MY TV Türkiye Programlarını İzlemek İçin Tıklayın




Konyaaltı Belediyesi

Yörükoğlu süt




Sorunlardan Seçmeler

07.12.2015 09:12

Bu hafta, belirli bir konuyu ele almak yerine, günlük hayatta sıkça rastladığımız sorunlardan seçmeler yaparak yazmayı tercih ettim.

Uyumadan önce başımızı yastığa koyduğumuzda çoğu kez kendi kendimizi sorgularız. Ben bugün kendim için, ailem için, ülkem için hangi yararlı işleri yaptım? Genelde bu sorunun cevabını tatmin edici bir şekilde veremeyiz. Çünkü zamanımızın çoğunu kahvehanelerde, arkadaşlık ortamlarında ya da TV programlarının başında geçiriyoruz.

İnsanoğlu yaşadığı bir haksızlığa ani tepki gösterir. Bazen bu tepkinin ölçüsü kaçar, yaşantısının ileriki dönemlerinde gösterdiği bu tepki başına dert olur. Bu nedenle sabır kuvvetine dayanmak gerekir. Atalarımız bir haksızlık karşısında her zaman sabır göstermeyi öğütlemiştir. Ama bu kolay değildir. Bunun için insanın kendisini geliştirmesi, yaşadıklarından ve gördüklerinden dersler çıkarması gerekir. Unutmayın ki, adalet er ya da geç tecelli edecektir.

Hayatta hedefi olmayan ve kendisine doğru bir yol çizmeyen insanlar başarılı olamaz. Günlük yaşantımızda bizi hedefe ulaştıracak konulardan ziyade kendimizi oyalayacak rutin işlerle meşgul oluyoruz. Rutin işler hedeflerimize olan uzaklığı arttırdığı gibi, hayallerimizin rafa kaldırılmasına da neden oluyor. Yerimizde saymak yerine, farklılık yaratmak zorundayız.

Dedikodu ne kadar da normalleşti günümüzde. İnsanlar bir diğerinin açığını bulmak ve konuşmak ihtiyacı hissediyor. Bunu yaparak konumunun güçlendiğini zannediyor. En acısı da birlikte iken övücü söz söylediği kişiler hakkında arkalarını dönünce demediklerini bırakmayan ahlak düşkünü kişilerin toplumda itibar görmesi. “Meyve veren ağaç taşlanır” deyip aldırmamak en doğrusu ama olmuyor.

İnsanlar, en yakınındaki kişilere bile yaptığı yanlışlıkları anlatmak yerine, onu pohpohlamayı tercih ediyor. Güçleri zayıflayınca ya da makam mevki elden gider gitmez en önce eleştirenler yine onlar oluyor. “Ben demiştim.” Klasik şeyler.

Eş dost tanıdık arkadaş herkes birbirine “Seni seviyorum” diyor, mesaj çekiyor, hediyeler gönderiyor. Bunların hiçbirisi gerçek anlamda sevildiğinizi göstermez. Bir insanı sevmek demek, onu tanımak, duygu ve düşüncelerini anlayabilmektir. Acınızı ve sevincinizi paylaşmayan, ihtiyaçlarınızı görmezden gelen kişi, sizi ne kadar seviyordur. Önemli olan karşımızdaki insanı, insanlığı ve değerleri için sevebilmektir. Geçici olan dünyevi özellikleri ile değil.

Dünyada elde ettiğimiz her şeyin emanet olduğunu unutuyoruz. Sahip olunan değerleri korumadan, onları geliştirecek atılımları yapmadan farklı istek ve arzularımız, ulaşılması çok zor beklentilerimiz yüzünden mutsuz yaşıyoruz. “Mahkeme Kadıya mülk değildir.” Geldiğimiz gibi gideceğiz. Elde edemediklerinize hayıflanacağınıza, elinizdekilerin kıymetini bilerek yaşayın.

En zor şeylerden biri insanın kendisi ile yüzleşmesidir. Kendisi ile yüzleşen insan, başkasını tanımadan önce kendisini tanır, ne yapıp yapmayacağı konusunda daha doğru karar verir. Kendimizle yüzleşmekten korktuğumuz sürece kendi içimizdeki güzellikleri keşfedemeyiz.

Yaşadıklarımızı ve yaşantımızı olduğundan farklı göstermek için sürekli uğraş veriyoruz. Nedense abartıyı seviyoruz. Her şey tadında güzel. Sade olabilsek, içimizdeki duyguları dışımıza samimiyetle yansıtabilsek daha rahat olacağız. Ne demiş Mevlana, “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” Maskeli baloda gibiyiz.

Bazen insanlara olduğundan fazla değer biçiyoruz. Fazladan verilen değer yüzünden çoğu kez üzülürüz. Çünkü her insanın tekâmül derecesi farklıdır. Yunus, “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” demiş. Burada sözü edilen insanın varlığıdır, yaptıkları değil. Şeytanla anlaşanları niye sevelim ki.

Yardıma ihtiyaç duyanlara yardım etmek, ahlaki bir sorumluluktur. Ancak yapılan yardımları bir başkasının görmesi, bir başkasının duyması ya da birilerinin takdir etmesi için değil, ahlaki sorumluluk gereği yapmak gerekir. Gösteriş budalası olmaya ne gerek var ki.

Aile, iş ve sosyal yaşamımız genellikle stresli geçiyor. İnsanların çoğu, negatif duygularını öne çıkarıyor. Bu nedenle daralıyor, çabuk öfkeleniyor hatta depresyona giriyor. Aslında insanın doğasında pozitif duygular vardır. İyi duygularımızı kullanmadığımız yani sevgiyi, saygıyı, şefkati, hoşgörüyü günlük yaşantımızın bir parçası yapmadığımız sürece toplum olarak mutsuzuz.

Başka insanlara gösterdiğimiz anlayış ve toleransı kendi çocuklarımıza gösteremiyoruz. Onları sürekli rekabet içerisinde yetiştirerek, onları ahlaki ve ruhsal bakımdan eksik bırakıyoruz. Para- pul, makam – şöhret yetmiyor. Aynı ortamda yaşayan yabancılar gibiyiz. Çünkü çocuklar olumsuz duygularını önce ailesine yansıtıyor.

Kendini tanımayan insan, kendisini başkalarına nasıl tanıtabilir. Kendisi ile yüzleşemeyen bu tip insanlar, beğenilme ihtiyacı duyduğundan sanal ortamlarda geziniyor. Gerçek bir hayat var. Sımsıcak duygularla birine dokunmak, onu anlayabilmek, yüz yüze, göz göze sohbet etmek gibisi var mı?

Sevgili okurlar, sorunlardan seçmeler bu kadar.

Gerisini siz bulun, yorumlayın.

Sevgi ile kalın…

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları