MY TV Türkiye Programlarını İzlemek İçin Tıklayın

Yörükoğlu süt







İnsanlık suçları ve yasamanın vebali

24.05.2022 09:25

Kanunlarımız keşke ilk uygulandıkları gibi olsaydı adalet hakkında bu kadar şikayetçi olmazdık.

Kanunların bir çok maddesi iyileştirme ve reform bahanesiyle tamamen tahrif edilmiş ve bunu yapan da yasama.

Örneğin; Ceza kanunumuzun bir ve üçüncü maddelerinde yer alan temel hükümlerine bakalım ne diyor.

Ey devletin adaleti vereceğin ceza fiilin ağırlığı ile orantılı olacak diyor.

Bir de kimseye ayrıcalık tanıma diyor.

Peki uygulama böyle mi? Hiç de değil.!!

İnsanlık suçları;

Kasten öldürme,

Kasten yaralama,

İşkence, eziyet veya köleleştirme,

Kişi hürriyetinden yoksun kılma,

Bilimsel deneylere tâbi kılma,

Cinsel saldırıda bulunma,

Çocukların cinsel istismarı,

Zorla hamile bırakma,

Zorla fuhşa sevk etme olarak sayılmış.

Sayılmış ama bu fiillerin insanlık suçu olarak kabulü için; Siyasal, felsefî, ırkî veya dinî saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plân doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi ön şartına bağlanmış.

 Yani insanlık suçlarının,  insanlık suçu olarak değerlendirilmesi uygulamada imkânsız hale getirilmiş.

Onun için bu suçları işleyenler adliyenin bir kapısından girip öbür kapısından çıkıp gidiyorlar, yargılamalar yıllar sürüyor sonunda bu ağır suçlar hafif cezalarla sonuçlanıyor.

Kimisi de etkili güçler sayesinde özel muamele görüyor, deli raporuyla sıyırıp gidiyor.

 Kayseri’de yıllar önce7 yaşındaki  Ahmet , kardeşi 6 yaşındaki Dilruba ve 10 yaşındaki  Türkan Ay'ın  dayanılmaz acılarla işkence ile öldürülerek gömüldüğü, küçük kızın  önce tecavüze uğradığı,  olayını hatırlayınız.

Öldürenin, hasta, sapık, sarhoş veya akıl sağlığından yoksun olması hiçbir şey ifade etmiyor aslında ama kanunumuza göre nafile, ateş sadece düştüğü yeri değil, insanım diyen herkesi yakıyor.

Bu örneği neden verdim.

Hepiniz bu fiilin insanlık suçları içinde sayıldığını düşündünüz herhalde?

Ne yazık ki hayır.

Bunun insanlık suçu sayılması için, çocukların başka bir dinden oldukları, başka bir ırktan oldukları   veya başka bir siyasi görüşten oldukları için hunharca öldürülmüş olması gerekiyordu.

Yani bu küçük çocuklar aynı toplumun insanı olduğu için insan olarak sayılmamış, onlara karşı işlenen bu iğrenç suç, yasama tarafından kanuna eklenen istisnalarla insanlık suçu olmaktan çıkarılmış.

Gerçekten böyle.

Bu katil; işlediği suçu sıradan bir öldürme veya tecavüz gibi, kanunun tüm istisnai hükümlerinden faydalandırılarak yargılanarak, ceza alacak, belki almayacak, bir miktar ağırlaştırılmış ceza alsa da bir af çıktığında bundan faydalanarak çıkacak, aramızdaki binlercesi gibi yine Ahmetleri, Dilrubaları, Türkânları öldürmeye devam edecek.

Öldürülenlerin, tecavüze uğrayanların ise, katil kadar hakları olmayacak, bunun adı da adalet olacak.

Şimdi soralım;

Küçük bir çocuğa, tecavüz edip dayanılmaz işkencelerle öldürme suçunun, ağırlığıyle orantılı cezası beş on yıl hapis yatmak mı?

Eğer adaletin sağlanması isteniyor ve yeni ocaklara ateş düşmesi istenmiyorsa, kanunda yer alan diğer tüm maddeler kanunun amacına uygun hale getirilmeli,

İnsanlık suçu kavramı  örnekte yer alan ve benzeri suçları içine alacak şekilde  farklı bir yaklaşımla yeniden düzenlenmeli.

İnsanlık suçları için caydırıcı  cezalar ve idam cezası yeniden getirilmeli.

Bu suçluların ve benzerlerinin tutuklu yargılanmaları sağlanmalı, cezalarının bitiminde dahi toplumun içine doğrudan karışmasına engel olunmalı,  özel alanlarda rehabilitasyon şartı konulmalı.

İnsanlık suçu ile ilgili yargılama ve infazlarda istisnai hüküm olmamalıdır.

Cezai ehliyet gibi şartlar olmamalı.

Mevcut uygulamanın tüm sorumlusu yasamadır ve kıyamette cezalarını göreceklerdir.

Umarım.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları