banner154


banner204
banner200
24 Temmuz 2019 Çarşamba 10:16
Antalya'daki balık çiftlikleri masum mu?

Ege ve Akdeniz kıyılarındaki tatil beldelerinden zaman zaman yükselen feryatlar, Türkiye’de ciddi bir ‘Balık çiftlikleri sorunu’ olduğunu ortaya koyuyor.

Son dönemde Ege’nin incisi Bodrum, Karaburun ve Akdeniz’in en büyük liman kenti Mersin’den balık çiftliklerine yönelik yükselen tepkilerden sonra gözler Antalya’daki dünyanın en güzel plajlarının yanı başında yer alan balık çiftliklerine çevrildi.

Konyaaltı ve Sarısu Plajlarına, öğleden sonra çıkan rüzgarın ve dalgaların etkisiyle gelen atıklara, Sıçan Adası civarındaki balık çiftliklerinin de katkı sağladığı yönünde şüphelerin bulunduğu öne sürüldü. 

Çiftliklerin dibi atık deposu gibi

Antalya’da yapılan kültür balıkçılığında da çiftlikler bulundukları koy veya bölgeleri gözle görülür biçimde kirletiyor.

İddialara göre kullanılan yemin, balık dışkıları ve artıkların suyun dibine çökmesi nedeniyle balık çiftliklerinin bulunduğu koyların dibinde yaklaşık 30 ile 50 santimetre kalınlığında bir balçık tabakası oluşuyor.

Bu balçık tabakası rüzgarın ve dalgaların etkisiyle parçalanıp sürüklenerek bölgedeki plajlara ve sahillere ulaşıyor ve kirliliğe neden oluyor.

Öte yandan çok fazla kirliliğe yol açması nedeniyle dikkatleri üzerine çeken orkinos çiftliklerinden Antalya’da çok sayıda bulunuyor. Orkinos besiciliği yönünden Akdeniz Bölgesi dolayısıyla Antalya ili önemli bir yer tutuyor.

Ancak balık çiftliklerinin Türkiye’nin önemli gelir kaynaklarından biri olan turizme ve doğaya darbe vurması nedeniyle, turistik sahillerimizde ve beldelerimizde balık çiftliklerine yönelik tepkiler dinmek bilmiyor.

Balık çiftliklerinin turistik bölgelerden uzaklara kurulmasının gerekliliği sık sık vurgulanıyor ve turizm ile balıkçılık sektörü yetkilileri arasında zaman zaman bu konuda kamuoyuna yansımayan huzursuzluklar yaşanıyor. 

Antalya'yı neden tercih ediyorlar? 

Net bir rakam olmamakla birlikte Antalya’da 7 bin ton yıllık kapasiteye sahip 100’e yakın balık çiftliği faaliyet gösteriyor.

Antalya’nın balık çiftliği işletmeleri tarafından tercih edilmesinin nedenleri şu şekilde sıralanıyor:

 İlin sahip olduğu su kaynaklarının (deniz ve içsular) yetiştiriciliğe uygun olması

İlde yetiştiriciliğin bir sektör olarak tanımlanması

İlde su ürünleri yetiştiriciliği cazibesinin yatırım taleplerini artırması

 İlde 2011 yılı itibariyle 42 üyeli içsu üreticiler birliğinin varlığı

İlde 806 üyeli 13 adet su ürünleri kooperatifi bulunması

 İlde 5 adet yurt içi ve yurt dışı izinli işleme tesisi bulunması

 İlde eğitim düzeyi ve gelir seviyesi yüksek hedef kitlenin varlığı

Antalya’nın turizm şehri olması nedeniyle su ürünleri tüketimi için potansiyel pazar alanı oluşturması.

Peki turizm ve çevre ne olacak? 

Ekonomik yönden bakıldığında balık çiftliklerinin yararlarından elbette söz edilebilir. Ancak bulundukları çevreye ve turizme verdikleri zarar asla hoş görülemez.

Bu nedenle en basit mantıkla balık çiftliklerinin çevresel etkilerinin en aza indirgenecek önlemler alınması önemli bir aciliyet olarak karşımızda duruyor. Antalya’nın dünyaca ünlü turistik değerleri olan ve zaman zaman ne olduğu belirsiz atıklarla kirlenen Konyaaltı ve Sarısu plajları ile Büyük ve Küçük Çaltıcak ile Beldibi Plajlarının yanı başına balık çiftlikleri kurulmasına gelen tepkiler son derece normal.

Rüzgarın ve dalgaların etkisiyle bu plajlarımıza balık çiftliklerinden atık geldiği yönündeki kuşkular ve iddialar yerli ve yabancı turistler ile kent sakinleri tarafından tepkiyle karşılanıyor.

Balık çiftliklerimizin sahillere olan etkilerinin en aza indirilmesi için gerekli çalışmaların ve denetimlerin yapılmasının gerekliliğinin altı çiziliyor. Antalya plajlarının da Karaburun ve Bodrum plajları gibi balık çiftliği atıklarıyla işgal edilmemesi için şimdiden önlem alınmasının ve denetimlerin sıklaştırılmasının gerekliliğinin altı çiziliyor.

Gıdaya destek olacaklardı! 

Bilinçsiz avlanma ve çevre kirliliği nedeniyle denizlerimizdeki balık miktarının azalmasına derman olacağı gerekçesiyle 1980’li yıllarda tüm dünyada yükselişe geçen kültür balıkçılığı, zaman içerisinde hemen yanı başlarına kuruldukları dünyaca ünlü tatil beldelerimizde büyük sorunlara yol açtı.

Devletten aldıkları teşvik ve desteklerin de etkisiyle muazzam bir büyüme gösteren sektör, iddialara göre gıda sorununa köklü bir çözüm olamamasının yanı sıra, ek protein kaynakları da yaratamadı. 

Kirlilik, ekonomik ve sosyal faaliyetler 

Tüm bu eksikliklerin yanı sıra bu çiftliklerin çoğunun etobur türleri (hamsi gibi pelajik balıklar) yetiştirdikleri için aşırı avlanmaya maruz kalan balık stokları üzerinde ek baskılar yarattığı öne sürülüyor.

Elbette bu çiftliklerin çevre üzerindeki olumsuzlukları bununla sınırlı değil. Çevre Bilimi, Teknolojisi ve balıkçılık uzmanı Dr. Irmak Ertör, “Nitekim çiftlik balığı üretimi artarken, denizlerde avlanan balık sayısı azalıyor.

Yani çiftlikte yetiştirilen balıklar ek protein kaynağı yaratmaktan çok var olan stokları kendine akıtıyor.  İşin daha da kötüsü bu sektör gıda krizini büyüttüğü gibi, ekolojik ve sosyal maliyetler de yaratıyor.

Denizlerimiz kirleniyor, geleneksel balıkçılık ve ona bağlı yaşam biçimleri ortadan kalkıyor” şeklinde konuşuyor.

Doktorasını İspanya, Barcelona’da yapan ve halen bu ülkedeki Autonoma Üniversitesi’nde öğretim üyeliğini sürdüren Dr. Irmak Ertör, 'Dünyada ve Türkiye’deki kültür balıkçılığının çevreye etkileri’ konusundaki araştırmaların sonuçlarını şöyle anlatıyor:

1-    Öncelikle balık çiftliklerinin çevreye ve balık popülasyonuna  etkilerine bakarsak; Öncelikle bu balıkların yetiştirilmesi yemlemeye dayalı olduğu için, çiftliğin büyüklüğüne ve çiftlik içindeki balık sayısına bağlı olarak bu üretim biçimi kafesin altında ve çevresinde dışkı, besin kalıntısı ve bazen de ölü balık birikimine sebep olmakta.

Bu birikim özellikle de su sirkülasyonunun daha az olduğu bölgelerde (örneğin kapalı koy ve körfezlerde) deniz suyunun fiziksel ve kimyasal özelliklerinde önemli değişikliklere, kirlenmeye ve oksijen seviyesinin azalmasına yol açar (Perdikaris vd. 2016). Hatta bu sebeple balık çiftliklerinin denizlerin akciğeri diye de adlandırılan Posedonya çayırlarının üzerinde ve yakınında kurulmaması önerilmektedir.

Ayrıca kafeste yoğun bir ortamda bir arada bulunan balıklar arasında parazit ve bulaşıcı hastalıkların yayılması; balıklar hastalanmasın ve parazit kapmasın diye kullanılan kimyasalların ve antibiyotiklerin denize yayılması ve tüm deniz ekosistemini etkilemesi; eğer yetiştirilen tür o yöreye ait olmayan veya istilacı bir tür ise kafesteki balıklardan kaçanların doğaya yayılma ve diğer türlerle genetik ilişkiye girme riski; çiftlikteki üretimin yabani balığın da besini olan küçük balık türlerinin avcılığı üzerine daha da yoğun bir baskı oluşturması gibi çeşitli olumsuz etkiler ve riskler görülebiliyor 

2-    2007’den itibaren bu kafeslerin 0,6 deniz milinden daha açığa taşınması zorunluluğu getirildi ve küçük çiftliklerin çoğu kapanarak daha açıkta daha büyük çiftlikler kurulmaya başlandı.

Teşvikler de bu süreçte daha büyük üreticilerin bu dönüşümü gerçekleştirmesine kolaylık sağladı. Bu çiftliklerin vatandaşa ek gıda kaynağı sağlaması ancak kısmi olarak söz konusu olabilir çünkü bu balıkların büyük çoğunluğu ihraç ediliyor.

Zaten Türkiye’de balık tüketimi ortalama yıllık kişi başına 6,2 kilogram, yani yıllık kişi başı 20-25 kilo civarındaki dünya ve Avrupa ortalamasının oldukça altında. Dolayısıyla aslında böyle bir talep tam olarak yok.

Aynı zamanda da balık çiftliklerindeki yoğun yetiştiricilik, avcılıktan elde edilen küçük balığın balık ununa ve balık yağına dönüştürülüp çiftliklere yem olarak sunulmasına dayalı olduğundan aslında kitlesel olarak daha fazla (ve daha ucuz olabilecek) hamsi, çaça gibi balıkların yeme dönüştürülerek sonuçta çiftliklerde daha az miktarda çipura ve levrek gibi balıkların üretilmesinden bahsediyoruz.

Yani balık çiftliklerinin aşırı avcılıkla karşı karşıya kalan balık stoğuna bir çözüm sunması ve gıda güvenliğini doğal sınırların ötesine geçerek sağlaması söz konusu değil, devlet teşvikleri de bu amaca hizmet etmiyor.

Genel olarak ise hem dünyada hem Türkiye’de avcılıktan elde edilen balığın miktarının dalgalanarak da olsa bir düşüş gösterdiğini ve yetiştiriciliğin özellikle de bu teşvikler sayesinde büyüme trendinde olduğunu söyleyebiliyoruz.

3-    Çiftlik balığı satılacak boya ve ağırlığa gelene kadar hayatını denize yerleştirilen yüzen ağ kafeslerde sürdürüyor. Bu balıklar yaşadıkları kapalı ortam sebebiyle hayatta kalabilmeleri için dışarıdan girdilere, özellikle de yeme muhtaçlar.

GDO’lu yemler verilmesi nedeniyle çiftlik balığı ve doğal ortamında serbest yetişen balık arasında hastalıklara direnç konusunda ve genetik olarak farklılıklar oluşmaya başlıyor.

Bodrum'da atıklar plajlara geldi 

Kısaca balık çiftlikleriyle ilgili tartışmaların merkezinde Dr. Irmak Ertör’ün yukarıdaki açıklamaları yer alırken biraz da balık çiftlikleri nedeniyle Türkiye’nin önemli turizm beldelerinde neler yaşanıyor ona bakalım.

Yakın bir geçmişte Ege’nin incisi Bodrum’da yaşanan balık çiftliği tartışmaları Türkiye’nin gündemine oturmuştu. Bodrum’daki tartışmalarda ortaya atılan iddiaları yansıtan haberler şöyleydi:

Bodrum’un en bakir yerlerinden Mandalya Körfezi’ndeki balık çiftliklerinden gelen atıklar, turistlerin plajı ve denizi kullanmalarında tedirginliğe yol açtı.

Türkiye'nin turizm cenneti Bodrum'un en bakir yerlerinden Mandalya Körfezi, balık çiftliklerinin istilası altında. Cennet koyun yakınındaki çok sayıda balık çiftliğinin neden olduğu kirlilik, çevre sakinlerini ve turistleri tedirgin ediyor.

Bodrum Çevre Platformu Kurucu Başkanı Avukat Remzi Kazmaz, yeni çevre kanununa göre, 'ÇED olumlu' raporu almaları gereken balık çiftliği sahiplerinin nasıl denetimden kurtulduklarını da anlattı.

Kazmaz, firmaların birden çok şirket kurup üretimlerini belli sınırın altında gösterdiklerini belirtti.

Muğla'nın Bodrum ve Milas ile Aydın'ın Didim ilçesi sınırlarındaki Mandalya Körfezi'nde balık çiftlikleri, 12 yıl önce sahillerden 1-1.5 mil uzağa taşındı. Bodrum'un Gündoğan, Göltürkbükü, Güvencinlik, Milas'ın Boğaziçi, Kıyıkışlacık mahalleleri açıklarına taşınan çiftliklerden ters akıntı ve rüzgarın etkisiyle gelen atıklar; sahil, plaj ve turistik koylarda tedirginlik yarattı.

Avukat Remzi Kazmaz, balık çiftliklerinin neden oldukları kirliliğe dikkat çekerken, yasadaki boşluklardan yararlanarak denetimden nasıl kurtulduklarını da anlattı.

"Bir çoğu ruhsatsız"

Kazmaz, Bodrum ve Mandalya Körfezi'nde küçük balıkçıların bir araya gelerek büyük sektör haline dönüştüklerini ve geçmişte denizi kirlettikleri için bakanlık tarafından açıklara gönderildiklerini anlattı.

Kazmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Burada büyük ve uluslararası firmalar var. İnsanlar yaşadıkları yeryüzünden faydalanırken, bir o kadar da kirletiyor. Mandalya Körfezi çiftlik balıkçılarınca sürekli kirletiliyor.

Bir çoğunun ruhsatı yok. Ruhsatsız kurulan çiftlik balıkçılarının kullandıkları balık yemleri, dezenfekte ilaçlarla beraber denizin ekosistemini bozuyor. Bunların denetimleri yapılmalı. GDO'lu yemler verilmemeli.

Çabuk büyüyecek diye bu yemler farklı bir şekilde balıklara verilmekte. Bu yemler deniz ekosistemine zararlı. Böyle giderse balık sektöründeki gelişme sadece büyük tekellerin kazandığı paradan ibaret olur. Hem çevreyi kirletiriz, hem de sağlıklı şekilde halka balık yediremeyiz."

Mavi bayrak kalmadı 

Denizde balıklardan başka canlılar da var. Bunların türleri ilaçlardan etkilenerek yok olmakta. Ama asıl önemli olan Bodrum'un doğasının da bozulması. Denize gelenler şu anda Mandalya Körfezi'nde yüzmekten kaçınıyor.

Bir zamanlar 6 mavi bayraklı sahilimizin bir kısmı oradaydı ama mavi bayraklı kıyılarımız kalamadı ve bunda çiftlik balıkçılığının büyük etkisi var" dedi.

Mersin'de tepkiler dinmek bilmiyor

Öte yandan Mersin sahillerine balık çiftliği kurulması için 2008 yılında başlatılan ve tepkilere neden olan balık çiftliklerinde geri adım atılmadı ve yeni kurulumlar devam ediyor.

Özellikle binlerce yıllık tarihe sahip Silifke’nin Akdere Mahallesi’nde bulunan Dana Adası çevresinde yeni çiftlikler kuruluyor.Geçtiğimiz yıl balık şirketleri tarafından yapılan başvurularda ÇED süreçleri adeta jet hızıyla onaylandı.

Dönemin kalkınma Bakanı Lütfü Elvan balık çiftlikleriyle ilgili yaptığı açıklamada, Dana Adası çevresindeki balık çiftliklerini ileriye taşıyacaklarını söylemişti.

Elvan, Mersinlilerin karşı çıktığı balık çiftlikleriyle ilgili, “Normalde balık çiftliklerinin karadan 900 ile bin 100 yüz metre uzaklıkta olması gerekiyor. Bunun mücadelesini verdik. Mersin’de Dana Adası’nın orada 4 tane var.

Ancak oradakileri bile ileri alacağız. Ben oradaki işletme sahiplerini çağırdım ve konuştum. Bu sayede yasada 900 ile bin 100 metre ama biz onları bin 900 metreye çıkacağız ve Türkiye’de örneği yok.

Nereye giderseniz gidin 900 ile bin 100 metre arasındadır. Dolayısıyla bu konudaki problem de ortadan kalkmış olacak” ifadelerine yer vermişti.

Valilik tarafından yapılan açıklamada ise, “İlgili firmaların ÇED raporu için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne verdikleri balık çiftliği kurulum yerleri koordinatları ile ilgili yapılan teknik çalışma sonucunda yeni kurulacak balık çiftliklerinin çevreye, doğaya ve bölgenin tarihine zarar vermeyecek şekilde Dana Adası’na en yakın olanının mesafesi 3000 metredir. Sahile en yakın projenin uzaklığı 2.950 metre civarındadır.

Diğer projelerin ise sahile ve adaya uzaklığı 3000 metreden fazladır.

Ayrıca ilimiz Silifke ilçesi sınırları Dana Adası mevkinde belirlenen bölgede halen faaliyet gösteren en yakın balık çiftliği Sayın Kalkınma Bakanımız Lütfi Elvan’ın açıklamalarında belirttiği üzere kendisinin gayretleri sonucu 1900 metrenin de ötesine adaya yaklaşık olarak 2900 metre mesafeye ve ana karaya en yakın noktada faaliyet gösteren diğer balık çiftlikleri ise sahile 2800 metre mesafeye çekilmiştir” denilmişti.

Karaburun'da milyonlarca dönümlük çiftlik 

Geçtiğimiz yıl İzmir’in turistik Karaburun ilçesindeki çiftliklere ek olarak, bir firma tarafından 3.9 milyon metrekarelik deniz alanına kurulmak istenen balık çiftliği projesi de büyük tepkilere yol açmıştı.

Burada da ÇED süreci hızla gerçekleştirilip onaylanırken, sivil toplum örgütleri ortak açıklamalar yaparak, balık çiftliklerinin yarattıkları çevre kirliliğinin yanı sıra, çok sayıda fokun ölümüne neden olduğunu açıklayarak bu gelişmeye büyük tepki göstermişlerdi.

Öte yandan bu yıl Gerence Körfezi'ndeki balık çiftliğinin, Kara Ada'ya taşınması için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne başvuruda bulunuldu.

İzmir Valiliği'nce bunun üzerine 'Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) gereklidir' kararı alındı. ÇED süreci devam ederken, Karaburun Kent Konseyi'nden tepki geldi.

Konseyden yapılan açıklamada, Yarımada'nın Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB) ilan edildiği hatırlatılarak, ÖÇKB ilanının gereklerinin yerine getirilmesi istendi.

Karaburun’da da tepkiler dinmek bilmezken ilçe sakinleri ellerinde pankartlarla toplantılar ve gösteriler yaparak balık çiftliklerini yörelerinde istemediklerini haykırmışlardı. 


 

MYGazete.com Özel

Bilge Ateş
Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Mezunu. MYGazete.com Editör&Haber Koordinatörü
banner32
Son Güncelleme: 25.07.2019 14:16
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner174

banner157