MY TV Türkiye Programlarını İzlemek İçin Tıklayın




Yörükoğlu süt

 




Vur Abalıya…

11.07.2016 07:32

Türkiye’nin en etkili ve profesyonelce korunduğu ifade edilen Atatürk Havalimanı’na, IŞİD tarafından silahlı ve bombalı saldırı yapıldı.

Ülkemizde ilk defa uygulanan bu karmaşık eylem; diğer benzer eylemlere göre, daha uzun süreli ve sansasyonel oldu.

Uzmanlar, bunun yeni bir terör modeli olduğunu, “intihar eylemi” yerine “fedai eylemi” denilmesini öneriyor.

Teröristler bu eylemi tabi ki anlık ve gelişigüzel gerçekleştirmediler.

Havalimanı ve çevresinde, günlerce keşif ve istihbarat çalışması yaptılar.

İzleme ve takip yöntemi yabancı teröristlerde oldukça zor.

Alınlarında damga, sırtlarında terörist yazmıyor!

Öfke ve kin dolu, yarı meczup kılıklı kişiler…

Ölümü göze almış, cennete gideceklerine inandırılmış zavallılar…

Dünyanın her tarafında eylem koyabilecek donanıma sahipler.

Bunca yapılan yakalama ve operasyonlara rağmen, “Uyuyan hücre” olarak bekletilen bu terörist unsurların varlığı her zaman tespit edilemiyor.

Tedbir ve istihbarat çok önemlidir fakat her zaman suçları önlemeye yetmiyor.

Her eylemin ardından, güvenlik güçleri bilinçli ya da bilinçsiz eleştiri yağmuruna tutuluyor.

“İstihbarat ve güvenlik zafiyeti…”

Yetkililerden anında cevap geliyor : “Güvenlik zafiyetimiz yoktur”, “istikrar devam ediyor.”

Kamuoyunda infial uyandırmaya ve toplumu dehşete düşürmeye yönelik davranışlar ne kadar yanlışsa, araştırma ve soruşturma yapılmadan acele yapılan açıklamalar da o kadar yanlıştır.

Eleştirilmesi gereken konular tabi ki var…

Güvenlik bürokrasisi ile oynamak, polis teşkilatını yanlış bir anlayışla yönetmek tehlikelidir.

Diğer kurumlara hiç benzemez.

Ülkede huzur kalmaz, dışarıda güven…

Üst düzey atamalarda; liyakat, iyi eğitim, başarılı meslek geçmişi yerine farklı özellikler arandı mı?

Arandı.

Terör ve istihbarat konusunda uzmanlaşmış kadrolar, “paralel” kuşkusu ile ya da çeşitli gerekçeler ileri sürülerek tasfiye edildi mi?

Edildi.

Polis kendi içerisinde kavgalı hale getirilip, çeşitli grupların iktidar mücadelesi verdiği bir yapıya büründürüldü mü?

Büründürüldü.

Polisin kurumsal hafızasına zarar verildi mi?

Verildi.

Bütün bunlara rağmen, suçlu olan sadece polis mi?

Terörle mücadele edenler onlar…

Terörün hedefi onlar…

Şehit ya da gazi olanlar onlar…

Geçim sıkıntısı içerisinde yaşam savaşı verenler yine onlar…

Ama onlar; sessiz ve kimsesiz, yorgun ve çaresiz…

Öyleyse vur abalıya…

Adını ne koyarsanız koyun, bütün ülkeler terör tehlikesine maruzdur.

Coğrafi konumu itibari ile en fazla da Türkiye…

Bu gerçeği görerek konuşmak daha doğru olur.

“Ülkemiz üç tarafı deniz dört tarafı düşmanlarla çevrili hale geldi” sözünü doğrularcasına, düşman cephesini olabildiğince geniş tuttuk mu?

Tuttuk.

Türkiye sınırları, teröristlerin kolayca girip çıkabildiği yolgeçen hanına döndü mü?

Döndü.

IŞİD sözcüleri; bomba uzmanı, sabotajcı ve suikastçı olarak yetiştirilen bazı militanlarını hedef ülke olarak gördükleri Türkiye’ye gönderdiklerini açıkladı mı?

Açıkladı.

Suriyeli sığınmacılar; karmaşaya neden olup, ülkenin genetik ve ekonomik yapısını bozdu mu?

Bozdu.

Çözüm sürecinde PKK, şehir merkezlerini silah ve mühimmat deposu haline getirirken operasyon yapılmasına izin verildi mi?

Verilmedi.

Durum böyle iken, olayın sorumluluğunu sadece güvenlik güçlerine yıkıp kurtulacak mısınız?

Terörle topyekûn mücadele etmeden, sorumluluk almadan…

Dünya ülkeleri ile stratejik ortaklıklar kuran, kendi içerisinde birlik ve beraberliği sağlamış, normalleşme iradesini ortaya koyan bir Türkiye terörü yener.

Önce bu sorun çözülmelidir.

Ancak bunlar yapıldıktan sonra, istihbarat ve güvenlik zafiyeti de konuşulur.

Siyasi ya da kişisel mücadelenizi asker ve polis üzerinden yapmayın…

Yeter artık…

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları