banner154

banner228
19 Ağustos 2019 Pazartesi 14:07
Antalya'da simidin tarihçesi

"Simitçi... Taze simit. Simitçi geldi..! Simitçi..."

Eskiden insanlar, Kaleiçi'nin, Balbey'in, Haşimişcan Mahallesi'nin dar sokaklarında, duvarlarında yankılanan bu sesle uyanırlardı. 

Pijamalarıyla babalar, anneler veya çocuklar evin penceresine, bahçe kapısına koştururlar, simitçinin kapıya kadar gelmesini beklerlerdi. 

Neydi bu simit? Nereden, nasıl çıkmıştı?

Simidin tarihi

Bilindiği kadarı ile simit, Arapça'da 'beyaz has un' anlamına gelen 'samid' sözcüğünden türemiş. 

Eskiden simitler bugün satılanlardan çok daha büyükmüş. Evliya Çelebi her şeyi abarttığı gibi, Seyahatnamesi'nde ilk simitleri anlatırken 'araba tekerliği büyüklüğünde' demiş. 

Belki de öyleydi de, biz bilmiyoruz.

Simit Osmanlı'da kokusu, tadı ile öylesine sevilip, ilgi görmüş ki, 17. yüzyıla gelindiğinde ayrıca simitçi fırınları açılmaya başlanmış ve adına 'simid-i halka' denmiş. 

Bir süre sonra yanındaki halka sözcüğü kalkmış ve yalnızca 'simit' olarak söylenmeye başlanmış. 

Günümüzde tükettiğimiz simitlere gelinceye kadar, çeşitli şekil ve boyutlarda yapılmışlar.

Antalya’da simit

Antalya'da bundan 40-50 yıl öncesine kadar genellikle, "Koşma" adıyla bilinen, birbirine yapışık yaklaşık 20 cm boyunda simitler satılırdı. 

"Koşma" adının nasıl ve nereden geldiğini bilmiyorum. 

Ancak ben Dumlupınar ilkokuluna giderken, sabahları okul öncesi erken saatlerde, evimizin arka sokağında Ahmet (Kulak) Usta'nın simitçi fırınında part-time çalışırdım. 

Sabah ezanından önce fırına gider, simit hamurları fırına verilmeden önce üzerine, bir temiz, geniş boy bir el fırçasıyla, önceden genişçe bir kapta hazırlanmış yumurta akı gibi bir eriyiği üzerlerine sürerdim.

Yeterli miktarda simit fırında pişirildikten sonra bunlar, sepetlere konur; ben bu simit dolu sepetleri bisikletle Sakarya, İnönü, Atatürk, Dumlupınar ilkokul kantinlerine teslim eder, geri dönerdim. 

Ahmet Usta o günün harçlığı ile birkaç simit verdikten sonra, eve dönerdim. 

Harçlığımı anneme teslim eder, annem de o paradan okul harçlığımı verirdi. 

Ardından ben ilkokul önlüğümü giyip, evimize çok yakın olan Dumlupınar ilkokuluma, derse koşardım. 

Bütün bu yaşadıklarım, daha insanlar sokağa çıkmadan olduğu için, bugün sınıf arkadaşlarımdan birinin dahi, bu sabah erken saatlerinde okul öncesi çalışmamdan, pek haberi olduğunu sanmıyorum.

Benim işim simitli fırınında simit hamurlarının üzerini bir eriyikle fırçalayıp, sonrasında simitleri bisikletle, okul kantinlerine dağıtmakla sınırlıydı.

Düşünün, babam yeni ölmüş, 10 yaşında bir çocuğum. 

Ailemin bütçesine bir katkı sağlamak için sabahın erken saatlerinde koşturmak mecburiyetindeydim.

Simit satan çocuklar

Ya aynı saatlerde simit satmaya çalışan 10 yaşındaki diğer çocuklara ne demeli? 

Sabah daha kuşlar bile uyanmadan uyanıp, simit satmaya çıkan bir çocuk. 

Sabahın erken saatleri. Sokaklar bomboş. Kışın sabahları serin. Belki üşüyor. Fakat ailesi de ondan para bekliyor. 

Sokak sokak koşturuyor. Hiç yorulmadan, hiç pes etmeden. Avazı çıktığı kadar bağırıyor. 

Ailesini geçindirmek, aile bütçesine bir katkı sağlamak için bir taraftan koşturuyor.

Bir taraftan da "Simitçii... Taze simit. Simitçi geldi..! Simitçii..." diye avazı çıktığı kadar bağıra bağıra bir sokaktan bir başkasına geçiyor. 

Bazen pencerelerden "Ne o öyle yüksek sesle bağırıyorsun, biraz sessiz olsana" şeklinde azar işitse de, o aldırmıyor. 

"Koşma" deseler de o koşuyor. Belki bugün simitlerin tamamı satılır umuduyla, ailesine biraz daha fazla katkı koyabilirim umuduyla koşup duruyor. 

10 yaşında bir çocuk, Henüz umutları bitmemiş, amacı olan bir çocuktu o.

İşte bir zamanlar Antalya'da simide "Koşma" denilmesi, belki böyle bir hikayeden çıkmış olmalı, diye düşünüyorum.

Ziyare ve kumru

Eskiden "Koşma Simidi" genellikle sabahları satılırken; ikindi saatlerinde "Ziyare" adı verilen yuvarlak ve tatlı hamurdan yapılmış simidin başka bir çeşidi satılırdı. 

1960 yıllarda "Ziyare" simidine, alternatif olarak sandviçe benzer, yan tarafından bıçakla yarılarak, içine peynir ve domates konulmuş, adına "Kumru" denilen bir simit türü daha çıkmış, Antalya halkı tarafından çok da ilgi görmüştü.

Bugün

Son yıllarda birbiri ardından türeyen simit sarayları var. 

Her adımda Büyükşehir Belediyesi'nden ruhsatlı, kaldırımın bir köşesine kurulmuş, bazen yayanın rahat geçişine engel olan "resmi" simit satıcılarına ne demeli? 

Hatta bazıları, belediyenin haberi olmadan yüksek hava paraları ile bir kişiden diğer bir kişiye devredilen o simit stantlarından söz ediyorum.

Bunlar bizim el tezgahları ile simit satan, ailesine bir parça katkı sağlamak için oradan oraya koşturan geleneksel sokak simitçilerimizin önünü tıkadı.

Böylece sokak el tezgahlı seyyar simitçiler de, "Zamanla Kaybolan Meslekler" arasında yerini aldı.

MYGazete.com Özel

Ayşe Gökoğlu
Süleyman Demirel Üniversitesi mezunu. MYGazete.com editörü.
banner32
Son Güncelleme: 20.08.2019 13:10
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner157

banner174

banner241