MY TV Türkiye Programlarını İzlemek İçin Tıklayın




Yörükoğlu süt

1 Mayıs konyaaltı

Muratpaşa Belediyesi anneler günü

Fenix center




Bürokrasi mi, Demokrasi mi?

26.01.2015 08:49

Bürokrasi, doğrudan siyasi karar verme sürecine katılmayan, siyasi irade tarafından alınan kararların uygulanmasını sağlayan bir sistemdir.

Bu sistemin düzgün işleyebilmesi için, çok güçlü bir siyasi iradenin, liderin, siyasi istikrarın olması gerekir. Aksi halde bürokrasinin hiyerarşik ve bürokratik yapısı, siyasi iradeyi giderek zayıflatır.

Türkiye’de, yıllardır devam eden sorunların altında belki de demokratik devlete dönüşememenin sıkıntıları, halkın egemenliğine tam olarak geçiş yapamamanın sancıları yaşanmaktadır.

Bürokrasinin topluma dıştan ya da yukarıdan zorla bir şeyler dayatan bir yapıdan ziyade, toplumun istek ve taleplerine göre hareket eden ve denetlenen bir aygıt olması gerekir. Aslında iyi işleyen bir bürokrasi, demokratik devlet işlevleri açısından da önemlidir.

Ülkeyi kim yönetecek? Ülkeyi bürokratlar mı yoksa halkın kendisini yönetmesi için yetki verdiği siyasi irade mi? Bu sorunun cevabının net olarak verilmesi gerekir.

Bürokratik devletten, demokratik devlete geçiş yapılabilmesi için, gelişmiş, ileri demokrasilerde var olan, bazı hayati reformların vakit geçirilmeden yapılması gerekir. Bu yapılmadan bürokrasinin siyaseti kuşattığı yapı kırılamaz. Bu kurulu düzen devam ettiği sürece, darbe teşebbüsleri (sivil ya da askeri) ve siyasete ince ayarlar devam edecektir. Türkiye; anayasasıyla, mevzuatıyla, kurum ve kuruluşlarıyla değişmeye, gelişmeye ve demokratikleşmeye ihtiyaç duyan bir ülkedir. Her şeyden önce zihniyetlerin buna hazır olması, bu yönde çalışma yapılması gerekir.

Türkiye’de siyaset, askeri darbelerle kesintiye uğramış, çıkarılan antidemokratik yasalarla toplum ve siyaset kontrol altında tutulmaya çalışılmıştır. Demokrasilerde siyasete hareket alanını halk belirler. Halkın ve siyasi iradenin inşa etmediği bir sistemin adı demokrasi olamaz.

1982 Anayasası, “1980 Askeri Darbesi”nin bir ürünüdür. Daha sonra yapılan değişikliklere rağmen, anayasal düzenin izin verdiği kadar demokrasimiz oluşmuştur. Bu anayasa, milletin istek ve taleplerine karşılık verecek, siyasi iradeye bu doğrultuda hizmet ürettirecek imkânı vermemektedir. O nedenle en kısa sürede demokratikleştirilmesi gerekir.

Demokratik süreçler içerisinde, yeni anayasa ile birlikte hukuk sistemimizde gözden geçirilmeli, Meclis’in yaptığı kanunlar, haksız mağduriyetlere imkân vermemelidir.

Türkiye’de, toplumda ciddi bir dönüşüm arzusu vardır. Bu dönüşüm arzusu, daha çok demokrasi, daha çok özgürlüktür. Ve ülkemizde bunun sancıları da yaşanıyor. Ne zaman ileri demokrasi doğrultusunda bir adım atılsa, bürokratik gücü elinde bulunduranlar ile kendisini elit olarak gören gruplar, bir yolunu bulup bu reformların önüne geçmektedir. Çünkü “sistemden beslenenler, sistemi değiştirmek istememektedir.”

Türkiye’deki dönüşüm ve değişim rüzgârlarına engel olma girişimlerini, bu çerçevede değerlendirmek daha doğru olabilir. Ancak ne yapılırsa yapılsın, bu kapalı sistemden, eleştiriye açık topluma doğru dönüşme arzusu mutlaka yerine getirilecektir.

Demokratik ülkelerde, egemenlik halkındır, milletindir. Millet, bu egemenliğini seçmiş olduğu meclis vasıtasıyla kullanır. Meclis, çıkaracağı yasalarla görev ve sorumlulukları dağıtır. Onun üzerinde hiçbir kuvvet, güç yoktur. İşin özü, doğrusu budur.

Bürokrasi, siyasi iradenin almış olduğu kararları uygulamakla yükümlüdür. Siyaset ve bürokrasi birbirlerinin alanına girerse işler karmaşık hale gelir. Özellikle gelişmemiş demokrasilerde, bürokrasi siyasetin üstüne çıkmakta, onu kendi görüşleri doğrultusunda etkilemektedir. Bu durum, ‘bürokratik vesayet’in ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Bir ülkede bazı kurumlar, meclise ne yapacağını söylüyor, bunda da demokratik olmayan bir şekilde ısrarcı olabiliyorsa, bu sistemin adı, demokrasi olmaz. Adı demokrasi olsa bile, “onaylı demokrasi” olur.

Türkiye, yakın geçmişinde, bürokratik vesayetin yanında, askeri vesayetin de etkin olduğu bir ülke konumundaydı. Şimdi bundan kurtulmanın mücadelesini veriyor.

Günümüzün gelişmiş, ileri demokrasilerinde, kitlelere sadece özgürlük tanınması, onların taleplerini yansıtacak mekanizmalar oluşturulması yeterli görülmemektedir. Bireyin, temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan ve onun gelişimini de sağlayacak önlemleri alan görüşler kabul görmektedir. Başka bir deyişle, “Haklar ve Özgürlükler Demokrasisi.”

Türkiye’nin hedeflediği bu demokrasi anlayışını bürokrasi getirebilir mi? Cevabımız tabi ki ‘ hayır’ olacaktır. Bürokrasi gibi, topluma açık olmayan, sistemin devamını kendisi açısından zorunlu gören, bu kapalı yapılar, hiçbir şey olmasa da varlığını, vazgeçilmezliğini ve güçlerini korumak adına kolayca düşmanlar üretebilirler. Burada siyasete düşen görev, etrafının bürokrasi çarkı ile kuşatılmasına engel olmak, ülkeyi icazetsiz yönetmek olmalıdır.

Yeni Türkiye’de, ekonomik hareketlerin demokratikleştirilmesinin yanında, siyasetin demokratikleşmesi, siyasi alandaki engellerin, sıkıntıların ortadan kaldırılması yönünde de ciddi adımlar atılmalıdır. Bunlar yapılırsa bürokrasi ‘yeni düşmanlar’ üretmeye devam edemez hale gelecektir.

Türkiye, demokrasi konusunda çok acılar yaşamış bir ülkedir. Ülkenin güç ve dengelerini, yarı aydınlar, elitler ve küçük bir azınlık olan bürokrasi elinde bulundurmuştur. Bunlar, yıllardır halktan korkmuş, onun iktidara gelmesinin önünü tıkayacak önlemleri almışlar, milletin iradesine ipotek koymuşlardır.

Siyasi partiler buna uygun şekillendirilmiş, ‘gönüllülük’ esasına göre oluşması gereken sivil toplum alanı ve STK’lar, bu amaca göre, yani var olan sistemin savunucusu olarak yapılandırılmıştır. Açıkça demokrasinin vazgeçilmez unsurları olması gereken bu kuruluşlar, statükonun stepnesi gibi düşünülmüştür. Türkiye’de yaşanan sıkıntı budur ve bunu aşmanın yolu demokratik devlet yapılanmasından geçer.

Türkiye, eleştiriye açık, düşüncelerin serbestçe ortaya atıldığı, üstünlerin hukukunun değil, hukukun üstünlüğünün esas alındığı bir toplum olmalıdır. Kurgulanmış bilgilerle, hükümetler üzerinde planlar yapmak, siyasi istikrarı bozmak ve bürokraside belirli yerleri ele geçirmek çabaları bürokratik devlet anlayışının kalıntılarıdır.

Bürokrasinin işi, siyasetle rekabet etmek değildir. Bürokrasi, vatandaşın kaygı ve değerlerini paylaşmalı, siyasetle işbirliği içerisinde, siyaset kanalı ile onlardan gelecek taleplere göre hizmet üretmelidir.

Siyasi iradeden bağımsız ve tarafsız olması gereken, halka hesap verme durumunda olmayan bürokrasi, siyasi irade tarafından nasıl kontrol edilecektir? Ya da siyasi baskı altında ki bürokrasi işlerini yaparken nasıl serbest çalışıp verimli olabilecektir? Bunun cevabı, ‘hukuk devleti İlkesi’nin doğru uygulanmasından geçer. Ayrıca bürokrasiyi ve siyasetçileri denetleyen, gelişmiş ve dinamik STK’lara ihtiyaç olduğu da açıktır.

Sivil toplumun gelişmesi halinde, siyasette ve bürokraside ‘hesap verebilirlik’ ilkesi sağlanmakta, demokratik denetim kanalları çalışmakta, bürokrasinin siyasallaşması önlenmekte, kariyer ve liyakat sahibi insanların hizmet makamlarına getirilmesi mümkün olabilmektedir.

Dinamik bir toplumun gideceği hedef, ileri demokrasidir. Bunun için Türkiye’nin ileriye doğru daha çok atılım yapması, daha hızlı yürümesi ve hızlı bir şekilde yol alabilmesi zorunludur.

Bürokrasi ile halk arasındaki mesafe kapanmalı, vatandaşı müşteri gibi gören anlayışlar hâkim olmalıdır.

Türkiye, sorunlarını çözerek bu hedefi yakalayacak güç ve kararlılıktadır.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları