banner154

banner228
06 Haziran 2017 Salı 18:00
Otlar ve Böbrek Hastalıkları

Öncelikle internetten bolca bulabileceğiniz aşağıdaki zırvalıklara bir bakalım. TV´lere çıkan ve adının başında dr! yazan, bu otları reklam edip satarak zengin olan şarlatan ve utanmaz adamların da benzer şeyleri anlattığını vurgulayalıp sonra devam edelim. Bu örnek bir zırva listesi olup yazılanları sakın ciddiye almayın lütfen.

Adaçayı bir miktar kurutulup 1 litre suda kaynatılırak içildiğinde böbrek ve mesane rahatsızlıklarına iyi gelir.

Anason tohumları toz haline getirilip, üzüm şırasına karıştırılarak içildiğinde böbrek taşlarını düşürür.

Armut; böbrekleri çalıştırır. 

Arpa´nın suda kaynatılarak elde edilen sıvısı böbrek ve safrakesesi taşlarının sebebiyet verdiği ağrılara, karaciğer ve dalak hastalıklarına iyi gelir.

Aşk otutohumları;bir bardak sirke içine konup 2 saat bekletilerek içilirse böbrek, mesane ve safrakesesi taşlarını düşürür.

Aşk otu gövdesi; böbrek ve mesane rahatsızlıklarına iyi gelir,  böbrek rahatsızlığı çekenlerin aşk otundan yapılan ilaçları kullanmaları tavsiye edilir.

Ayrık otu ;(50gram) kökünün bir litre suda kaynatılması sonucu elde edilen ilaç böbrek taşlarını ve idrar yollarındaki kumu düşürür. 

Andız otu; üzüm şırasının içinde bir ay bekletilip içilirse böbrek, mesane ve safra kesesi taşlarının oluşumunu önler. 

Biberiye çayı;  Böbrek rahatsızlıklarına iyi gelir. Ayrıca safra kesesi salgısını çoğaltır.

Domates, pırasa, armut ve üzüm; safra ve böbrek taşlarına iyi gelir. Domates, sıcak aylarda bol miktarda yenilirse, böbrek ve kan dolaşımını rahatlatır. Domatesten tam olarak yararlanabilmek için daima çiğ yenmelidir.

Meyan kökü; böbrek ve idrar yollarındaki taşları düşürür.

Mürver ağacı;kabuklarından yapılan çay, böbrek iltihaplarına iyi gelir.

Nohut; böbrek kumlarını temizler.

Şeftali yapraklarından; yapılan çay uzun süre içilince böbrek ve safra taşlarına iyi gelir.

Yabani armut (ahlat); mesane içinde mevcut olan taşları bakterilere dönüştürerek zamanla yok olmalarını sağlar...

Bu liste daha da çoğaltılabilir, öncelikle göze çarpan şu ki ,böbrek hastalarında yukarıdakilerin meyan kökü hariç hepsinin potasyumu yükselterek ölüme yol açabileceği, meyan kökünün ise tersine potasyumu düşürerek ölüme yol açabileceğidir. Hastalar herşey yolunda seyrederken birden acile getirilir, potasyum yüksekliği nedeniyle hemen diyalize alıp kurtardığımız hasta sayısını unutmuşumdur. Görünen bir neden yoktur ve hasta ısrarla sorgulandığında falanca otu bir aydır içiyordum der. İşin garibi hastaların içinde otlara yönelmeyeni yok gibidir. Durduk yere stabil giden kreatininleri ve üreleri yükselir. 

Otların çoğu, hayvanlar onları yemesin diye içlerinde zehirler (toksinler) taşır. Eski insanlar deneye deneye zehiri az olan sebze ve meyveleri sofralarına koymuştur. Bugün yediklerimiz atalarımızın denemesinden geçip bize kadar gelmiştir. Ancak böbrek hastası olduğunuzda yukarıdaki listedeki normal meyveler fazla alındığında ölüme yol açabilir. Böbreğe iyi geliyormuş diye günde beş armut yerseniz potasyumdan kalbiniz durur. Ot tedavilerinde bir de normalde insanların yemediği tuhaf otlar önerilir ki, hasta buna çabuk kansın. Aşık otu, ayrık otu, andız otu, hint safranı, huş ağacı kabuğu, acı biber otu falan gibi. Bunları normal insanlar bile bir bildiği var da yemiyor, böbrek hastası olanlar niye yesin? İçerdikleri toksinleri yani zehirleri kim biliyor ve bunların böbreği perişan etmeyeceğini kim biliyor? 

Öte taraftan bu zırvaların böbreğe faydasını kim görmüş, kimlerde bu faydayı görmüşler, faydalı olan bitkinin içindeki hangi madde, elinizde hangi bilimsel kanıtlar var, bilimsel çalışmalar yapılmış mı, bir tıp dergisinde yer almış mı, hangi dozda yani kaç miligramda etkili, bitki içindeki madde ayrıştırılmış ve zehirlerinden arındırılmış mı, hangi mekanizma ile fayda ediyor, yan etkileri incelenmiş mi vs vs? Otçu şarlatanlarda tüm bu bilimsel soruların cevabı yoktur. 

Dangalağın biri hastayı diyalizden çıkarmış, şu ottan her gün şu kadar iç demiş. Cahil köylü adamcağız da inanmış. İki hafta sonra komayla acile getirildi, böbrek testleri berbattı, potasyumu dokuza çıkmıştı, bir hafta yoğun bakımda kaldı, şifalı bir ot içtiğini! ve diyalizi bıraktığını yakınları anlattı, her neyse bolca ısırgan otu aldığını öğrendik. Bitkideki toksin muhtemelen böbrekten atılıyordu ki, böbrekleri çalışmadığı için toksin kanda birikmiş kalp, karaciğer ve beyinde ağır hasar yapmıştı, nihayetinde hastayı çoklu organ yetmezliğiyle kaybettik. Size otu veren kimdi? dedik, kasabadaki doktor dediler, ölmek için üste epeyde para vermişler. Belli ki adam "bu ot işinde para var" normal ilaç yazsam ne kazancım olacak deyip, bu işe sarmış.

Bu ıvır zıvır otlardan çektiğimizin hepsini yazsak kitap olur. Çoğunun adını hayatımda ilk defa duyuyorum. İşin daha acı tarafı birçok ot extresi tarım bakanlığı onaylı olarak eczanelerde satılıyor. İçlerinde her derde deva otlar süslü şişelerde kapsüle konmuş ve raflarda kazık yiyecek zavallıları bekliyor. İçinde prospektif dahi yok. Nasıl olsun ki, hiçbiri bilimsel kanıt taşımıyor. Hastanın artık nesi varsa eczacı veya çırağı "şunu kullan böbreğe iyi gelir" deyip, bu insanların umudunu ve parasını çalıyorlar. Dediğim gibi yukarıdaki bilimsel ilaç kriterlerinin birini bile taşımayan bu otları 200 tl´ye kadar para verip alıp kullanıyorlar. 

En büyük kötülük kaynağı ise üste para alıp, bu otları halka tanıtan doktor müsvettelerini çıkaran TV ve radyo kanalları. Halk bunları izliyor, sonra kimi tansiyon ilacını, kimi şeker ilacını kesiyor ve otlara başlıyor. Bilimsel tıbbın ilaçlarının reklamı yasak, otların her derde deva olduğunu anlatan yayınları, ek para kazancı getiren bu programları yapmaları ise serbest. Etkileri kanıtlanmış modern ilaçlar bir kenara atılıyor ve mesela sinirlere iyi gelir diye sarı kantaron anlatıyor adam. Beş yüzyıl önce her türlü deliye Avrupa´da bir rahip bu otu içirirmiş. İlkelliğe geri dönüşün adı bu olsa gerek. Bu beşyüz yılda modern tıpta ne tedaviler geliştirildi, ne çok ilaç keşfedildi, etkileri kanıtlandı. Ama adam çıkmış hala çok geçmişte insanların çaresizlikten yöneldiği şeyleri 21. yüzyıla gelmişiz hala anlatıyor, insanlara ot öneriyor. Maksatları köşeyi dönmek, insanların umutlarıyla ve sağlıklarıyla alakaları yok, sadece paralarını almak peşindeler, çünkü bırakın doktorluğu insan bile değiller. Kanal kanal gezen bir şarlatan damar tıkanıklığını açan bitlisel tedaviyi bulduk (panax) diyor. Bakın ilacımızı almadan önceki angio ve sonraki angio, damarlar açıldı, diyor. Adama demezler mi, bu dediğin hakikatse Nobel ödülü alırsın, bundan ciddi çalışmalar yapın yayınlayın, dünya ayağa kalkar, çağın ilacı olur. Ama bu şarlatan bunları yapmıyor çünkü yalan, ama milyonlarca panaxı insanlara sattılar, hiç kimsenin damarı açılmadı, kandırıldıklarını anlayıp sonra bize anlatıyor hastalar. Şimdi bu adama nasıl kızalım, TV´lerde habire reklamı yapılan otu içti diye. Tabip odası müdahale etmiyor, bakanlık müdahale etmiyor bu programlara. Alternatif tıp diye birşey çıkarmışlar ama kanıt ve veriye dayalı olmayan şey tıp olabilir mi?

  • Ot alsanız da almasanız da dönüp dolaşıp modern tıbba dönmek ve nefroloğunuzun önerdiklerinin dışına çıkmamak, düzenli kontrollere gelmek yapılacak en doğru iştir. Bizler haslığın her aşamasında hangi tedavinin uygun olduğuna karar verip bilimsel olarak faydası kanıtlanmış tedavileri uygulamak durumundayız. Hipokrat´ın dediği gibi " önce zarar verme" ilkesine göre hareket etmek zorundayız. Ot veya bitkisel tedavi denilen yaklaşımların önce zarar verme ilkesi ile çeliştiğinin farkında olmalıyız. Çünkü gözlemlerimiz faydaları değil, zararlarının ön planda olduğunu gösteriyor. "Denize düşen yılana sarılır" deyiminde bu yılan otları satanlar değildir, bu yılan bilimsel tıbbın sembolünde yer alan yılan olmalıdır. Birincisi zehirli bir yılandır, ikincisi yani bilimin yılanı ise sizi zehirlemez tersine hastalığınızın ilerlemesine ve sizi öldürmesine engel olmaya çalışır...
banner32
Son Güncelleme: 06.06.2017 18:00
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner157

banner174