banner302

banner265

banner292
banner228
14 Şubat 2020 Cuma 14:39
Yıl 1961... Antalya'da Milli Galeyan!

Hikaye, hayatının bir kısmını Avrupa’da geçirmiş, orta yaşlı bir hanımın, kadın arkadaşlarıyla birlikte yaptığı Antalya seyahatinden dönüşte, güya yaşadıklarını yana yakıla Cevat Fehmi Başkut’a anlatması ve onun da, bu izlenimleri 03 HAZİRAN 1961 tarihli CUMHURİYET Gazetesinde, “HEM NALINA HEM MIHINA” isimli köşesine, “TÜRKİYE’YE GELMEYİN!”  başlığı ile taşımasıyla başlıyor…

Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan yazı aynen şöyle…;

“Hayatının bir kısmını Avrupa’da geçirmiş, yani çok gezip çok görmüş orta yaşlı bir hanım, kadınlardan mürekkep bir dost kafilesi içinde yaptığı Antalya seyahatinden dönüşte yana yakıla anlattı:

“Yollar doğrusu pek güzeldi. Otomobil yolculuğu hiçbirimizi sarsmamıştı. Bir akşam vakti şehre girdik. İçimizde daha önce buraya gelmiş olan yoktu. Acaba kimden malumat alacak, otelleri nasıl bulacaktık?

Herkes yolu başka türlü tarif ediyor ve biz şehrin göbeğinde araba ile geniş kavisler çizip duruyorduk. Nihayet bir saat sonra arzumuza kavuştuk. Bulduğumuz otelde katip bizden adam başına 30 lira istedi. Derken pazarlığa başladı ve sonunda 2,5 liraya razı oldu. Otelin lokantası yoktu. Başka yerde yemek yedik. Yemekler kötü, fakat lokantacının muamelesi daha kötü idi. Diğer günlerde gittiğimiz başka lokantalarda bu kötülük büsbütün artarak, mesela Alanya’da bizlerle “Siz İstanbullular” diye adeta istihzaya kadar vardı.

Ertesi sabah şehirde bir gezinti yapalım dedik. Malum ya turist idik. Rahatlığı yüzünden kafilemizdeki birçok kadınlar pantolon giymişlerdi. Şehirde dolaşırken bir de arkamıza baktık ki peşimize yüzlerce delikanlı takılmış ve bu sayı dakikadan dakikaya artmakta… Yolumuzu değiştirdik, hızlı yürüdük, yavaşladık, fakat takibin önüne geçemedik. Nihayet ben sinirlendim, arkama dönüp yollarımızın aynı olup olmadığını sordum.

Öğleden sonra bir kumsalda denize girdik. İnanır mısınız kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdeki bu kumsalın etrafı birkaç dakika içinde yüzlerce erkek ile çevrildi. Sonradan öğrendiğimize göre herkes arkadaşına haber vermiş, tanıdıklarını davet etmiş ve böylece cümbür cemaat gelmişler. Tabii rahat edemedik. Alelacele giyinip otelimize döndük. Bir başka gün Emniyetle alakalı makamların bizim rahat etmemiz için burada elleri taş parçaları ile dolu polis memurlarından mürekkep bir kordon teşkil ettiklerini öğrendik.

Hülasa, Antalya’yı ziyaretimiz bu şartlar içinde geçti. Ama bilseniz o çağlayanlar, o kumsallar, o tarihi harabeler ne güzeldi!”

Bunları ve buna benzer şeyleri duyduktan sonra bizim turizm propagandasında yanlış yol tuttuğumuzu bir kere daha anlıyoruz. Bu fena şartlar ve burada anlatmadığımız diğerleri düzelinceye kadar yabancı turistlere (Türkiye’ye gelin) değil, (Gelmeyin!) dememiz lazım.”

 

Yazıda yazılanlar, olsa olsa bir film senaryosu olabilirdi ancak…

Başkut’un yazısı, hemen hemen aynı tarihlerde Antalya’da bulunmuş olan Siyavuşgil’in öfkelenmesine neden oluyor ve bu yazıya, 05 HAZİRAN 1961 tarihli YENİ SABAH Gazetesindeki, “SABAH PENCERESİNDEN” isimli köşesinde, “HANIMEFENDİ HALTETMİŞ!” başlıklı yazı ile cevap veriyor…

Fotoğraf: Sabri Esat Siyavuşgil

SİYAVUŞGİL’in yazısı da şöyle;

“Geçen gün bir gazetede okudum. Güya hayatının bir kısmını Avrupa’da geçirmiş, orta yaşlı bir hanım, kadın dostlarıyla birlikte geçenlerde Antalya’ya gitmiş, dönüşte Antalyalıları kötülemek için öyle şeyler uyduruyor ki, insanın hayretten küçük dilini yutası geliyor.

Ben de hemen hemen aynı tarihte orada olmasaydım, hanımefendinin anlattıklarını yine ciddiye almazdım ama nede olsa, içime bir şüphe girerdi. Bereket versin ki, orada idim, tam bir hafta şehri ve insanlarını durmamacasına, her bakımdan gözden geçirdim ve neticede Hanımefendinin Antalya diye yanlışlıkla başka bir yere gittiğine ve intibalarının da oraya ait olması gerektiğine kani oldum.

İddiasına göre hanımefendi, bir akşamüstü otomobille Antalya’ya gelmiş, otel bulmak için şehirde fır dönmüş, kimse kendisine sağlık vermemiş, yol göstermemiş. Bir saatlik bir atlı karınca oyunundan sonra nihayet bir otel bulunmuş, ama onun da katibi, kendisinden yatak başına evvela 20 lira istemiş, pazarlık başlayınca da iki buçuk liraya sulh olmuş.

Yalan! Hem de kuyruklusu.

Evvela böyle bir yolculuğa çıkan, güngörmüş turist, Basın-Yayın ve Turizm Dairemizin çıkardığı Türkiye oteller rehberi adındaki broşürü tedarik eder. Buradan hem otellerin isimlerini ve vasıflarını, hem de oda ücretlerini öğrenir. Bu bir.

İkincisi, Antalya’da gençlerin kurduğu bir turizm derneği vardır. Ben bu dernek mensubu gayretli gençlerin turistlere nasıl yardım ettiğini gözlerimle gördüm. Daha otomobille şehre girerken sağlı, sollu tabelalarla, icabında kendilerine müracaat etmelerini turistlerden rica ederler. Şehrin belli başlı semtlerinde şubeleri bulunur. Hatta, Antalya’nın en büyük meydanı olan Kapıağzında yaya kaldırımına bir masa koyup, geç vakitlere kadar turistlere yol gösteren üç kişilik bir mihmandar gurubuyla uzun uzadıya konuştum bile.

Antalya’nın otelcisi de, lokantacısı da, garsonu da, arabacısı da tok gözlüdür. İki buçuk liralık odaya 20 lira isteyen otel katibi hikayesine değil Antalya’nın, Akdeniz’in bütün balıkları kahkaha ile güler.

Antalyalı turiste alışıktır. Hanımefendinin iddia ettiği gibi, pantolonla gezen yabancı hanımların peşine takılmaz. Meğer ki böylesi, cinsi cazibeden ziyade, insanı hayrete düşürecek, kahkahadan yerlere yatıracak bir maskaralıkta olsun. İki karış boyunda, yusyuvarlak, mehabetli poposunu on dört santimetrelik ökçeler üzerinde fıçı yuvarlar gibi gezdiren, yüz göz makyaj içinde, eskittiği elli beş baharın ancak kırkını itiraf eden hanımefendiyi, değil Antalya’da, Nice’de bile herkes merak, hayret ve alayla seyreder.

Eh, ne yapalım, o kafir pantolon da, sülün gibi delikanlı vücutlu genç hanımlara yakışıyor, öbürlerini sirk palyaçosuna çeviriyor. Kişi noksanını bilmek kadar irfan olmaz!..

Antalya plajlarında, Hanımefendinin iddia ettiği gibi, kadın seyretmek için halka olan avare insanlar yoktur. Hele kadın geldi diye hemen kalabalık toplanmaz. Çünkü Antalya’nın gerek Konyaaltı, gerek Lara plajları şehirden bir hayli uzaktır. Antalyalı gençlerin büyük bir kısmı parkın dibindeki kayalıklardan denize girer. Ben o iki plajı da gezdim. Hanımefendi, galiba içinden arzuladığı bir manzarayı hayal etmiş olmalı!

Hanımefendinin iddiasına göre lokantalarda yemekler kötü, lokantacıların muamelesi ise büsbütün berbatmış. Yalan, yine yalan! Bırakalım şunu bunu, fakat dünyanın neresinde bir lokantacı müşterisini kötü muamele ederek kaçırmak ister? Kaldı ki, Antalyalı doğuştan misafirperverdir. Zekası turizmin memleket hesabına ne mühim bir nimet olduğunu kestirecek kadar da işlektir. Antalya’ya akın akın Amerikalı, Alman, İtalyan, Fransız, Yunanlı gelir ve her yıl bu seyyah kafileleri daha da kalabalıklaşır. Fakat kimse, Antalya’da bizi soydular, ırzımıza, hürriyetimize göz diktiler demez.

Herhalde, orta yaşlı hanımefendi, yaş dönümünün gayet buhranlı bir anında, alışık olduğu Avrupa seyahatleri tıkanıp da muztar kalınca Antalya’ya gitmiş olmalı. Ben onun, bu halini bir psikolog olarak pek iyi anlarım ve kusuruna bakmam. Fakat bir numaralı turizm bölgemiz olmaya namzet bir belde ile insanlarının alenen böylesine haksız bir tecavüze uğramasını hazmetmeyecek iyi niyetli ve sağduyulu milyonlarca vatandaş, bu hayali isnatlarla bu feci iftiraları-ki aslında basit bir histeri yalanıdır- herhalde nefretle karşılayacaklardır.

SİYAVUŞGİL, belki psikolog olması nedeniyle hanımefendiyi öyle güzel çözümlüyor, olayı o kadar güzel anlatıyor ki hayran kalmamak elde değil...

Gerçekten de, bir numaralı turizm bölgemiz olmaya aday Antalya ve insanlarının alenen böylesine haksız bir tecavüze uğramasını, iyi niyetli ve sağduyulu Antalyalılar hazmedememiş… BAŞKUT’un yazısı, 8 Haziran 1961’de, Antalya Gazetesinde, Mazlum Emin ADISON ve Mehmet GÜLŞEN’in yazılarıyla kent gündemine taşınmış…

ADISON, BAŞKUT’un gazeteciliğini överek başladığı yazısında, tamamen yalanlarla dolu sözlerin naklini yaptığı için ona sitemlerini iletiyor ve düzeltilmesi istenen şeyin Antalya değil, Türkiye aleyhine propaganda yapan yaşlı hanımın olması gerektiğini belirterek, “Nasıl inandınız bu palavralara?” diye soruyor…

Mehmet GÜLŞEN ise Antalya’nın, tarihi, coğrafi, doğal güzellikleriyle olduğu kadar, kibar, nezih, misafirperver, samimi, cana yakın, memlekete yerli ve yabancı turistlerin gelmesi için büyük gayret gösteren, hakkıyla şöhret yapmış turistik bir il olduğunu, BAŞKUT’un yazısının doğrudan memleketin aleyhine olduğunu belirterek BAŞKUT’u Antalya’ya davet ediyor ve yazılanların yanlışlığını kendisinin görmesini istiyor...

Mazlum Emin ADISON 9 Haziran 1961 tarihli Antalya Gazetesinde, BAŞKUT’un yazısına Yeni Sabah gazetesinde güzel bir cevap verildiğini belirtip SİYAVUŞGİL’in yazısına gönderme yaparak BAŞKUT’a “…emeğiniz boşa gitti ve o meşhur yalancı bayan sizi kötü duruma düşürdü” diyor.

Ertesi gün tepkiler kente yayılarak büyüyor…10 Haziran 1961 tarihli Antalya Gazetesinde, “İsabetli Medeni Galeyan-Kendini Bilmezlerin Kirli Maksatları Turistik Antalya’ya Leke Süremez!” başlığı altında yer alan ilanlar ise, Antalya’nın önemli sivil toplum kuruluşlarının, her iki köşe yazısına verdiği tepkiyi göstermesi açısından oldukça önemli…

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası İdare Heyeti, hem Cumhuriyet Gazetesine, hem Yeni Sabah Gazetesi üstünde SİYAVUŞGİL’e hitaplı ilan metinlerinde; sitemleri, kentin zedelenen haysiyetinin acısını, her sınıf Antalyalının ortak reaksiyonu olarak dile getirilen protestoyu iletirken, samimi ve gerçekleri savunması nedeniyle şükran duygusu ve minnetlerini SİYAVUŞGİL’e sunuyor… Antalya Lokantacılar ile Otelciler Dernekleri Yönetim Kurullarının ilanı da aynı şekilde… Antalya ve Antalyalının hislerini ifadedeki ustalığı nedeniyle SİYAVUŞGİL’e minnetler sunulurken ellerinden öpülmüş.

Medeni galeyan 12 Haziran 1961 tarihinde büyümeye devam edip, Antalya sınırlarını aşmış… Antalya’ya her yıl ailesiyle birlikte turist olarak gelen, İstanbul barosuna kayıtlı Avukat Tarık YUNUSOĞLU, Cevat Fehmi BAŞKUT’a gönderdiği mektubu, Antalya Turizm Derneği Başkanlığına ileterek, çıkan yazının kendilerini ne kadar üzdüğünü belirtmiş…

YUNUSOĞLU, BAŞKUT’a yazdığı mektupta, aynı SİYAVUŞGİL gibi, Antalya hakkında kötü izlenimleri olan hanımefendiye yüklenerek Antalya’nın insanlarını, otellerini, lokantalarını övmüş ve BAŞKUT’un Türkiye’ye gelmeyin sözlerine karşılık, “…Biz sizin kanaatinizde değiliz. Turistlere bilhassa gelmeyin değil, koşa koşa geliniz, Antalyalının misafirperverliğine hayran kalacaksınız diye haykırılması kanaatindeyiz” sözleriyle mektubuna son vermiş…

Fotoğraf: Cevat Fehmi Başkut

Habere konu Hanımefendinin, kentte gezerken ve plajdaki rahatsızlığını gençlere bağlaması nedeniyle Antalyalı gençlerin verdiği tepki de aynı tarihli gazetede yer buluyor…

Gençler tepkilerini, “…Biz Antalyalı gençler şimdiye kadar kimsenin peşine düşmedik, düşmeyiz de. Çünkü buna ne karakterimiz, ne sosyal terbiyemiz, ne de milliyetimiz müsaittir. Bizler turiste alışkın gençleriz. O kadar ki; on sekizinde bikini ile dolaşan Fransız dilberlerine, Alman güzellerine kardeş der, İstanbullu hanımefendi gibi yarım asrı aşmışlara da nene gözüyle bakarız…” sözleriyle dile getirirken, Hanımefendinin sözlerini kaleme alma saflığı gösteren yazara, memleket davalarında daha olgun olması gerektiği yönünde ders veriyorlar…

Konuyla ilgili son yazı, 13 Haziran 1961 tarihli gazete de çıkıyor ve Turizm Derneği noktayı koyuyor…

  

Derneğin yazısından, 27 Mayıs İhtilali’nin yıldönümü ve Antalya Festivali nedeniyle 24-29 Mayıs 1961 tarihleri arasında, Antalya gündeminin ve ziyaretçilerinin yoğun olduğu anlaşılıyor… Belki de malum hanımefendi ile SİYAVUŞGİL’de bu etkinlikler vesilesiyle Antalya’daydı…

Turizm Derneği doğal olarak; Hanımefendinin çok gezip görmüş, Avrupa’da bulunmuş olduğunun belirtilmesi nedeniyle onun turizm ve turist hakkında fikir sahibi olması, nasıl davranılması gerektiğini bilmesi gerekirken, bunların hiçbirini yapmayıp neden şikayet ettiğini sorguluyor ve ilk olarak Hanımefendinin şehrin meydanında turlar atmak yerine, Turizm Danışma Bürosuna başvurması gerektiğini belirtiyor…

Derneğin açıklamasına göre, o tarihlerde şehrin iki giriş noktasında ve merkezde sabah 7.00’den gece 24.00’e kadar Danışma Büroları açıkmış ve Türkçe-İngilizce, “Antalya’ya Hoş Geldiniz, 200 Metre İleride Danışma” şeklinde bilgi levhaları varmış… SİYAVUŞGİL de yazısında zaten merkezdeki büroda, gençlerden bilgi aldığını anlatıyordu…

İkinci olarak otel ve lokantalarla ilgili madem şikayet varsa ve Avrupa görülmüşse eğer, neden ilgililere duyurulmadığı, büyük özveriyle çalışan emniyet yetkilileri için elleri taş parçalarıyla dolu polis memurları denmesi eleştiriliyor…

Üçüncü olarak, Hanımefendi ve bayan arkadaşlarının kent merkezinde pantolonla gezerken ve plajda mayoluyken yaşadıklarına cevap, “... Antalya her mevsim yerli ve yabancı turistlerin uğradığı bir yerdir. Antalya, caddelerinde yıllardan beri yalnız pantolon değil, şortla gezilen bir diyardır. Konyaaltı ve Lara plajlarında binlerce kişi banyo almaktadır. Bugüne kadar tek bir hadise olmamış ve rahatsız edildiğinden dolayı tek bir şahıs müracaatta bulunmamıştır…” sözleriyle veriliyor…

İşte böyle... 59 yıl önce bir Hanımefendinin anlatımlarından yola çıkarak, Antalya'nın ve daha büyük çerçevede Türkiye'nin turizm potansiyeline gölge düşürüp, "Türkiye'ye gelmeyin" diyecek kadar konuyu büyüten bir yazı ve onun karşısında kentlerini savunan, savunucularını gönülden destekleyen Antalyalılar ve Antalya'nın STK'ları...

KAYNAK:  fairycrab blog

MYGazete.com Özel

Okan Dilek
Bazı yaygın ve yerel televizyonlarda programcı, yönetici olarak görev yaptı. Yine yaygın ve yerel bazı radyolarda Sabah Haberleri, Sanat Programları ve Haber Müdürlüğü yaptı. Profesyonel olarak Tiyatro’nun her kademesinde görev aldı. Basın Danışmanlığı, Dergi ve Gazete yayıncılığı görevlerinde bulundu. Antalya Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Spor Yazarları Derneği ve Türkiye Foto Muhabirleri Derneği üyesidir.
banner32
Son Güncelleme: 14.02.2020 15:24
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner324

banner174

banner242