan/ başarılamayan "Üretim Planlaması" çalışmaları için altlık oluşturulabilir. Bu kriz döneminde yapılan pek çok çalışma dikkate alınarak tarımda üretimin planlanması gerçekleştirilebilir. Bu dönemde başlatılabilecek olan ihtiyaç fazlası (ihracat şansı da olmayan) ürünlerin ekilişinin teşvik edilmeyerek/desteklenmeyerek/engellenerek, iç tüketim için gerekli (öncelikle stratejik önem sahip) ve dışsatım da yüksek değer elde edilebilecek ürünlerin yeteri kadar üretilmesi sağlanabilir. 
-    Mevsimlik işgücü konusunda alt üretim sektörleri itibariyle  işgücü talep dönemleri dikkate alınarak, emek arz ve talep tarafı bölge ve iller düzeyinde öncelikler ve "Tarım Takvimi"ne uygun bir şekilde ele alınarak “tarımda işgücü kullanım planı” geliştirilebilir.
-    Küresel salgının yaşandığı bu süreçte üretime devam eden üretici ailelere kayda değer devlet desteği sağlanarak tarımda çalışmanın değeri artırılabilir ve tarımda çalışmak cazip hale getirilebilir. Sonraki dönemde de bu politikaya devam edilerek tarımda çalışmanın ve kırsalda yaşamanın cazibesi korunabilir. Bu şekilde sürdürülebilir bir tarımsal üretimin temel ögesi olan çiftçi ailesinin kırsal alanda yaşamak kararlılığı geliştirilebilir.
-    Tarım ve Orman Bakanlığı’nın TİGEM ve TAGEM başta olmak üzere kriz döneminde B PLANI niteliğinde kullanabileceği kısa-orta vadede önemli görevler üstlenerek (kolayca ortaya konulabileceği gibi) yeni işlevleri devreye sokulabilir. 
-    Üretimdeki kayıpları minimize edecek, verimliliği artıracak uygulamalar konusunda çiftçilere; kamudaki ziraat mühendisleri, veteriner hekimler ve tarımla ilgili diğer teknik personelin rutin işlemler dışında çiftlikte, işletmede, yayım hizmeti vermesi sağlanabilir. Yine özel sektörde çiftçilere danışmanlık hizmeti veren kendini kanıtlamış ve mesai kavramı olmaksızın çalışacak  uzman "Tarım Danışmanları"na uygun çalışma şartları ve yüksek ücret (TZOB, T.Kredi Koop. üzerinden veya sözleşmeli) sunarak çiftçilerin etkinliklerini artırmaya ve İTU'nı hakim kılmaya yönelik uygulama yapılanilir. Bu durum aşağıda belirttiğimiz çok önemli 3 alanda önemli faydalar sağlayacaktır;

1-Üreticilerin kaynak kullanım etkinliğini artırarak doğru girdi kullanımı(tasarruf) sağlayacak,  verimlilik artışı sağlayacak ve hasat kayıplarının azaltılmasına ortam hazırlayacaktır.
2-Tarladan sofraya kadar izlenebilirlik uzman kadro yönetiminde sağlanacak, iyi tarım uygulamalarıyla tüketicilerimize, dolayısıyla topluma SAĞLIKLI GIDA ulaştırmada başarı sağlanacaktır.
3-Bu kriz döneminde toplumun tarım ve gıda ürünlerinin hayati öneminin farkına daha güçlü varmasını sağlayacak çalışmalar yapılarak, toplumda "gıda israfın ortadan kaldırılması"na yönelik bilinç geliştirilecektir.
 

Kuşkusuz Türkiyemizin ve Antalyamızın ve tabiî ki  dünyanın tarımdan uzaklaşmak gibi bir lüksü bulunmamaktadır. Mevcut şartlarda üretimi planlayarak toprağına ve vatanına bağlı fedakar çiftçilerimizin tarım yapmaya devam etmesi sağlanabilir. Böylece ülkemizdeki insanlarımızın sağlıklı ve yeterli beslenmesi için varolan işleyiş devam ettirilerek bu kriz döneminde de sürdürülebilir bir iklim oluşturularak, küresel bir tehditten ülkemiz ve tarım sektörümüz için yeni fırsatlar doğması söz konusu olabilcektir.
 


 

MYGazete.com Özel

Emel Gümüş
Meslek hayatına Antalya Yeni İleri Gazetesinde başladı. Daha sonra uzun yıllar Beyaz ve Fotospor Gazetelerinde görev yaptı.
banner32
Son Güncelleme: 03.04.2020 10:22
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner324

banner174

banner242